Dış borçlanma ne zaman yapılır? Şekilleri nelerdir? Ders Kitaplarının Düşündürdükleri


A) Yetersiz iç tasarruflar

B) Sanayilesme ve kalkınma çabalarının büyük miktarda finansmanı zorunlu kılması, sanayi üretiminin büyük ölçüde ara malı ithalatına dayalı olmasından dolayı dışa olan bağımlılık,

 C) Dış ticaret ve ödemeler dengesi açıkları ve bunları finanse edebilecek ulusal döviz miktarının yetersiz kalması,

D)  Askeri harcamaların zaman zaman buyuk boyutlara ulasması,

E ) Kamu açıkları.

F ) Yurt ici finansmanın yurt dışı finansmana nazaran pahalı olması,

G ) Ekonominin kısa vadeli sermaye akımlarına acık olması.

DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

A şıkkı bize neden iç tasarruflar düşüktürü hatırlatır. Öyle ya az gelişmiş bir ülkede insanlar daha çok tasarruf etmek istemezler mi ? Fakir insanlar en azından bir evleri olsun istemezler mi? Bir araba almak için tasarruf etmezler mi? Veya bir kenara para koymazlar mı? 

Çoğu koyamaz. Çünkü günü gününü kurtarır kimi zaman. Şişirilen kredi kartları ile, özendirilen aşırı tüketimle, zaten okumayan, belki okumaya düşünmeye değerlendirmeye vakti imkanı olmayanlar bilmeden çevresine bakarak öyle düşünce yapıları ve kısır fikirler içinde bocalar ki bir süre sonra hayatını idame ettirmeye çalışan robotlara dönüşür. 

Daha şanslı olan nisbeten fakirler aile birliktelikleri ile beraber birbirine destek olur para biriktirir. Ev alır. Nihayet para bir yerlerde ufakta olsa birikir. Peki ya sonra. Bu parayı aktarabileceği mekanizmalar var mıdır? Üretime dönük mekanizmalar var mıdır? Hele ki bankaya yatırmak istemiyorsa. Zaten bankaya yatırmamanın altındaki zihniyet bu paranın üretime, yani bir ortaklığa gitmeyecek olmasıdır. Kendi verdiği borç ile başka zayıf fakirlerden, ve zor durumdaki firmalara borç vererek onların sefaletlerinin sömürüleceği düşünülmektedir, çoklarınca. Bunun yarısı doğru yarısı yanlıştır, ama doğru kısmı bile mide bulandırmaya yetmektedir. Bu imkan gitti.

Borsaya verse ne olur parasını. Üç beş şikecinin burada da spekülasyon yaptığı ortadadır. Türkiye borsası şu an ne durumdadır bilinmez ama dar işlem hacmi ile elin elinde bir oyuncaktan öte birşey değildir. Belki trilyonları olanlar için anlam ifade etsede, azıcık aşı olanlar için bir anlam, bir ortaklık, bir üretime katkı, bir risk alma gereci olma vasfı yoktur.

Demekki memleketimin minik yatırımcısının minikleri altında, dolarda, euroda kalmaya mahkumdur. Minikler büyüyünce emlak olur, ev olur başka da birşey olmaz, çünkü TÜRKİYE’de İşleyen Bir Finans Sistemi yoktur. Türkiye’de Finans sistemi devletin iç ve dış borçlanmasına kaynak aktarmakla, Olmayan özel sektörümüzün, kısa vadeli çırpınmalarını finanse etmekle, yabancılar için bir macera alanı olmakla yetinmek zorunda bırakılmıştır.

Bu altın, gümüş, likit varlıklar yatırım değildir. Şirketleşme, birleşme, kooperatif olma, müraba, müdaraba, kar ortaklığı gibi güzel ve kaliteli kavramlar ise üç beş hırsızın elinde mundar edilip ayağa düşürülmüş ve hırsızlığın birer aleti olmuşlardır. Kimi faizi gizler, kimi Avrupa’Da ki vatandaşlarımızı dolandırır. Kimse Avrupa’da ki vatandaşlarımıza saf diyemez. Çünkü doğru olanı onlar temiz yürekleri ile hissetmişlerdir. Ama Türkiye’de yetişen vahşiler gelip olması gerekeni boğmuşlardır. Bunların yaptıklarını terörbaşları ile kıyaslasam ve daha ağırı bunlarınki bundan daha da kötüdür çünkü Türkiye’nin zayıflığına sebep oldular desem az bile demiş olurum. Hele Türkiye’de kar ortaklığı adı altında, şimdi hepsi birer banka olan kurumlar yok mu. Onlar hangi üretime destek veriyorda milleti ortak ediyor bu da akla ziyan. Fakat bu konuda derin malumatım yok . Tamamı hırsız demiyorum ama ileri de göreceğiz. Bunlar üretimemi yönelecek, yoksa şu anki halleri ile faizin kibarca gizlenmesi midir bunu anlayacağız.

