Türkler Niye İngilizce Konuşamaz.- Dil Öğrenimi 101


http://www.freedigitalphotos.net/images/view_photog.php?photogid=2512
Resmin Kaynağı: http://www.freedigitalphotos.net/images/view_photog.php?photogid=2512

Yabancı ülkelerde, yabancı konuklarla beraber Türklerinde hazır bulunduğu pekçok resmi ve gayri resmi toplantıya katıldım. Buralarda, karşılıklı konuşmalarda Türklerin  söz alıp konuşmaya çekindiklerine şahit oldum. En önemli konularda bile söz almıyorladı. Oysa toplantılarda hazırundan ana dili İngilizce olmayan şahısların İngilizceleri ile bülbül gibi şakımakta olduklarını görmekteydim.  İlginç olan ise  toplantılara katılıp konuşmayan Türklerinİngilizce bilgilerinin bu diğer katılımcı yabancılardan kat be kat fazla olduğu bilgisidir. Aklıma gelen ilk şey daha az kelime bilgisiyle, daha bozuk cümle yapısı kullanarak derdini anlatabilen bu yabancıların yanında nasıl oluyordu da Türklerin ağzını bıçak açmıyordu.

Yabancı uzmanlar, özellikle ana dili İngilizce olmayanlar,  200’le 2000 kelimelik bir İngilizce kelime hazinesi ile İngilizce’nin ağzını gözünü yararak konuşmalarına rağmen meramlarını güzel bir şekilde aktarabilmekteydi. Akıcı veyahut tutuk konuşmalarıyla yalın İngilizceleriyle gayet net bir şekilde ne anlatmak istiyorlarsa karşı tarafa aktarabiliyorlardı. Ya bizim Türkler. Gariplerimin en kötüsünün 2000 kelime bildiğine eminim. Ortalam  bir Türk eğitimi sonuna kadar 10.000 kadar kelime ile haşır neşir olur. Türklerin daha geniş bir İngilizce hazinesi olduğunu tahmin etmek zor değildir. Ama yine de Türk cenahında çıt yoktur.

Türkler zaten topluluk önünde konuşmayı sevmez. Üzerlerinde bir çekingenlikleri var. Türkler söz alarak rezil olmaktan çekinirler ve korkarlar. Bu genel olarak her insanda olan bir özellik ancak Türkler için bu durum hele ki bir de yabancılarla olan toplantılarda daha net gözlenmekte.

( Türklerin yabancı toplantılarda konuşmamaları ve dialog dışı kalmalarının neticesini merak ediyormusunuz. Örnek verelim. Mesela klavyelerde Türkçe karakter yoktur. Bunun neden olduğunu düşündünüz mü. Size muhtemel ve olası senaryo mu söyleyim. O toplantıya Türkler, hiç alakasız birisini yollamıştır. Toplantıyı izlemesi gereken kişi gelmemiş olabilir veyahut öneri yapması gereken kişi toplantıda fiziksel olarak var olabilir ama aslında o orada yoktur. Çünkü orada ne konuşulduğunun farkında değildir ve bir hayalet gibi girip çıkmıştır. Yolluğu hesaplamakla meşgul olabilir. Ya da daha önemlisi konuşmalara katılamıyordur. Ağzını açıp birşey diyemiyordur. Dünya’nın geneli için alınan kararlar bu toplantılarda verilir. Ve bizim Türk oraya gider ve hiçbir şeye katılamaz, oysa Türkiye adına hayati bir karara imza atar, hem de bilmeden. Uluslararası karar alınan bu tür toplantılarda yalancıktan var olan kişilerin 80.000.000 milyonluk ülkeyi düşürdükleri durumu anlatabildim mi. Aynı durum com.tr uzantısı içinde geçerli olmalı. Küçücük Lüksemburg’un lu diye uzantısı varken, Türkiye’nin tr diye uzantısı yoktur. NEden acaba? Bunun para ile ilgisi yoktur, bizden gelir olarak düşük pekçok ülkenin uzantıları var iken bizimkisi nerede. Peki niye sizce ? Çünkü Türkiye’de işinin uzmanları yurtdışına gitmez. Bir yere konu ile ilgisi olanlar değil, Aa Ahmet gitmedi, Berkcan gitmedi onu gönderilim şeklinde yaklaşılır. O toplantıda da zaten bu kişiler yukarıda sayılan sebeplerin yanında konu ile ilgisiz kişilerdir. Bir de kurumların tahakkümü vardır. Yurtdışı görevi vazife olarak görenlerin yanında, güçlü ama işlevsiz konu ile alakasız kurumların personellerini göndermesi durumu vardır. Bu vahim tabloların hepsi gerçektir ve memlekete inanamayacağız zararlar vermektedir. En basitinden bu tr dosyasından başımıza gelenlere ne diyelim. Yine bu kişileri hiçbirşey bilmese azıcık dil bilseler başımıza gelen bu ufak felaketlerin bir kısmı yaşanmaya bilir. Bu durum konunun hafife alındığı toplantılarda olmaktadır. Oysa günümüzde ufak uluslararası toplantı, basit konulu toplantı yoktur. Bilmem hangi tanıdığın gezmek için gönderileceği hiçbir uluslararası toplantı yoktur. Öyle kararlar alırlar ki mal gibi kalırsınız. Onun için hem dil bilen insanlar gitmeli. Dil yetmez konuşabilmeli. Konuşma yetmez konusunun uzmanı olmalı. Konunun uzmanı olması yetmez, ilgili olmalı.) 

