Hangi Düşünce Bilimseldir.


İslam dininin bilimsel olmadığına, dinin bilimle bağdaşmadığına dair yüzlerce yazı okumuşsunuzdur. Bu yazı ile 0 sizlere dinle bilim bağdaşıyor düşüncesi spat edilecek değildir. Hattı zatında dinle bilim karşılaştırılması da manasız bir eylemdir. Zira bir konu daha genel bir çerçevede insanın dünyaya verdiği anlam çerçevesini oluştururken, bilim bu çerçevenin içerisinde bir metodlar bütünüdür. Elbette bilimsel düşünce ve bu düşünce ile haşır neşir olan insanların fenomen dünyası üst çerçeveye etki etmektedir. Ancak nihayetinde inanç konusu daha öz, ve daha genel bir çerçeve içerisinde bir konumdadır. Amiyane tabirle elmalarla armutları karşılaştırmak anlamsızdır. Bu yazıda değinilen temel konu dinle ve özelde İslam’la ilgili olan insanların düşünce yapılarında şekillenen bilim algısı üretken midir ? Esasında “dinle bilim bağdaşmaz” diyenler bu savı ileri sürmekte en nihayetinde kilise’yi yenen bilim iddiası ile aslında ilerlemeyi topyekun dinin yokluğuna bağlamaya çalışmaktadırlar. Bu subjektif görüş her ne kadar tümü ile yanlış olmasa da aynı analojiyi İslam dini ile Türkiye’de ki bilim anlayışını şekillendirmek isteyenler yapınca ortaya çarpık bir bakış açısı ortaya çıkmaktadır.

Yine Kur an vahye dayalıdır. Bilim ise daha materyal bir dünyaya materyal aletlerle bakış açısıdır. Bu noktada devreye inanç girmektedir. Zira vahye ve gaybe inanmak, ancak subjektif bir bakış açısı sunar. Tartışmalı bir alan doğar. Nihayetinde İman, ispata dayanmalıdır. Bunu ispat eden ve bu uğurda çalışan insanlar mevcuttur. Bu yazı ile iman noktası tartışılmıyor ve kimseyi inanmaya veyahut inanmamaya davet edilinilmiyor.  Yazıdan maksat düşünmek üzerinde düşünmek yani tefekkür.

Bu noktada vahyin varlığı bilimin metodları ile analiz edilemeyebilir. En azından son 200 yıllık bilim aletleri böyle bir olayın ispatını bırakın araştırılmasına bile imkan verecek yol, yöntem, materyal adevattan mahkumdu. İlerki aşamalarda böyle bir ispat mümkün olabilir, bir ihtimaldir diyerek konuya geçelim. Din ise bilimin yöntemlerini ancak yasaklarla müdahale edebilir. Ona şunu yapma veyahut yap şeklinde yol gösterebilir. Dinin bundan öte yapabileceği şey bilime bir amaç vermek olabilir. Demek ki bilimin dine bir etkisi olmamakla beraber, amaç konusunda çatışma yaşanabilir. Bu bir, diğer nokta ise dinin bilime müdahale edebilmesi. Bu noktada aklıma gelen soruları not edip başka bir çalışmaya atıyorum. Bu sorular, dinin bilime müdahalesi tamamen yanlış mıdır, aşırı müdahale gibi, müdahelesizlikte doğru mudur? ikinci soru, dinin bilime sunabileceği bir amaç var mıdır, amaç sunmaması bilimi nereye götürür ? Konumuza dönersek aranan cevap, dinle bilim arasında bir ilişki mevcuttur, din, özelde İslam dini bilime engel olacak bir yapıya mı sahiptir? 

İslam düşüncesi, bilimi yüzlerce yıl üretmiştir ve hala üretmektedir. Ancak, İslam düşüncesinin yarattığı davranışlar bilime yol açabilicek imkanları sunmaktadır. Bunu rahatlıkla savunabileceğimizi iddia edebiliriz. Bilindiği gibi kişinin düşünce dünyası davranışlarına doğrudan yansır. Öyle ise bilimsel metod ve bilim üreten davranışlar bütününün varlığını bulabilmek için İslami düşünce tarzına sahip insanların düşünce dünyasında böyle bir karşılık var mıdıra bakmak gerekir. Düşüncemizi sağlayacak soru : İslam düşünce dünyasında, yani İslam ı yaşayan insanların olduğu ve bunu bir yaşam tarzı olarak seçen insanların düşünce dünyasında neler vardır ? En baştan böyle bir düşünce sisteminin var olduğunu ve bunun pekçok sütundan oluştuğunu tez olarak sunuyoruz.