Evet bizim ülke özelinde yatırım düzeyi düşüktür fakat vatandaşımızın yatırım gayreti yüksektir. Akacak bir mecra bulamadığı için bu paralar ortada yoktur. Türkiye’de Dürüst, üretimi finanse eden bir sistem kurulmadan bu düşüklük devam edecektir.

Ha bu arada bu sistem kurulsa bile üretim için alınan kredilerin nereye gittiği de iyice denetlenmelidir. Alan kişilerde iyi niyetli olacak. Peki bu hırsızlar dünyasında bu ne kadar mümkün. Ülkenin bu  ahlak düzeyinde iyi ile kötüyü ayıracak vicdanın hepimizde olması lazım. En azından böyle bir bilinç olmalı. Vicdan düzeyi ve bilinci ülkede çok yükselmeli, bu da son gereklilik.

Sorun: Düşük yatırım oranları

Çözümler:

1) İstihdama yönelik üretim ve para kazanan işçilerde artan yatırım bilinci

2) Üretimi destekleyen Türkiye Finans Sisteminin Kurulması

3) Vicdan ve Ahlak düzeyinde artış, İyiyi kötüden ayırma bilinci.

B şıkkı ise aklımıza büyük miktarlı yatırımlar gerekli midir sorusunu akla getiriyor. Özellikle büyümek için lafı ise komedi gibi duruyor. Zira büyüme sayısal olarak ciro artışından başka birşeyler ifade etmiyor. Hele bu dışa bağımlı büyüme modelleri ise ayrı bir komedi. Hem büyümeyi istiyorsun, hem dışa bağımlı olmayacaksın, hem tasarrufun yok, hem ara malı almak istemiyorsun, hem de sanayi hamlesi yapacaksın.

Bu elindeki çifte ile 10 tane aslan vurmayı isteyen ama toros dağlarında eşşeği ile gezen yolunu şaşırmış lazın fıkrasına benziyor. Neresini tutsan elinde kalır.

Ben en başından başlayayım.

Büyüme bir gereklilik değildir. Kalite ve okur yazarlık bunun önüne geçer. Mesele Türkiye’de ağır sanayi de değildir. Mesele Türkiye’de kaliteli yaşamın arttırılması meselesidir. Aç insanın dini olmayacağı gibi, değil kaliteli yaşamı sadece yaşamı bile olamaz. Psikolojik hasta insanlar toplumu olunur. Bu düzende günübirlik çözümler tek seçenek olur. Kimi hırsızlık yapar, kimi günü kurtarır, kimi kimileri beğenmese de kömür veren oy verir. Çözüm ise insanların düşünmesinde yatar. Bu insanların düşünmeye zamanı yoktur.

Burada sorumluluk düşünen insanlara düşer. Öyleyse düşünelim, Türkiye eğitim sistemi, istihdam kalitesine bir katkı sunuyor mu. Üretimi destekliyor mu, yapıları değiştiriyor mu, yeni istihdam olanakları yaratıyor mu. Düşünülerek mi oluşturulmuş, yoksa tesadüfi çözümlerle mi.

Türk eğitim sistemi orta öğrenimi ve üniversitesi ile kopuk bir yapıdır. Plansızdır, tesadüfidir. Bırakın istihdam sorununu çözmeyi aksine köstek olmaktadır. Milleti okumaya teşvik etmekte, yüz binlerce üniversite mezunu işsiz oluşturmakta. Ülkenin ara eleman ihtiyacı var iken, kaliteli elemana ihtiyacı var iken kaliteli ustaya ihtiyacı var iken, insanları 4-5 yıl oyalayıp artık o işleri beğenipte yapamaz hale getirmektedir. Çünkü Türkiye’de toplum baskısı vardır. Batı gibi değildir. Bir üniversite mezunu kolay kolay okulu bitiripte tamirci olmak istemez, istese de kolay kolay cesaret edemez. Avrupa’da ve de özellikle ABD’de kişi ne bitirirse bitirsin her işi yapabilir, gocunmaz, gocunacak bir çevre de yoktur. Ama burası Türkiye kardeş.

