Jung Üstüne Notlar, Anlama Denemeleri


AVRUPALI İÇİN İNSAN NEDİR ? İSLAM MEDENİYETİ İÇİN NEDİR? HİNT-DOĞU MEDENİYETİNDE İNSAN NEDİR?

PEKİ ASLINDA İNSAN NEDİR? İNSAN PSİKOLOJİSİ TEK MİDİR BÖYLE BİRŞEY VAR MIDIR, TANIMLANABİLİR Mİ, ORTAK BİR İNSAN PSİKOLOJİSİ TEORİSİ MÜMKÜN MÜDÜR?

İNSAN TEORİSİ

Jung, bir mektubunda doğu felsefelerindeki gelişim yöntemlerinin ilkel bir düzeyde olduğunu, hala pagan inançlara sahip olan Avrupalı zihin için tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini ileri sürüyor.

Yanlışı veyahut yetersizliğ Avrupalılarda hala bir insan fikrinin oluşmamış olması. Avrupalıyı zihinsel bütünü ile ayrı tutarken, diğerlerini alt kültür, alt düşünce, ilkel felsefe diye hiyerarşik bir ayrıma tutuyor. Bu kadar ileri görüşlü olan Jung ün olayları ileri geri boyutu ile izlemesi ve bir hiyerarşik düşünceler sistemi ve bu düşünceler sistemine dahil topluluklar şeklindeki dünya görüşü genel bir Batılı ilüzyonu.

Oysa Avrupalının germen paganlığından kurtulup ilerlemesi için bir takım süreye ihtiyacı olduğu fikride ayrı bir incelik. Burada, Avrupalı hep kendini eksik sayıyor. Bu eksikliğine rağmen en üstün düşünceye sahip bir tamlıkta olduğunun iddiasında.  Bu hali ile yardım kabul edemez. Çünkü hasta sapkınlığı ile kendine hayran. Üstelik hastalıklı ve nevrotik olduğu halde, kendinden şüpheler içerisinde debelenirken, hem değerlerini savunup, hem bundan kuşku duyarken, hala gidecek yolu olduğunu düşünürken, bu var olan tek tip düşünce yapısıyla şekillenen kabuğuna ve karakterine sımsıkı sarılırken, bir insan olarak bu zavallı topluluğa nasıl yardım edilebilinir.

Avrupalılar da mutlak iyi insan, mutlak kötü insan fikirleri çatışma içinde. İçimizde bir iyi insan var, ilk günahı İsa yükleniyor ve tertemiz oluyoruz inancı. Daha sonra Freud’un görüşleri ile şekillenen ve bir psikolojik harp nesnesi olarak kullanılan insanın doğasından şüphe edecek hale getiren fikirlerinin etkisi. Bu iki etkinin çatışması mutlak bir kuşku. Ne eskisi gibi olabiliyor ne geriye dönebiliyor. Freud’un suçu olmadan devam ettirilen bu psikolojik harp neticesi açılan bu büyük gedikte, eski değerlerinden de şüpheler doğuyor. Freud 19. yüzyıl boyunca akılla olayları açıklayıp psikozları temizleyeceğine inanıyordu. Ve akılla kaleleri yıktı. İnsanın bizim anlayışımıza, yani tasavvufi anlayışa göre, mertebe kazanabilmesi için bir nevi aklını yıkması gerekir. Freud, kilise tarafından akıl yoluyla kurulduğuna inandığı dini ve toplumsal değerleri bir tasavvufi anlayışın temel amaçların biri ile yıkmıştır. Lakin yerine kendi aklını koymaya çalışmıştır. Aklın yerine yeni bir aklın ikamesi. Fakat bu akıl yıkarken yerine yeni bir duygu, yeni bir anlayış koyamamış, eski değerleri tahrif etmekle yetinmiştir. Kuşku bulutları hazır değerleri de sarsmıştır. Nitekim sınırsızlık ve insanın kötü doğasının varlığına inanç, yeni fikirleri yeşertmiş ve ikinci dünya savaşında meydanlarda filizlenen düşünceler insanları ölümlere sürüklemiştir. Faşizm, Kominizm, dinsizlik, anarşizm, her türlü yeni fikir bu değer dünyalarının yıkılması sonucu düşünce dünyaları fesada uğrayan insanların arayış çabalarıdır.

Ne yazık ki bu akılcılık ve kuşku çağının bir eseridir. Büsbütün Freud tek başına suçlu değil. Bir damla bile değil. Nitekim Freud’un rüyaların önemine dikkat çekmesi, düşünce ve nevrozun, hipnozun ve telkinin etkilerine parmak basması, bilinçaltının varlığını geniş kitlelere duyurması yeni bir çağın habercisidir. Yıkımı yapmış bir iki tohum da bırakmıştır. Kısa vadedeki açtığı yıkım tabi çok büyük olmuştur. Nitekim onun görüşlerini kimler ne amaçla pazarlıyorlarsa suçu oralarda aramak lazım. Bu bir nevi Yaşar Nuri, Zekeriya Beyaz operasyonlarına benzerlikleri ile bazı izler taşımaktadır.

