Küresel Mali Kriz mi ?


 

Küresel BDDK’ya doğru…

Doğru sorular sorulmadan doğru cevaplara ulaşılamaz.  Bu yaşananlar küresel mali bir krizden mi kaynaklanıyor ? Soru köküne inerek soralım; bu sürecin adı küresel mali bir kriz diye tanımlanabilir mi? Yani bu küresel mali kriz midir ? Öyleyse neden cari açığı yüksek ve borçlanma gereksinimini dışarıdan karşılamak zorunda olan ülkemizi şu an ki mevcut durum içerisinde direkt olarak etkilenmiyor? Sadece mali bir kriz ise nasıl oluyor da kısa vadede etkileri tüm üretim sürecine yansıyor ? Bu bir krizse bu kriz tanımı doğru mu yani gelişmiş ülkelerin kriz tanımı ile bizimkisi aynı mı ? Aynı değilse soru külli olarak daha kurulma aşamasında sakat doğmakta. Yani bu küresel mali bir kriz midire evet veya hayır deme fırsatını bulamadan soru yanlışlanmaktadır. Mesele tek bir soru ile geçiştirilemeyecek kadar komplike.

Kriz tanımına girmeden, öncelikli sorumuz şu olmalı : Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan bu kriz mali midir, yoksa sistemin tüm üretim faktörlerini etkileyen bir kriz midir? Yani yapısal mıdır, konjonktürel mi ? Bu soru çok önemli,  bu sorunun cevabıyla beraber çözüm yolları da çeşitlenmekte.

Bizim açımızdan yani Türkiye ve Türk piyasası ve içerde ki aktörler açısından bakarsak soru şu : Bu dış kaynaklı kriz bizi sağlam bir durumda yakaladı, fakat bu kriz geçici olsa da yapısal olsada bizi ne kadar etkileyecek, biz bu durumda ne yapabiliriz ? Bu soruda ilk soruda cevaplara göre, yani krizin yapısal mı yoksa konjonktürel mi olduğu ile ilgili olarak değişmekte.

Sırayla cevaplarsak, bizim açımızdan görünen köy klavuz istememektedir. Kriz tüm üretim faktörlerini etkileyen ve kısa, orta ve uzun vadede de etkilyecek bir krizdir. Yani yapısaldır. Bu açıdan yabancılar 4 çeyrek üstüste küçülme yaşayınca kriz demekteler. Oysa bu büyüme veyahut küçülmenin ötesinde içinde insan olgusu olan yani ahlak yoksunluğundan, çözülmeye, uzanan, paranın parayla mübadele edildiği sakat bir yapının esoesleridir. Bu kriz esasında Enronla patlak vermiştir diyebiliriz. Krizin başı ne kasım ayı ne de geçen hazirandır. Enronla başlamaktadır. Bu olmayan paralardan para kazanmak, yani insanlara yalan satmaktır. Bu güven üzerine kurulu piyasaların, balon olduğu gerçeğini insanların yüzüne vurdukça kriz içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Krizi konjonktürel diğerek parasal enjeksiyonlarla çözmeye çalışanlar en nihayetinde  kendi yarattıkları canavarlarını biraz daha güçlendireceklerdir. Gerçeklikten kopuk sanal bir dünya da var olmayan paralar, var olan gerçeklikle yan, mal ve hizmet arzı ile uyuşmadığı anlarda bu kriz her an patlayacaktır. Bu balon şişirildikçe etkisi daha da büyüyerek bize zarar verecektir. En basit bir örnek ile her sistem önce var olmanın yolunu arar. Doğruluk sonra gelir. Fakat şunu unutmayın ki para işlerinde güven ve doğruluk yoksa bir varoluş problemi vardır. Çünkü piyasa bir daha asla var olmayabilir. Kutsal görünmeyen el, kırılabilir. İnsanların kaçınma imkanları olmayan paraları emeklilik fonlarını bu sanal şişkin yalan fonlarla aynı kefede hesaba katarsanız, dünyanın bir numaralı kuralı olan; iyi para kötü parayı kovar gerçeğinde olduğu gibi piyasa bu pisliğin içine gömülecektir. Artık bu yapısal çözüm maalesef merkez bankalarını çok çok ötesine geçmiş, tüm küresel piyasa kurucularının, devletin, ve Birleşmiş Milletler dahil tüm kurumların ortak bir sorumluluğu haline gelmiştir. Çözümden kaçışın faturasını 5 milyar insana ödetmeye kimsenin hakkı yoktur.