Konuya dönersek bu toplantılara katılan çalışanların, ayrıca topluluk önünde konuşma korkusunun yanında, ilgisizlik sorunları vardır. Bunlara ek başka sorunlarda mevcuttur. Söz alacak bir kişinin, önce ne söyleyeceğini bilmelisi gerekir. Çoğu ne söyleyeceğini bilmiyor zaten.

Bu konuyu geçip söz alacak şahsın konuyu bildiğini ve hasbelkader diyecekleri olduğunu varsayalım. Derdini İngilizce aktaracak bu kişi,  Türkçe düşünce yapısı ile İngilizce’yi çözmeye çalışmaktadır. Türkçe ile İngilizce arasında zaten cümle yapısı arasında bir fark vardır.

Ancak geçmişte Türklere İngilizce öğretme işkencesine maruz kalmış olan zavallı şahıs, ilk olarak kullanacağım tense hangisi sorusunu cevaplamalıya çalışacaktır. Evet kullanacağı tense tesbiti baş belasıdır. Tek başına sizi konuşturmadan alıkoymaya yeter. Nedir Allah aşkına seçilecek tense. Bırak konuş arkadaş. Di’li geçmiş olsa ne olur past perfect olsa ne olur. Dal konuş dal. Ama bizdeki İngilizce eğitimi eğitim değil, zulüm.

Seçilecek Tense’i düşünen şahıs bunu buldu diyelim. Bu kez hangi kelimeleri kullanacak buna karar vermeli. Aklına gelen İngilizce karşılığı olan kelimeler olacak, olmayanlar olacak. Akla gelmeyen tek kelime bile insanı telaşa düşürmeye yeter. Halbuki cümle akışı diye birşey var, ancak şahsımız bunu bilmiyor, çünkü pratiği yokki. Pratik ile, araya kelime kaynatma, boş geçen kelimenin yerine birşey bulma çok fazla kişi ile konuşma ile elde edilecek bir özellikler. Kelime seçme yönünde zorlanan kişinin ilacı pratik ve egzersizdir, hata yapmaktan korkmadan konuşma becerisidir. Kelimeyi seçebilme işi bir düşünme ve hafıza sorunu hiç değildir. Yani iyi güçlü hafıza veya çok fazla kelime bilgisi ile, düşünerek kelime bulma ile halledilecek bir mesele değildir. Zira 4 saniye gibi kısa bir sürede size lazım kelimeleri bulmak düşünerek yapılacak bir mesele değildir.

Hafızaya güvenmekte çare değildir. Zira bizim vatandaşlar 10 000 kelime bilir ama konuşma anında bu 10 000 kelime bir türlü aklına gelmez. Hatta çok fazla kelime bildiği için alternatiflerle karşılaşır ve sıkıntı duyar. Hangi kelimeyi seçeceğini düşünür, yine şaşırır ve telaşa düşer. Demekki çok bilmek iyi birşey değil. Gördüğüm yabancı uzmanlar ancak yeterli sayıda kelime biliyor ve konuşma üzerinden öğrendikleri için çok az kelime ile ne cevap vereceklerini o anda kestiriyorlar, ezberden konuşuyorlar. Gelgelim tek tek kelime üstüne ezberleri yok, cümle üstünden bir ezberleri var. O sorulara ezber kalıplarla cevap veriyor. Yabancılar yeteri kadar kelime bilir. Fazla değil. Türklerde ise bu fazla kelime bilgisi başa beladır bela. Türkleri çok yoruyorlar okullarda hem de zararına.

