Yanlış Yapmayı Yanlış Yapmak! Yanlışın Yaptığı Yanlış.


Türkçe’nin maalesef kördüğüme düştüğü durumların bir nedeni kelime eksikliği veyahut en hayati noktalarda aynı kelimenin kullanılmasıdır.

Mesela:

Biz bunu yanlış yaptık.

Dediğimizi farz edelim. Bu noktada Türkçe’nin ve Türk insanının tabirimi maruz görün cıncık düşünce yapısı nedeni ile aklınıza iki anlam gelecektir.

Yani hataya düşmüş olmak ve doğruyu yapamamış olmak. YAni Doğru olduğunda istenen şartın gerçekleşmesi halinin olmaması.

Burada kısaca ifade edilmesi gereken şey, düşünce için gereken kelime örgüsünün gerekliliğidir. Hayatta en önemli şey iletişimdir. İster karşınızdaki kişi insan olsun, veyahut bir bilgi aktarmaya çalıştığınız makine veyahut bilgisayar olsun, yeri geldi mi bir hayvan veyahut bitki olsun meramınızı doğru anlatamazsanız, istenen sonuçları elde edemez hatta çoğu zaman zarar da görürsünüz.

BU noktada meramı anlatmada dil ve dil yapısı çok önemlidir. Hele mantık silsilesi gerektiren olayları aktarmada bu öyle önem kazanırki anlatılmaz. Bilgisayar programı yazmakla ve bilgisayarla içli dışlı olanlar bilir. Mantıklı bir sistemi oluşturmak için İf statementlar çok önemlidir. Yani Eğer şöyle olursa bunu yap. Eğer bu doğru ise bu hareketi yap, bu eylemi yap gibi.

Oysa maalesef dilimiz bu noktada “error” veriyor. Kısırlaştırılmış bir hapse düşüyor.

Neden ?

İşte bu noktadan.

YAnlış diyemiyoruz. Yanlış dediğimizde karşıda ki hangi yanlış olduğunu anlamıyor.

Yanlış değince Türkçe de : Hataya düşme anlaşılıyor, doğrunun zıddı anlaşılıyor, bir itiraz anlaşılıyor, gıcık olunuyor, kendiniz hataya düşmüş olduğunuz için toplumsal eksi kazanıyorsunuz çünkü ifade içinde insanın hataya düşmesini kabahati ve ahlakıda taşıyor. Yani döngü bozukluğunu açıklamıyor.

Sistem Error verdi denildiğinde, sistem hata verdi diyoruz. Ama bu güdük kalıyor. Eğer Türkçe ifade ile hakkikaten kullansak, sistem yanlış verdi dememiz gerekir. Ama bu sefer sanki sistem bozuk çalışıyormuş gibi bir anlam çıkıyor, tam kafada oturmuyor. Onun için Error hata olarak çeviriliyor. Aslında Error, hata ile yanlış arası bir yerlerde. Daha doğrusu yanlış kelimesinin içinde yüklenen fazla anlamlardan dolayı kullanılamamasında.

Yanlış kelimesi heba olunca ne oluyor. Doğru da olmuyor. Zira bir ifade en iyi zıddı ile anlaşılır. Oysa zıddında ortak bir görüş olmayan kelimenin zıddında nasıl ittifak olsun.

Bu sebepten Türkçe’de sonrada doğal olarak Türkiye’de doğruyu bulmak doğru adam bulmak zorlaşıyor. Zira doğrunun tanımıda bozuk. Zira doğru İngilizce’de ki hem True, right, straight, correct, accurate, good, honest, proper kelimelerinin hepsini karşılıyor. Kelime bu kadar hayati iken bu kadar anlam ihtiva ederek, kullanılmaz hale geliyor. Bir de bu kelimenin yüklendiği İngilizce’de olmayan, Arapça, Farsça ve Fransızca karşılıklarını düşünürsek işin içinden çıkamıyoruz.

Doğru kelimesi mantık silsilesi kurmada, oyun yazmada, makine icat etmede, kısaca düşünme gerektiren her alanda en gerekli kelimedir. Oysa bizim bir doğrumuz var. Oysa doğrunun tek ve yalın anlamlarının olması lazım. Ben bir bilgisayar programı yazar iken if it is true, dediğimde eğer bu doğru ise dediğimde sadece true’yu karşılamam gerekir. Eğer bu doğru ise dediğim zaman bu doğrunun içinde true’nun yanında, ahlaki ve moral anlamlarda yüklü. Oysa burada kastedilen doğru, bu olay eğer var ise mevcut ise bu durum bu hali ile var olduğu için vucüt mulmuş, vuku bulmuş ise buraya geçtir. Bu doğru ise böyle olsun diye anlatılınca, hem anlayanın, hem anlatanın zorlanacağı açıktır. Zira bu kez durum doğru olmayınca, yani false olunca, türkçe karşılığını kullanınca yanlış olunca iş içinden çıkılmaz hale geliyor. Ben aslında burada bir yanlışı kastetmiyorum. Daha doğrusu edemiyorum. Zira kelimenin içerisinde yanlış ifadesi yanlış oluyor. Burada yanlıştan kasıt, var olan düşünce yapısının, yani if true’nun gerçekleşmeme halidir. YAni if true değilse, istenen mevcut hal olmamış ise bu durum o halin mevcut olmama durumudur ve eğer bu durumda yapılınacak şey açıklanmış ise o yapılır, açıklanmamış ise if true ile belirtilen fiil gerçekleştirilmez. Sadece beklemekle yetinilir.

