DERİN EKONOMİ: Cumhuriyet’in Finansal Şifreleri


KİTAP NO: 227

İSMİ: DERİN EKONOMİ: Cumhuriyet’in Finansal Şifreleri

YAYINCI: ETKİLEŞİM GÜNCEL KİTAPLAR, Nesil Matbaacılık,

YAZARIN ADI: SÜLEYMAN YAŞAR SÖYLEŞİ: M.TUNCEL

TARİH, YER : Ağustos, 2010

OKUNDUĞU TARİH / YER: 26.08.2010 Sonrası /ANKARA

KONU:

Arka kapağında ekonomi sadece ekonomi değildir ibaresi ile başlayan kitap, Cumhuriyet’in Finansal Şifreleri başlığı ile bunu daha da arttırarak belli bir beklenti oluşturuyor. Kitap söyleşiyi yapan kişinin sorularına Süleyman Yaşar’ın cevaplarından derleme.

 Kitapta ilginç konular olmasına rağmen Cumhuriyet’ten günümüze oluşan yapının analizi verilmiyor, siz çıkarmaya çalışıyorsunuz. Söyleşiyi yapan kişi de bir iki defa Süleyman Yaşar’a bu konuyu açıyor, Türkiye’deki sermaye birikimi ve gayri Müslimler ile ilgili sorular soruyor ama yuvarlak cevaplar alıyor konu geçiyor. Aynı şekilde Türkiye’de ki sermaye gruplarının bugün nasıl oluştuğunu anlatmaktan ziyade, Yaşar, konuya sadece şu an ki durum neler oluyor şeklinde bir yaklaşım sergiliyor. Yani Türkiye’deki cari ekonomik gelişmeleri tarafların perspektifinden bir maç spikeri gibi yorumluyor diye, teşbihte hata olmaz,  tasvir edebiliriz.

 Kitabı bir solukta okuyup farklı bir bakış açısı kazanabilirsiniz, bu açıdan kitap güzel. Ama bazı noktalarda taraflı bakıyor ki, bu da bir nebze kabul edilebilir. Yaşar’a, bu açıdan bir ekonomist değil de, ekonomi-politik yazarı demek daha doğru. Mahir Kaynak’la örtüşen yönleri var, ama daha ziyade bir ekonomi politik penceresi var. Bu açıdan bakılırsa yazarın kendi penceresinden anlattığı konular daha anlaşılır olabilir. Ekonomi-politik, ekonomik aksiyomlardan ziyade, cari siyasi tablonun bulanıklığını, size yorumlar ve olasılıklar aynasından sebepler ve sonuçlar dahilinde anlatmaya çalışan bir disiplindir diyebiliriz. Çünkü iş dünyası picasso’nun karma karışık tablolarına benzer bu resme bakıp asıl net resmi görmeniz gerekir. ( Ayrıntılı bilgi için: [google vb.: “Muhan Soysal, Picasso.” örneği]

 Yaşar’ın yorumlarına olasılıklar penceresinden bakınca, anlattığı konularda gördüğümüz eksiklikleri ve yanlış varsayımlarını ifade edebiliriz. Yaşar Hangi konuları anlatıyor:

 Tüsaid’ın geri kaldığını, yaygara kopararak kriz var diye bağırdığını ve imf’den para alıp devletten kendi bankalarında kullanmak istediğini,

MB’nin future kontrakt yaptığını, D. Yılmaz’ın düşük kur-yüksek faiz yaptığı için kabul edildiğini ekonomi çevrelerince, yine Tüsiad ve bankalarının ekonomi kötü gidiyor yaygarası ile yüksek risk priminden kaynaklı yüksek faiz oluşturduklarını ve bu yüzden kar elde ettiklerini yazıyor.

MB’nin vakıf paralarına ve MB Başkanları için savaşın bunu korumak için olduğuna vurgu yapıyor.

IMF, silah alımını azaltmıyor diyor. İstisnasını da açıklıyor.

Kriz lobisi var diyor. Eczacılar haksız, Tekelciler de .

Hükümet IMF ile anlaşmamakla başarı elde etti. ( Yiğit bulutla aynı noktada buluşuyor.)

Tarım önemli bir sektör, IMF bunu geri bıraktı diyor.