Kendi şartları var, anlayın artık . Başbakan çıkıp her üniversite okuyana iş bulmak zorunda değiliz diyor. Bu Batılı bakış açısı ile doğru iken Türkiye gibi insanların bir numaralı ihtiyacının yaşamını devam ettirmek olduğu bir ülkede maalesef bu rahatlık yoktur. İnsanlar iş için üniversite okumaktadır. Bunu önceden hesap edecektin diyen tuzu kurular bilmemektedir ki ilkokuldan beri yarış atı gibi çalışan çocukların bırak bilinçlenmeyi cin alinin ötesinde birşeyler okuması tesadüfidir, imkansızdır. 18 yaşında çocuk sayılacak gençler tercih yapmak zorunda bırakılmakta ve onlardan sonra da mükemmel kararlar beklenmektedir.

TEsadüfi yürüyen sistem içerisinde rasyonel kararlar verilemez. Nitekim büyük çoğunluk verememektedir. DEvlet idaresindekiler rasyonel bir sistem kurup ondan sonra üniversiteyi biteren herkese iş vermek zorunda değiliz demelidir. Türkiye şartlarında zavallı çocuklarımız bunu hak etmiyorlar.

Bu bulanık denizde balık avlanmaz. Bu denizi durultacak olan eğitim sisteminin başında, ucunda, kenarında olan herkestir, toplumdur.

İşte bu en temel insani değerler konusunda sorununu çözmeyen, insanla büyüyebileceğini anlamayan, kendisinin kendi tazecek evlatlarına bu sistemi layık gören ülkelerde büyük sanayi yatırımı ile küçük sanayi yatırımı arasında bir nokta kadar fark yoktur. Çünkü aracı el işler, el övünür.

En büyük sermaye beşeri sermayedir ve bir numaralı sorun dış borç bulup büyük yatırımlar değil, eğitim sisteminin düzeltilmesidir. Çocuklarımıza değer verip, yeteneklerini keşfedip, elimizdeki imkanlar doğrultusunda onları sevk edelim. Bazen bir bilgisayar teknisyeni kaliteli yetiştirilirse, çok bilgisayar mühendisini geçer. Steve Jobs, diye diye bitiremedikleri bir kişi değildir. Ona bu imkanı sunan ortamdır. Ülkesi, zihniyet, Stanford ve benzerleridir. İnsanlara imkan verilirse büyük sanayi tesislerinden ötesini yaparlar. Dış borcu o zaman sen aramazsın, dış borç gelir seni bulur.

Almanya’yı bugün insanları kalacak şekilde yok et. 50 sene sonra bugünkünden daha güçlü olarak karşında yine bulursun. Farkı yaratan insandır.

Sorun: Büyüme ve Sanayi yatırımları, ara malı için dış borca olan ihtiyaç

Çözüm: İnsana yatırım, eğitim sisteminin insan kalitesi ve yetenek odaklı düzenlenmesi, Türkiye düşünülerek karar verilmesi, Ortaöğrenim ve Yüksek Öğrenim arasındaki kopukluğun giderilmesi.

C ise bize dış ticarette her zaman yabancı paraya olan ihtiyacı hatırlatıyor. Niye durum böyle. Çünkü paramız konvertabl değil. Tabi bu ABD dışında çoğu ülke için geçerli. Euro bile petrol almak için sınırlı bir opsiyon sunuyor. Bu durumu düzeltebilir misiniz? Elbette. Ama her zaman birşeyler almak için yabancı paraya ihtiyaç olacaktır. Burada önemli olan dünyaya satabilecek birşeyler üretmek. Bu durumda her zaman yabancı para bulursun belki kim bilir senin paranda böylece ileri seviyelere ulaşır. Peki iyi üretim nasıl sağlanır ?

a) Kaliteli düşünen insanla

b) Yukarıda ifade edilen üretim odaklı Türkiye Finans sisteminin kurulması

C şıkkı şunları da düşündürüyor. Bunu aşmak için ülkeler karşılıklı kendi paraları ile ticaret anlaşmaları imzalıyor. Kendi ticaret bölgelerini kurmaya çalışıyor. Bu durumu aşmanın pek çok siyasi yol ve yöntemleri vardır. Bu durumda bile üretecek veyahut satacak birşeyleriniz olmalı. Bu yukarıda ifade edilen üretim hedefimizden bizi caydırmıyor. Tabi bu üretim ardından ne üreteceğiz sorusunu getiriyor ?