Konuşan şahsımız, konu hakkında bilgisi var, ilgisi var, soru sormak, cümle kurmak isteyi var, aklındaki cümle belli, İngilizce kullanacağı tense’i buldu, kelimeleri oturttu, hayda gel şimdi yapıyı oturt. Hadi yapıda oturdu. Fiiliyata geçerken ne olacak. Zınk. Birden bire konuşma durdu. O niye ya…

YAaa… Pratik olmadıktan sonra teori neye yarar efendi. Adam hayatında yüzme bilmemiş ama biliyor ki su en ağır şeyleri bile taşıyor. Cup. Suya attın adamı. Teoride suyun yüzünde kalması lazım. Adam bunu çok iyi biliyor. Ama ne oldu. Rahmetli oldu. Telaştan boğuldu. Sonra suyun yüzüne çıktı ama rahmetli olmuştu zaten fıkara. Su şimdi kaldırıyor ama zamanında değil.

İşte bizim Türklerin gariplerin başına gelen de bu. Şahıs bu aşamaları atlattıktan sonra pratikte çakıyor. Zaten bu olacakları kestiren, başını geleceği bilen kişi ise konuşmaya başlamıyor.  En baştan bilinen bu eziyetli aşamaları atlatmayı kaç kişi göze alabilir. Pratik yapmış olsa idi bile bu işleyişle zaten konuşmanın önünde pek çok engeller mevcuttur.

Hata en başta dil öğrenimindedir. Türk eğitim sisteminden geçmiş bir şahsın İngilizce konuşmaya çalışırkenki düşünce mekanizması nasıl işliyor diye bakarsak:

1. Söylenecek cümle seçimi.

2. İngilizce’deki doğru tense seçimi.

3. Kelime seçimi.

4. Yapı Seçimi.

5. Söz alımı, kendini yeniş, cesaret.

6. Fiiliyatla konuşma, yani pratik

Bu altı aşama aslında zor görünmüyor. Sıkıntı yok gibi ancak  konuşmanın her aşamasında yukarıda anlatılanlar yaşanıyor. Her aşamada üstesinden gelinmesi gereken zorluklar karşımıza çıkıyor.

Tesbitleri özetlersek.

Yabancılar 200-2000 kelime bilgisi ile bülbül gibi meramını anlatırken, Türkler hangi bilgi düzeyinde olursa olsun tek kelime İngilizce konuşamıyorlar. Bunun sebepleri arasında iki dil arasındaki yapı farkının önemi büyüktür. Ancak bunun yanında yanlış İngilizce öğretim sistemine maruz kalan kişilerin İngilizce konuşma özürlü hale getirilmesinin payı da inkar edilemez.

Öncelikle çok az öneme sahip konuların, daha doğrusu konuşma açısından en az öncelikli konuların yani Tense ve kelime bilgisinin Türk eğitim sisteminde ilk sırada anlatılan konular olması kişinin İngilizce konuşma becerisini geliştirmesinin önündeki en büyük engel olduğu söylenebilir. Oysa konuşma İngilizce’sinde öncelik meramın anlatılmasıdır. Amaç budur. Bu noktada uygun cümle seçimi çok kısıtlı bir kelime havuzundan seçilerek kullanılabilir. Yani zaten belli kalıp cümlelerle derdiniz anlatılabilir. Burada ezber yapılması ve ardından pratikle pekiştirilmelidir. İşleyiş şöyle olmalı.

Bu noktada Türk öğretmeninin niyeti kötü değildir. Maksadı yazı dilini öğretmektir. Bilmeyen insan konuşamaz mantığını gütmekte ve hepsini öğretmeye çalışmaktadır. Oysa dil öğrenimi matematik değilidir. Büyük kısmı gayret çalışma, ilgi ve insanlarda doğal olarak var olan iletişim becerisidir. Bir dil öğrenen yani ana dili olan her insan başka bir dili de öğrenmeye doğal olarak yeteneklidir. Bu noktada matematik yeteneği her insanda yok iken yabancı dil öğrenebilme yeteneği herkeste vardır. Herkesin öğrenemeyeceği şey ise yazı dilini öğrenme yeteneğidir. Bu matematik gibi herkeste olmaz, kimisinde daha fazla kimisinde daha azdır. Ancak altını çizerek ifade ediyorum, yabancı bir dili konuşabilme yeteneği ana dili olan her insanda doğal olarak var olan bir beceri ve yetenektir.

Doğru Dil Öğretme Metodu

1. Hoca konuşma ile cümleleri tekrar edecek, sürekli kulak kullanımı ve aşinalık kazandıracak öğrenciye.

2. Çocuk o anda bu kelimeye ezber kalıplarla cevap verecek..

3. Öğrenci bir dialoga, iletişime girecek. Amaç kelime ve tense değil anlaşmak olacak. Vücut dilinden de gerektiği zaman yararlanabilecek.