Vergi Reformuna kısacık deyinmiş.

Profosyonel ordu işsizliği çözer diyor.

Tüsiad, maliye’yi idare edemeyen iktidarlar istiyor diyor.

Anadolu Sermayesinden bahsediyor. ( Nedense ben hiç göremiyorum, nerede bu Anadolu Sermayesi, adı var kendi yok ).

“Askerler ve İmfciler aynı nakarat” diyor, aynı şekilde şekilde Türkiye’nin zenginleri ucuz hammaddeyi alıp pahalı sattı zengin oldu diyor. KİT’lerin sırtından zengin oldular diyor. ( Ancak Tarihsel perspektifle Türkiye’nin Zengin Türk yaratma politikasına deyinmiyor.)

Türkiye’de etnik işsizlik yok diyor.

“Bankaların karı: olmayan krizle risk primi artırımı yapıp: kendi iş adamlarını soyarak elde etmiştir.” S.96

 Gelelim eleştirilere:

 Hem ekonomi iyi gitmiyor diyor: istihdam yaratmayan düşük kur-yüksek faizi eleştiriyor. Hükümete ve IMF’ye pay biçmiyor. 2006’ya kadar ekonomi iyi diyen TÜSİAD’ı eleştiriyor. Kendi iktidarını muhafaza edemeyen; iktidardan çekinen TÜSİAD’a acıyacağına bunlar yapıyor diyor.

Etnik işsizliği şehir şehir inceleyip çarpıtıyor. Daha derin bir bakış lazım, kitabın adı üstünde.

Yapı hakkında bilgilendirici olmasına rağmen, temelde işine bakan kısımları görüyor. Bu da normal. Çünkü bir yerden durup bakınca sadece oradan yanlı bir bakış olur. Ancak bir insan eğer bir kitap yazıyorsa azıcık objektif olacak. Hele ki bir hassasiyetin var ise biraz daha objektif bakabileceksin.

 Başka bir sonuç bu kitaptan yorumla Tüsiad’ın miyadının dolmuş olması. Yapının ekonomik ayağı olarak görüyor, Yaşar. Akbank operasyonunu da yine hükümeti zor duruma düşürmek olarak aktarıyor. Tüsiad çevresinin kriz primini yükselttiklerini ifade ediyor. Yaşar, bu konularda haklı da olsa, nasıl ki Türkiye’nin iki ordusu yoksa, başka bir sermaye grubunun da olmadığının farkında olmadığı. Bugün Anadolu Sermayesi denilen yapının birikimi Türkiye’yi atılım yaptıracak bir seviye de mi. Olsa bile bunlar sadece sermaye gruplarının ol demeleri ile olacak bir durum değil. Olay ekonomi-politikin doğru yorumu ve siyasi iradenin vizyon meselesidir. Çin’in olayına bakan anlar. Orada ciddi tercihler ve ciddi siyasi irade ile bir ekonomik politika üretiliyor. Türkiye’nin, Atatürk döneminde kendi burjuvazisini yaratıp, güçlü üretime geçmek istemesi ile oluşan Türkiye Sermayesi, arkadan gelenlerin bu vizyonu paylaşmaması ve dünya konjonktürü ve Türkiye’nin kendi konumu dolayısı ile kesintilere uğramıştır. Güney Kore, kendi holdingleri ile dünya’da ekonomik bir güç oldu, biz de ise Tüsiad-Hükümet-Asker( Bürokrasi) kavgasından öteye geçemiyor. Almanya’da, Bismarck, İş çevreleri, Hükümet ve Bürokrasi ile öyle güçlü bir yapı kurmuştur ki bugün Almanya’nın yapısı ortadadır. Acaba bu kavgayı kim istiyor, sorusu hep akla geliyor?

Bu üçlünün bir araya gelmesi ise kredi alalım banka kuralım milleti soyalım mantığı ile olmamalı, güçlü ülke için beraber işbirliği olmalı. Maalesef geçmişte bu üçlü bir araya gelince hep sıkıntılar oluştu. Şu an durumda olduğu gibi bir çatışma olması, olumsuz bir birleşmeden iyidir mantığıyla düşünmemek elde değil. Ama bir de olması gerekenler var ki onu da az önce ifade ettik, Almanya örneğini verdik.