Evet üretmek sadece dumanlar çıkaran fabrikalar değildir. İnsana kaliteli hayat yaşatacak herşey. İnsanın gülümsemesi de bir üretimdir. Unutmayın.

Bu tanım çok önemli. Gülümseme bir üretimdir! Standart budur.

Bu sayıya gelmez, ölçülmez, ama paha biçilmez kıymeti unutmayınız. Bunu söyleyen kişi kesinlikle ekonomiden anlayan birisi ve kesinlikle emin olunki bu sadece birkaç şiir sözü değil. Çünkü gülümsemenin bir üretim olduğunu insan anlar ve buna göre bir üretim çerçevesi ve hareket noktası belirler ise Dünya daha yaşanılır bir yer olur ve kalkınma denilen şey gerçek anlamını bulur.

Üretim, paranın ötesine geçsin. Amaç odaklı olsun. Gülümse odaklı. Hizmet odaklı. Bir domatesi elinizle yetiştirmenin değeri parasal ifadenin ötesidir. Sistemler insanlara kendi domatesini üretebilme, gülümseyebilme imkanını sağladıkça ileridir.

EĞer batı dünyası bugün düşünce yönüyle krizde ise bunun sebebi, çok yüksek gelir rakamları ile insanların gülümsemesini sağlayamıyor da ondan krizde. İşte büyümenin tıkandığı nokta budur. Ve Avrupa gülümseyemedikçe büyümüyor, küçülüyor. NEfret arttıkça hangi büyümeden bahsedilebilinir. Elbette sefalete gülümsemek değil dediğim. HEmen Afrikalılar akla geliyor değil mi? Onlar bir yönü ile çoğumuzdan zengin. Ama elbette hayatın maddi yönü boş geçilmesin. Ama öz unutulmasın. İşte zor olan kısım bu. BUnu ben çözemem. Sadece üzerinde düşünün diyorum! Gülümseten herşey.

Gülümseme sadakadır, dinimizde. Evet bununda bir değeri vardır. Hem de maddi. Sadakadan sayılıyor. Hiç  düşünmez misiniz?

Gülümse üretmekle başlayıp, amaçları arttırarak en nihai amacı, rızayı bulup, bu yönlü bir üretime yöneleceğiz hep beraber, hadi biraz kafa yoralım.

Sorun: Dış ticarette döviz ihtiyacı.

Cevap: Gülümsenin bir maddi değeri vardır ve bu bir üretimdir, en aşağı düzeyidir. Üretime buradan başlayacağız. Üreteceğiz. Neyi? İşte cevabı, gülümseyle başlayan zihniyeti ve mutluluğu, huzuru kaliteyi, estetiği, insanlığı bu temelde çalışarak, insan gibi şahsiyetle yaşayarak kuracağız.

D şıkkı bize pekçok konuyu hatırlatıyor. Ülkeler niye silahlanıyor? Kendini korumak için. Kimden. Diğer ülkelerden. Kimi? Kendi ülkesindeki insanları vatandaşları. Yani başka insanları, başka insanlardan korumak için ordular kuruyoruz. İnsanları tanıdıkça, tabiki bu da olmalı diyoruz. İstersen sulhu salah, daima uyanık ol savaşa hazır ol derler. Bunlara hiç itirazım yok. Ama şu an dünyadaki nükleer silahlarla dünya 700 defa yok olabiliyor. Terörizm gibi konularda ise ulusal orduların hepsi aciz. Bırakın korumayı sürekli kayıplar veriyor. Hele orduları korumak için harcamalar, süistimaller, kendi halkına yapılanlar ise saymakla bitmiyor. Bilinç düzeyi zayıf toplumların ordularındaki insanlarda o milletin evlatları. Güç ellerine geçince kendi kendilerine duydukları nefret ve kompleksi kendi halklarından çıkarıyor. Gelişmiş ülkelerdeki insanlar ise bu şahıslarla işbirliğine girip onlarda kendi komplekslerini başka ülkelerde gidererek bu gücü kullanma arzularını tatmin ediyor. Bu ordular o zaman kimi koruyor.