En temel düşünce sütunlarından birisi “İnsan ın kendi eliyle yaptığı putlara tapmaması” düşüncesi ve bu düşünceyle tutarlı bir şekilde putlara karşı yürütülen harekattır. Hz. Muhammed ( s.a.v.), Mekke’de, bu putlara karşı savaşdı. İslam’ın en temel düşüncesi ve bunun sonunda verdiği savaş, insanın kendi elleri ile oluşturduğu, kuralllar, töreler, inançlar, naslar ve hayallere karşı doğrudan yürütülen mücadeledir. Yüce Peygamber, bir fikre karşı bir fikirle savaşmıştır. Burada kişiler ve olaylardan öte temel bir düşüncenin ve doğru olduğuna inanılan bu fikrin mücadelesi görülmektedir. Bu en temel düşünce yukarıda ifade edilen tezin temel dayanaklarından bir tanesidir.

Bu noktadar bakarak  Bilimin en temel ilkelerinden birisi olan hipotez ve varsayımlarla ilerlediği bir sistemin yukarıda ifade edilen İslam’ın temel düşünce sütunu ile bağdaşmaması düşünülemez. Zira Bilim insan eli ile yapılmış hiçbir nası kabul etmez. Ancak hipotez, varsayımlarla, çeşitli delil ve metodlarla gerçeği ve hakikatı eldeki araçlarla anlamaya çalışmaktadır.

YAni bilimsel metodla, “putların sabit doğrularını kabul etmeme” düşüncesi uyum içindedir. Bir müslüman ataların dini, geçmiş bilgisi, ve o nas veyahut bu nası kabul etmez. Hakikatı kendi araştırır. Bu sistemli düşünüş tarzını yürütür. Nitekim büyük İslam bilimsel atılımı peygamberimiz zamanında başlamış ve 700’lü yıllardan 1800’lü yılların ortalarına kadar çok kudretli bir şekilde devam etmiştir. HEr türlü bilimsel ilerlemenin ve nasa karşı yürütülen düşüncenin temelinde işte bu hakikat aşkı yatar. Geçmiş bilgiyi ve putları kabul etmeme yatar. Bunların Kur an daki ayetlerle sabit olduğu gibi, peygamberimizin ” İlim Çin’de bile olsa gidin alınız” hadisi ile de uyumludur. HAdisler Kur an la uyumlu olduğu sürece doğru kabul edilebilir. Bu suretle de bu hüküm doğru kabul edilmektedir.

Burada Kur an ı bir nas olarak değerlendiren düşünceler de karşımıza çıkacaktır. Kur an ise dünyaya meydan okumakta ve haydi benim yanlış olduğumu ispatlayın, hatta daha iyisini yazın demektedir. Evet eğer o bir nas ise ispat yükümlülüğü de bunun aksini iddia edenlere düşer.

Edebi eserler konusunda yapılan her çabada olduğu gibi bu konuda da subjektiflik olacaktır. Burada kısır bir tartışmadan ziyade, temel bir düşüncenin her zaman bilimle uğraşan İslam bilginlerinin yolunu açtığını ve bu bilginlerin tarihin hiç bir döneminde sabit doğrulara bağlanmak zorunda olmadıklarını ifade etmek istedim.

Bilimsel metod, açık bir şekilde yıkıcı yapıcı ve şüpheci bir sistem iken, zaten İslam düşüncesinde de geçmişe dönük tüm kabullerin şüphe ile karşılaşıp sınanması gerektiği ifade edilmektedir. Bu yönü ile düşünce de bir eksiklik yoktur. Eksiklik insanların bilimle ve hakikatle değil, başka amaçlar ve hedefler peşinde koşmaları ve kısmi cahillikleri olarak ifade edilebilir. Cehaletin okumuşuda okumamışı da birbirinden tehlikelidir.

Hakikata duyulan aşk, en nihayetinde bilimin temelidir. İnsan ancak içinden gelirse birşeylerin peşinde arar ve bulur nitekim sorunu başka yerlerde arayıp, din de diyanette suç bulunacağına önce insanlar ve insanlık dönüm kendine bakmalı, neyin peşinde olduğunu idrak etmeli. Hayatında önem verdiği şeyler nedir, ve neyi kendine kalkan yaparak tembelliğini ve yüzsüzlüğünü gizlemektedir.

Rabbim bizi affetsin. Biz de çok farklı değiliz. Binbir hayalin peşinde olan kendimde bu yazıdan bir hisse kapar umarım.

Saygılar

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s