4. Böylece ezber yöntemi ile kısa zamanda karşılıklı konuşma gerçekleşecek.

5. Tense’ler ancak yeri geldiğinde ve pratikler tamamlandıktan hemen sonra, ya da çok gerekiyorsa o anda aktarılacak.

Dilin hangi amaçla öğrenildiği konusu

Yazı dili ve konuşma dili arasındaki farkı ifade edince doğal olarak insanların aklına dil öğreniminde amaç nedir sorusu geliyor. Özetlemek gerekirse dil tek bir amaç için öğrenilmez. Dil öğreniminin pekçok amacı vardır. Dil eğitiminin temel amaçları:

1. Düşünmeyi Öğretmek. ( Bir dil öğrenmek için illa o dilin var olması gerekmez. Mesela Latince’yi yeryüzünde konuşan bir kavim yoktur ancak bu dil düşünmeyi geliştirmek açısından zengin bir dil olarak, Batı okullarında okutulmaktadır. Ölü bir dil, bir işe yaramaz mantığı bizim amele Türklerin mantığıdır. )

2. Kültürel alışveriş için toplumları tanımak için. (Yine özünde iletişim ve düşünceyi geliştirme amacı mevcut.  Eskiden Farsça öğrenimi, 20 yüzyılda Fransızca öğrenimi ve benzeri.)

3. Karşılıklı akrabalık ve o ülkede ikametten dolayı toplumla iletişim kurma gerekliliği. ( Pratik nedenlerle doğan bu sorun genelde yine pratik çözümlerle halledilir.  Bu kişiler konuşma dilini öğrenmeye yüklenmekte ve kolayca işi kotarmaktadırlar.)

4. Eğitim, dini ve ticari sebeplerle nitelik kazanmak karşılık mal, hizmet aktarımı ve bilgi paylaşmak için. ( Bu durumlarda o dilin her türlü cephesi ayrıntılı olarak her yönü ile öğrenilmeye çalışılır. İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince öğrenimi bu çerçevede ki dillerdir. Bu dört dil içerisinde pratik en rahat Arapça ve Rusça ile yapılabilir, ondan sonra İngilizce gelir. Konuşma becerisi ihmal edilmemelidir. Bu ise yukarıda belirtildiği gibi pratik ile mümkündür. Ancak pratik yapmak cesaretli olmayı gerektirir, bunları aşmak için dil eğiliminin pratik yürütülmesi gerekir ki bu da bir sanattır aslında ( hocalar için diyorum.). İşte Türkiye’deki eğitim sisteminin bu dördüncü amacı hedeflediği söylenebilir. Türk öğreticisi, öğrencisinin yazılı metinleri okumasını ve sağlam bir dil sahibi olmasını istemektedir. Ancak elde araçlar amacı desteklemek için kısıtlı ve dağınıktır. Ulaşılması zor bir hedefe zor yoldan gidilmeye çalışılmaktadır. Oysa okuma pratiği, konuşma pratiği bir araya getirilse bunun yetmediği noktada konuşmaya yönelinse daha doğru neticeler alınabilir. Ancak bu da sanatkar öğretmenleri gerektirir. Müfredat denilen canavar buna izin verir mi o da ayrı bir tartışma konusu olur. Öğretim sistemini idare edenlerin bu konuya dikkat kesilmelere elzemdir.

Özetle dil eğitimin aslında bir numaralı amacı düşünmeyi öğrenmek ve dillerin farklılığını anlamak böyle kendi dilinin imkanlarını daha iyi kullanmayı öğrenmektir. Yani kendi dilini doğru kullanmak asıl amaçtır. Kendi dilini iyi kullanan yabancı dilleri iyi öğrenir. Yeni bir dil öğrenen kendi dilini daha iyi kullanır. Ancak yabancı dilleri iyi öğrendiğini zanneden bir kısım insanımız ise farketmeden kendi diline zarar veriyor. Bunun nedeni zaten bu kişilerin başta kendi dillerini bilmemeleridir diye biliriz.

Özetle dil konusu önemlidir. Bu makalede dil öğreniminde Amaç, metod, insan, hoca, iletişim ve eğitimin niteliği başlıca anahtar kavramlar olarak karşımıza çıkmıştır. Türk idarecilerinin bu kanayan yaraya parmak basmalarını beklemekten başka çare yoktur. İngilizce öğretenlere yararlı bir yazı olmasını umuyor, dil öğreniminde başarılar diliyorum.

İlgili Ders:

Neden Dil Öğrenemiyoruz ? Dil Öğrenimi 101 – Ders 2

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s