İnsanlığı korumayan hiçbir ordu, varolmayı hak etmiyordur. Ordusuz ülkeler olmaz. Ama orduların ve gücü olan insanların üstün bir bilince ulaşmaları lazım. Onlar sadece kendi ülkelerini korumuyor, insanlığı ve şahsiyeti koruyor. Yoksa bu iş korkunç noktalara gider. Ey askerler, sizler insanlığın değerli evlatlarısınız. Siz sadece kendi ülkenizi değil, insanlığın içindeki şeref, haysiyet, doğruluk, cesareti, yardımseverlik, vefa , güc ve dirayet duygularını koruyorsunuz.

Eğer ulusal askeri örgütler tüm dünyanın tüm devletlerini içine almıyorsa, bu bir gücün başka bir gücü ezmesinden başka birşey olmaz. Askeri örgütler tüm insanlığı kendinden  korusun. İnsanın insana olan zulmünü önlesin.

Böylece askeri harcamalar azalır. Hiçbir zaman sıfır olmamalı, ama aynı silahlarla aynı insanlık korunmasın. İyi keşifleri için askeri harcamalar lazımdır, bu ateşin keşfi gibidir. Elbet bir yararıda vardır, bu maksatla olmalı askeri harcama. YEni ufuklara ulaşmak için.

Soru: Askeri Harcamalar

Çözüm: Türkiye için bu durum bizi aşar. Ancak tüm dünyadaki devletlerin ortak insanlık şuuru ile küresel bir toplumu koruma misyonu ile hareket etmesi ile azaltılabilir. Bu harcamalar yeni keşifler için gereklidir. Tüm dünyada bir gün hiç savaş olmayacağı garanti olsa bile, askeri harcamalar her zaman olmalıdır olacaktır. Burada lüzumsuzluk kitle imha silahlarının tekrar eden üretimleri, lüzumsuz yere düşmanlıktan doğan karşılık olarak ciro yaratan harcamalardır.

E) Kamu Açıkları, her zaman borçla finanse edilmeye çalışılmaz. Bazen ek vergiler konur, bazen harcamalar azaltılır. Bunlar en masum görünen türdür, dış borç ihtiyacında. Ama en sinsisidir. Çünkü öyle keskin bir bıçaktır ki bazen öyle şeyleri gizlerki her türlü hırsızlıklar buradan ortaya çıkar. Ama gel gelelim kamu harcamaları olmadan bir ülkeninde bir yerlere gelmesi mümkün değildir. Sosyal yardımlar ise her zaman bir gerekliliktir. Bu iki ucu kirli değneği tutmanın tek yolu ise yüksek halk denetimidir.

Kaliteli bir halkın olmadığı yerde, karın tokluğuna kafasını kaldırmaya vakti olmayan bir toplumda nasıl bir denetim olacak.

En azından belediye meclisi toplantılarının hepsi yerel tvlerde yayınlanmalı ve insanlar bunları izlemeli. Bunun ötesi, meclis tv yi insanlar nasıl izliyorsa, kendi belediyesinin her harcamasını, apartmanın her faaliyetini takip etmeli. Bu ise zaman ve para demek. Bilinç demek. Zaman nasıl yaratılır. Elbetteki mesai saatleri kesinlikle 2 veya üç gibi bitmeli. Gerekirse iş 7’de başlasın. İş yükü azaltılmalı insanlara vakit kazandırılmalı. Gülümseme ekonomisi dediğimiz noktada insanların hayatlarını yaşayabilecekleri zamanın onlara iadesi ile bu mümkündür. Böylece insanlar daha katılımcı olabilir, en azından kendileri için vakit ayırabilir. Kaliteli yaşamın şartı, insanın önce kendine, sonra çevresine zaman ayırabilmesinden geçer. Tabi temel ihtiyaçlar ve parayı saymıyorum, bunlar must, yani şart.

İnsanlar daha katılımcı oldukça, belediyesine sahip çıkan insan, sonra devletine sahip çıkar. HErşey bir halkalar bütünüdür. Önce insan denince, dalga dalga ailesinden başlayarak, çevresi, apartmanı, mahallesi, toplumu, semti, belediyesi, devleti diye giden silsilede etkisi ortaya çıkar. Önce devlet derseniz ise insan silik bir nesne olarak olayların dışında bir varlık olarak kalır.

Sorun: Cari Açık ve Finansmanı

Çözüm: İnsana değer veren sistemde, insanların bilinçli bir şekilde denetimi. Eğer denetim var ise, paraların nereye gittiği belli ise cari açık kötü birşey değildir diyebiliriz. Aksi durumlarda bu adı ne olursa olsun, popülizm ve benzeri, bu birilerinden kaynakların alınıp başka bilinmeyen bir yerlere aktarıldığı bir hırsızlıktır. O zaman dış borçta lazım olur, sefalette, aczde.