 Sonuçlar:

–         Kitap farklı bir bakış açısı sunuyor, okunabilir, düşündürür.

–         Hükümet hep haklı diyor, Yaşar, ama başlarda bu hükümete Tüsiad destek oluyordu. Hükümetin takip edilen politikalarda hiç mi etkisi yok.

–         Tüsiad haksız ama kardeşim, hani alternatifi. Anadolu Sermayesi diye Yabancıların gelip tüm varlıkları rahatça almasından neden bahsetmiyorsun, sayın Yaşar. Yabancı Sermaye hadi kötü değil, hadi bu yabancıların kökü Anadolu’da, ama objektiflik açısından bile bir iki kelime yazabilirdin.

–         Tüsiad, diyorsun. Koç ve benzerleri Et entegre tesislerine yatırım yaptılar. Kar elde edecekti. Fiyatlar yükseldi. Hop, hükümet et ithalatına başladı ve adamlar sektörden çekildi. Tarım Yatırımları nasıl olacak peki bu durumda. Hükümete güvenip Araba yapacak bu adamlar. Ben olsam hayatta girmem o işe. Daha aldığın sığırlarını 1 sene sonra satabilme ihtimalin bile yok. Avrupa’da doğru veya yanlış bir uygulama ama, bir dükkan açarken başka etraftaki dükkanlara belediye izin vermiyor. Eh şimdi buyur buradan yak. Adam parasını çıkaramadan batırıyorsun.

–         Hükümetin, ete mudahalesini de Tüsiad a cevap olarak mı değerlendireceğiz.

–         Yaşar’a katıldığım bir nokta ise Akbank olayı. Bankadan bir anda 1000 kişinin üstünde insanı gerekçesiz çıkarmak, ya kriz çıkarmaya çalışmak, ya da olmayan krizden yararlanmaya çalışmak olarak ifade edilebilir. Bu case ( olay analizi) bile bize Türkiye’de özel sektörün krizi her saniye bir fırsata döndürme silahı olarak gördüğünü gösteriyor. Maalesef Türkiye’de özel sektör yoktur, menfaatler vardı.

–         Türkiye’de özel sektör yoktur; Menfaatler vardır.

–         Türkiye’de ne zaman bir Mercedes, bir SAmsung, bir Cherry, bir Hou Way ( Çin firması, Çin’in İş Bankasına benzeyen bir model, yanlış hatırlamıyorsam. Asker kökenli şahısların nüfusu ile kurulmuş karlı bir firma ) olur o zaman işler düzelir.

–         IMF ile ilişkiler ayı ile yatmaya benzer, bir gözün açık olacak, ama biz de IMF ile üç kişi yatmaya çalışıyor, burada IMF’nin de kendine dikkat etmesi lazım🙂

–         Tüsiad’ı bu hale getiren ortam utansın, ortaya bir vizyon koyamayan üniversite ve entelektüel çevreler utansın. Türkiye, maalesef cehalet sarmalında, olay budur.

– Vergi konusuna ve halkın üstüne binen dolaylı vergilere hiç değinmemiş. Hükümetin bu konuda ki çalışmalarının olmamasına hiç değinmemiş. Vergi oranı Türkiye’nin çok düşük iken OECD ülkelerine göre ve asıl vergiyi orta ve alt kesim verirken, şirketlerin vergiden kaçınmalarına ( kaçırma demeyelim kibar olalım) hiç yer vermemiş. Anadolu sermayesi de mi yararlanıyor diye. Ama Yaşar’a hatırlatayım, Anadolu sermayesi diye birşey yok, Türkiye Sermayesi var ve bunlar birşey yapıyorlarsa bir araya gelmeyi biliyor. Özel sektör olsalardı zaten Türkiye’nin bir Samsung u olurdu. Menfaatini iyi bilir onlar.

–         Yaşar’a kitabı için teşekkür ederiz, ekonominin sadece ekonomi olmadığını olaylar perspektifinden aktardığı için, bir de bunun karşı pencereden bir kitabı olursa olayları daha iyi anlarız. Beklide vardır, varsa bir bilen bize de haber versin.

 Saygılar

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s