Şimdi gelelim Jung ve Avrupalının insan algısı ile İslam insan anlayışına. Jung’e göre insan bilinçaltı havuzundan beslenen, toplu bilinçle bağlantılı, düşünceler ekseninde yaşayan bir varlık. İyi ve kötü düşüncesi insanda mevcut. Simgelerle bilinçaltı ve kendi ile bağlantı kuruyor. Rüyalar bu aşamada önemli araçlar diyor.

Buraya kadar İslamda insan tasavuruna benzer gibi görünmesine rağmen, tüm psikoloji alanındakiler gibi, yani tüm Avrupa psikologlarının ortak eksikliği iyi insan ile kötü insan arasındaki farkı çizememeleri. Yani insanda her zaman mutlak iyi davranışlar bekliyorlar. Bunun dışındakileri akıl dışı ve nevrotik kabul ediyorlar. Normal insan davranışı diye bir tanıma sahipler. Gerçi Jung bunu eleştirse de çözümü aranan sorunlarda göze çarpan şey bir kalıp var ve biz bu kalıba ulaşamıyoruz, öyle ise Avrupalı normal insan kalıbına yaklaşalım. Yani insanı Avrupa düşünce yapısındaki toplumunun bir bireyi haline döndürelim anlayışı var. Bu kalıbın sürekli değiştiğini, çağlar düşüncelerle evrildiğinin farkındalar. Şu an kuşku içinde olsalarda bu kalıbın ilerlediği fikrindeler. Oysa Freud gibi insanları nevrozlarından kurtarıp normal bir insan yapmak, tam uyumlu birey haline getirmek isterken, bu kalıbın şeklini de kökten değiştirebildiklerinin yeni yeni farkına varıyorlar. Yani ellerinde biraz kuru hamurdan bir kalıp, ve hamura hamurla şekil vermeye çalışıyorlar.

İyi ve kötü davranış arasındaki tanımları muğlak. Bir an da hazcı olabilirken, hedonik bakışa ulaşırken, bir anda İsacı olup doğru duygu, disiplin ahlak arasında kayabiliyorlar. Aradaki pagan fikirler ise cabası. Tam bir karanlık ve şüphe. İnsan hakkında en ufak bir fikirleri yok.

Ne zaman insana ulaşmaya çalışsalar bunu bilinçaltı, nevroz gibi kavramlarla açıklıyorlar. Ego, alt ego gibi kavramlar, İslam anlayışındaki nefis kavramına yaklaşıyor ama bir türlü ahlak ruh gibi kavramları açıklayamıyor. Çünkü Freud gibi ahlakı toplumsal düşünce örgüsünün bir ürünü olarak alırsanız, bunun değişebilir olduğunu kabul edersiniz. Yani tüm insanlık için bir açıklamanız yoktur. Avrupalı için geçerli olan Asyalı için bir anlam ifade etmeyecektir. Nitekim evrensel doğruları bulduklarını iddia etseler de açıklamadan aciz kaldıkları yerlerde doğrudan diğer toplulukları ilkel diye tanımlayarak kendi zayıf ve miyop bakış açılarını ifşa ediyorlar.

Peki aradaki fark nedir? İnsan nedir ? İslam düşüncesinde insan nasıl açıklanmaktadır?