F yurtiçi finansmanın yurtdışı finansmana göre pahalı olmasının sebebi, vatandaşın devletine borç vermekten kaçınmasından doğmakta olduğunu bize hatırlatmıştır. Vatandaşının devlete güvenmediği yerde yurtdışı finansmanın ucuz olması, ve dışarıdakilerin devlete güvenmesi ise ayrı bir garabettir. Bu nasıl olmaktadır?

YA dışarıda çok fazla para vardır, borç yerecek yer bulamamaktadır, ya da bu düşük faizli paranın bir bildiği vardır. Kendi halkının güvenmediği borç alana daha düşük faizle borç verenin menfaati nedir?

Dışarıdan borç almak zorunda kalan devlet veya hükümet ise dış görünümünü beğendirmek için herşeyi yapmak zorundadır. Birilerine kendini beğendirmek için neler yapması gerekse yapacaktır. Başka yolu yoktur. Ayağını yorganına göre uzatmaya çalışacaktır, ama ya ülkenin bitmez bilmek ihtiyaçları, ve doyurması gerekenler. Burada halkın duruşu herşeyi belirlemektedir. Yukarıda ifade edilen noktalarla tekrar karşılaşıyoruz, bu işin çözümü içerideki haneyi düzeltmektir. Güvenilir devlet olmaktır.

Sorun: İç Borçlanma Dış borçlanmadan pahalı

Çözüm: İçerideki durumu düzeltmek. Para var ama devlete güven yok. Üretime dönük finans sistemi muhakkak kurulmalı.

 Halk üretime dönelik bir duruma döndürülmeli.

Üretim, tanımı yeniden yapılmalı.

 Gülümsemenin, ve kaliteli yaşamın, yardımlaşmanın, iyiliğin bir üretim olduğu unutulmamalı.

Denetim mekanizmaları geliştirilmeli ve hükümetler ayağını yorganına göre uzatmalı.

Yemekteler ama iyi çalışıyorlar zihniyeti, bu aczden, bu çarpık bakıştan kurtulunmalı. Kimin parasını yemekte. Fırsat bulsam ben de yerim diyorsun kardeş, dikkat et denilmeli bu şahıslara. Sen de bunu diyorsan sen de bu kafadasın, lütfen kafanı düzelti. Ha düzeltmem, ben şark kurnazıyım diyorsan, sana diyecek birşey yok. Bir daha ülkenin ve dünyanın ve de insanlığın durumundan lütfen şikayet etme.

G ülkenin dış sermayeye açık olması ise yabancıların macera hevesini hatırlatıyor. Üretime dönük finans sistemi olmayan imkb ve  benzeri banka yapılarına ne akılla para yatırıyorlar ben de çözebilmiş değilim. Allah akıl fikir versin. İşte bunların ya  politik bir amacı var ya da hayal dünyası finansçıları yatırım olsun, risk olsun diye paralarını bir süre tutuyorlar diyebiliriz. Bunların zararı yararından çok ama bizim işte köşe yazarlarına ekonomi yorumcularına birer renk, birer nefes oluyorlar, diyebiliriz. Var ol sıcak para.

Dış borçlanmanın şekillerine gelemedik kusura kalmayın, onlarda sonraki bir yazıda.

GENEL DEĞERLENDİRME

Evet basit iktisadi sorunların karışık cevapları vardır. İş sınavlarında dış borçlanma ne zaman yapılır diye sorarlarsa bunları yazmayın. Yazarsanız ne olur bilmiyorum, o sizin cesaretinize kalmış. Fakat ülkemiz açısından en önemli sorunlardan olan dış borçlanma, sadece bizim ihtiyaçlarımızla açıklanamaz. Bazen ihtiyacı zaruret haline getiren haller, durumlar, kişiler ve kurumlar mevcuttur. Bunları da düşünmek, hepimizin görevi. Hiçbir sorunun tek bir hazır cevabı yoktur. Bu üzerinde düşünülmesi gereken her konu için geçerlidir. Herkes akıl yürütmeli, ve insanlar bu fikirlerle doğru bir karara ulaşmalı. Yukarıda zikredilenler yüzde 100 doğru olamaz, sen hissene düşeni , kabının miktarınca aldın, bak bakalım bunlar zehir mi, abu hayat mı senin için. Unutma vicdanın bir tartıdır!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s