Hemen küresl bir konferans toplanmalı, gerçeklikle, bu saçma sistem birbirinden ayrılmalı. Uluslar arası bir Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kurulmalı, her türlü fon hareketlerin Tobin vergisine benzer fakat cüzi bir miktar alınmalı, bu para tüm küresel çarkları geliştirecek Afrika dahil, Amerika’da ki evsizler dahil tüm ülkelerin altyapı yatırımlarına harcanmalı ve küresel bir canlanma yaratılmalı. Bangledeşli Muhammet Yunus’un girişimi olan yoksullar bankası gibi yardımcı faaliyetler yeni düzenlemelerle finanse edilmeli ve desteklenmeli. Bu krizin aslı parasal bir kriz olup, Amerika bunu başka ülkelere ödetebileceğine inanmaktadır. Oysa balon olan Amerikan doları üzerinde bu kadar oynanması hem tüm küresel parasal sistemi çözecek hem de onarılması zor yaralar açacaktır. Küresel ticaretin durması demek, küresel ulusal devletlere ve bölgesel komplike savaşlara merhaba demektir. Bu basit bir kriz değildir ? 10 yıllar boyunca bunun etkileri görülecek ve dünyada yeniden yapılandırılmış bir sistem kurulmadıkça etkileri dalga dalga devam edecektir. Merkez bankalarının enjeksiyonları en fazla bir iki sene etki edebilir. Bu müdahaleleri her sefer yaptığını düşündüğümüzde bu işin finansmanının kime fatura edileceği sorunu ile karşılaşılmaktadır. Asla ve asla unutmamalıyız ki bu tek başına çözülebilinecek bir kriz değil aksine ülkelerin tek başına çözümleri ile derinleşecek bir krizdir. Dünya da barış mı istiyoruz, savaşlar ve felaketler mi sorusu da en nihayetinde hepimizin ortak bir sorunudur. Bu parasal krizi beraber atlatmak için çaba göstermedikçe de bu soruya verdiğimiz cevap maalesef bellidir.

Türkiye’nin yapacağı ise daha önce “Medeniyetler İttifakı Projesi” gibi ekonomik ve sosyal bir insiyatifi başlatması. Bölgesel bir aktör olarak, kendi başına çözemeyeceği bu probleme, hem bu Medeniyetler İttifakı Projesi ile uyumlu bir şekilde, içini doldurarak sosyal bir sürece çevirmeli, yani Medeniyetler Buluşması Şeklinde bir yapı ile küresel parasal hareketlerden elde edilecek geliri tüm bu sistemin mağdurlarına aktarmasını sağlayacak bir yapı oluşturmalı, böylece hem sistemi kurtarırken ve düzeltirken, hem de sistem içi tüm aktörlere yardım edecek bir sosyal yapı oluşturmalı. Türkiye BM’ler daimi temsilciliğine seçilirken aldığı bu misyonu, tüm insanlık adına bir barış atmosferine çevirecek kabiliyete ve güvene sahiptir. Unutmayalım ki bize oy veren ülkeler ve halkları bizden tüm dünya adına bir umut ve hedef beklemekteler. Bizim tarihi, siyasi ve kültürel geçmişimiz bunu gerçekleştirmemizi sağlayacak tüm imkanları bize sunmaktadır. Birleşmiş Milletler bünyesinde geliştirilecek bu çaba ve bu düzenleyici kurum öncülüğünde oluşturulacak yapı, tüm insanlığın ortak gururu olacaktır. Bu insiyatifi Türkiye almalı ve şu an ki dünya düzeninde de bunu yapabilecek birkaç ülkeden birisi olduğumuz gerçeği unutulmamalı.

Burada top bu daha önce ki dış politikamızı şekillendiren kadromuzda. Bu kriz de IMF bizim ülkemizin iç yapısını belirlememeli, biz sistemi belirlemeliyiz. Çünkü kendi kendini kredilendirmekten aciz derecelendirme kuruluşları, kararları kendinden menkul fon yöneticilerinin etkin olduğu bir sistemde borçlanmaya çalışan, güçlü olduğu halde güçsüz görünen ülkemiz dizginleri eline almalı, öyle bir düzen oluşturulmalı ki siyasi baskılardan uzak ama siyasetin denetiminde olan, her ülkenin katılımının sağlandığı ortak çıkar ve ortak insanlık ahlakı temelli bir yapıya tüm dünya ulaşmalı. Amerika’da ortak kurumlarla hareketle etmek isteyen yeni başkan Obama’nın da, her konuşmasında ortak girişimlerden bahseden Hillary Clinton’ında bu yapısal düzenleme insiyatifi içerisinde ortak hareket edecekleri açıktır. İngiltere’de Gordon Brown, Rusya dışişleri bakanı Sergey Lavrov’un da bu düzenlenlemenin içinde yer alacakları açıktır. Bu yeni düzen hem Amerika’nın, hem Türkiye’nin , hem de tüm insanlığın çıkarınadır. İki dünya savaşı sonrası oluşturulan düzenin, eksik kalan parçaları yeniden revize edilerek oluşturulmalı, tüm dünyanın ihtiyacı olan bu entelektüel perspektif oluşuturulmalı ve insiyatif bir an evvel hayata geçirilmelidir.

 İşleyen bir piyasaya,  huzura ve barışa  tüm insanlığın ihtiyacı var.

Y. A.S.

EKONOMİST

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s