Burada bu yanlıştır diye hüküm verip olayı anlamaya çalışırsak büsbütün kafa gider, mantık hatası daha biz mantıklı dizin oluşturmaya program oluşturmaya çalışırken bizi gümletir. Zira dil işi bizi içinde boğmaktadır. Bu yüzden programlama öğrenirken en azından İngilizce öğrenmek gerekir diyoruz. Felsefe yapmak istiyorsan Almanca öğren bunun için deniyor, çünkü bir mantık kurgusu var yerinde kelimeler var. Kelime ve düşünme dili. Hakeza Arapça’da böyledir. Kelimeler farklı yapılar içinde geçişkendir ve kelime bolluğu vardır, sizi sıkıştırmaz. Bu yüzden dünyanın en iyi matematikçileri, iyi tüccarları Araplar içinden çıkar. İbranilerinki de Arapça nın bir benzeridir, bu da o yüzden.

Şimdi burada Türkçe’yi karalamıyorum. burada bir yanlışın bize yaptığı yanlışı aktarıyorum.

Bizde niye Steve Jobs çıkmaz da Steal Cebs çıkara yukarıdaki açıklamada yeterlidir her halde. Eğer Türkçe’de True ve False ifadeleri yerine bildiğiniz kelimeler var ise ifade ediniz. Türkçe’nin hele de öztürkçe hali ile bir düşünce dili olması zor. Bunu nefesimiz yetiyorsa ya bizler zamanla yapacağız, ya da mevcut dillerden yararlanacağız. Başka yolu yok. Bir dil yaratmaya benim ömrüm yetmeyeceği için mecbur programlama da İngilizce’den yararlanıyorum. Bayıldığımdan değil.

Burada yazılanları lan Türkçe beş para etmez bir dilmiş diye satmak için kullanmayın. Sadece gerçeği görün ve ne yapabiliriz ona bakın. Türkçe’nin artı özellikleri de vardır. Her ne kadar yukarıda ki gibi bir mantık kurmaya izin vermese de her kelime hayatın içindeki duyguları taşır. Yani kelimeler Asyalı duygululuklar taşır. Duygu anlatımında en önde gelen dillerden biridir. Duygusal anlamda iyi niyetli olan insanların elinde bir gönül dilidir, aşık dilidir. Bunun yanında Diğer dillerle çabuk kaynaşır ve onları çabuk kullanır. Hızlıdır, ancak dışardan öğrenimi zordur. Sizi konuşurken daha çok düşünmeye sevk eder. İyi mi kötü mü olduğunu kestiremediğim, konuşurken üç veyahut dört konuyu aynı anda ifade etmeyi sağlar. Yani metin içi metin taşır. Ancak bu kişilerin kalitesi düştükçe “.ancıklık.” noktasına kadar gider. Bu delikanlı tavrı olmayan özelliği nerede hangi coğrafya da kaptığını bilmiyorum ancak Türk insanının sözlü zekası herkesin ötesindedir. Bu sebeple IQ’su yerlerde olan Türk insanı, diğer IQ’su yerlerde olan kavimlere göre daha tilki, daha kurnaz, daha çakal olabildiği için hayatta kalır. Ancak bu kadar çakal sonra ne yapar o da ayrı. Laf yapmakta kimse Türkleri geçemez kısaca. Bu konuda çakallar piyasası ile ilgili bir yazım vardır. Türklerin bu laf yapma kültürlerinin kendilerini ve piyasayı nasıl bozduğunu, devletin ve zenginliğin temeli olan ticareti nasıl mahvettiğini ise bir zaman aktarmak isterim.

Çakallar piyasasını buradan okuyunuz.

https://yesileldiven.wordpress.com/2012/02/29/cakallar-piyasasi-ve-steve-jobs/

Lütfen hızlı yazıp geçtiğim Türkçe’nin bu mantık hatalarına yol açan kelimeleri için çareniz varsa alta mesaj atınız. Türkçe’yi artık daha fazla sefil hale getirmeyin. Kelime atmayın. Osmanlı kelimelere küfretmeyi bırakın, çünkü ortada dil kalmamış. Dil yoksa düşünce yok. Yukarıdaki ifade edilen en basit mantıksal cümleleri kullanamadıktan sonra Türkçe öztürkçe olsa nolur öz Arapça olsa ne olur. Aklımızı ve duygumuzu aynı anda kullanalım, dilimiz zaten bitmiş, kendimizi el aleme rezil etmeyelim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s