İnsan bir egolar bütünüdür. Kendi kişisel varlığını dünyada icra edebilmek için kendinin bu dünyada bir kişilik ve yapı içerisinde vehmeder. Bu zannı bazen tek bir karakterde açıklarız, bazen bol bol kişilikler mevcuttur. Bu nefis denilen düşünce örgüsü beynin bir ürünüdür. Burada beyin akıl, duygu, haz boyutlarını içeren bir araçtır. Bu beden aracının kendi varlığından haberdar olması, kendini varsayması kendi için zorunluluktur. Beyincik nasıl refleksleri kontrol ediyorsa, bilinçaltı olarak ifade edilen şey, nefsin kendi varlığı için kendine biçtiği düşünce döngüsüdür. Bu öyle bir bilgisayar programıdır ki kendi kendini tekrar eder, kendini korumak için yazılı düşünceler üretir. Kimi zaman bu varlığı korumak için ileri bir program olarak düşünceler, vehimler üretirken, aslında kendisi bir vehimdir. Beden haz boyutları ile öylesine bir alettir ki bu varlığın çok geniş imkanlar dairesinde faaliyetleri mevcuttur. İşte insan tasavvurundaki farklılık batılı psikologlarla bu noktada doğmaktadır. Onlar bu nefsi terbiye etmeye çalışmaktalar. Bilinçaltı kavramı karıştırmaktalar. Bilinçaltının bir kısmına gölge, bir kısmına ruh diyorlar. Oysa gölge nefsin kendi vehmi düşünce sistematiğidir. Diğer bilinçlerle iletişim kuran kısım ise Ruhtur. Bu da bilinçaltıdır. Ama bu özün ta kendidir. Öz, kelimesi İslam Tasavvufunun temelidir. Can kavramı ile taçlanır. Bu can, bu töz, nefsin terbiyesi ve vehmin etkilerinin arındırılması ile kalaylanıp açığa çıkarılmaya çalışır. Nefis öyle bir vehimdir ki kimi zaman var olmak adına insanı kötü denilen davranışlara yöneltir. Halbuki zaten bu vehim bizim için iyi bir şey yapmayı amaçlıyor. Freud gibilerinde ifade ettikleri bu geçmişe bakalım olayı bu kendini var etmek isteyen vehmin oluşturduğu davranışlar bütünüdür. Geride yatan da budur. Burada nefisle ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın bunun bir anlık düzelme olacağını ve nevrozların artık yok olacağını düşünmek Freud’un en büyük açmazıdır. Zira bu yapı her an nevroz denilen düşünceleri üretir. En ehil olduğu sanılan an da bile yeni bir yapı oluşturur. İyi diye yapılan her şey her yerde doğru olmadığı gibi, bu düşünce dünyamızın her olayda kendince aldığı hisse başka bir olay için zehir hükmünde olabilir. Her davranış her durumda doğru değildir. Onun için sürekli uyanık olmak lazım. Bu ise ruhun sürekli bilinç düzeyinde olmasını gerektirir. Bilincin bilinçaltını ekmesi gerekir. Ruh denilen irade, seçme hürriyeti, akıldan bağımsız bir akıldır zaten. Yani bu öyle bir andır ki varlığı zamanın dışında, beyne, akla, hislere ve hazlara ihtiyaç duymayan oluş halidir. Kimisinin om dediği, duymaya çalıştığı bu hal, ancak vazifeler, disiplinler, idrak, ve bilinç ile canlı tutulur. Bunun ritüelleri, tekrarları, beslemeler, simgesel anlamları yıllardır uygulanmakta, çeşitli dinler şeklinde varlığını sürdürmektedir.

Bunların yadsınması psikolojik hastalıkların doğrudan kaynağıdır. Her türlü nevrozun ve hastalığın tek sebebi insanın kendini tanımamasıdır. Modern psikoloji ise insanın kendini tanıması için araçlar sunmakta fakat karanlıklarda ilerlemektedir. Burada mutlak anlamda İslam düşünce dünyası doğrudur insan tasavvuru doğrudur demek ancak kendi inançlarımla tutarlı olmam açısından kendi açımdan haklılık ifade eden bir cümledir. Fakat bilimsel anlamda insanı anlama çabası sağlanacak ise bu olaya yarar  açısından bakılması daha doğru olabilir. Nitekim doğruların tek olduğunu kabul etmek donukluk getirir. Bu noktada İslam’ın insan tasavvurunun psikolojiye bilimsel katkısından yararlanmak gerekmek, bu yazıda aradaki algı farklılıklarına değindik.

Rüyaya bakışta, Jung’ün İslam ve Tevrat’tan ne kadar yararlandığı ve bu felsefi anlayışla içli dışlı olmuş olması değinilmesi gereken bir konu. Bu açıdan rüyaların ruhun bir penceresi olmuş olması, ruhun varlığına açık birer delil olmasıdır. İster tekli bir bilinçaltını kabul edelim, ister ruh ve nefsin penceresinden bakalım psikolojik alegoriler açısından rüya bilim ve insan psikoloji çalışmaları açısından bu konuda ilişkilerin incelenmesi gerekliliktir. Nitekim İslam’da şeytani rüyalar ve rahmani rüyalar ayrımı, rüyada yeşil, siyah, sarı ve kırmızı ayrımları, gölge, alt ego kavramları, simgeleşmiş anlatımlar incelenmesi gereken konular ve Jung’un kitabındakiler ya bunlardan yararlanmış ya da aynı konulara değiniyor. Tezat olan şey insanın kendinden uzaklaşması. İnsan kendine yaklaştıkça muhakkak gerçeğe de yaklaşacaktır. Doğru ve yanlış, iyi de kötü de, insana çok uzaklarda değil düpedüz çok yakınında kendindedir. İnsanın doğasının tam bir tasviri dünyayı yaşanır kılacaktır.

Notlar:

  • Avrupalının ilerleme fikri hastalığı
  • Avrupada şüphe, değer erozyonu
  • İnsan ın tanımında yetersizlik, tek merkezli bakış…
  • Jung’ün Avrupalılar için hala geri bir dini düzeydeyiz savı…
  • FREUD’un katkıları, ve psikolojik harp aracı olarak kullanılması, çağının çocuğu olması.
  • İslam ın ben tasavvuru, insan tanımı, medeniyete katkısı, bunun bilimsel ifadesi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s