Keloğlan Sen Neymişsin!


Keloğlan ile ilgili yazılmış çok güzel bir makale okudum. Sizlerle paylaşmak istedim.  Dr. Pervin Ergun’a bu güzel makalesi için teşekkürü bir borç bilirim. İşte  linki:

http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/pervin_ergun_altay_turk_destanlari_keloglan.pdf

Keloğlan figürünün aslını karşılaştırmalı araştırmalarla anlatan bu kısa makalenin olayın özünü anlamada çok faydalı olacağı kanatindeyim.

Keloğlan kimmiş ?

Keloğlan, aslında “Tastarakay, Tas” ismi ile anılan, Türk hakanlarının kılık değiştirerek halkın arasında gezmeleri imiş. Makalede çok daha güzel anlatılmış. Ancak kısaca özetlersek:

– Hakanların adalet dağıtan kılık değiştirmiş hali. Zeki, uykucu, tembel, kel kılıksız hali.

– Makale’de, Anadolu’daki Türklerin, Keloğlan algısının değiştiğini ifade etmekteydi. Anadolu kültüründe masallardaki, hikayelerdeki Keloğlan,  Hakana dönüşmüyor. Hikayenin sonunda kötüleri öldürmüyor, affediyor, Altay kültüründeki Keloğlan ise kötüleri öldürüyor, affetmiyor. ( Bu af Anadolu kültürünün anaerkil yapısının etkisi olmalı, merhametli, herşeye rağmen affedici, ne kadar iyi birşey o da tartışılır.). Anadolu’daki hikayelerde, alt sınıftan biri Keloğlan.  Oysa diyor yazar Türklerde sınıf olmadığı için Keloğlan’ın böyle bir misyonu yok, o Hakan’ın kutlu bir hali. Bu Keloğlan’ın algısına sınıf fikrinin girmesi muhtemelen son yüzyıllardaki solun kültürel anlamda fikir dünyasına hakim olması ve Keloğlan filmlerinin etkisi olabilir. Zira Anadolu’da da sınıf fikri yok. Bu son dönemin özellikle 60’lı yıllardan sonraki insanların fikir dünyasında gelişmektedir.

– Bu noktada Keloğlan’ın aslında Türklerin hızırı gibi bir figür olduğu söylenebilir. Bu da benim bu makaleden çıkardığım yorum. Diğer kavimlerde Hızır boyuttan bağımsız, herkese yardım eden bir şahıs iken, Türklerde özellikle Altay Türklerinde Keloğlan’ın Hakan ile ilişkisinin olması çok ilginç. Adalet dağıtan iyi bir hakan fikrinin Türkler içinde yer edebilmesi sadece siyasi bir zorlamayla açıklanamaz. Zira hiçbir halk hikayelerinde zorla birşeylere yer vermez. Hakanlarına saygı duyuyorsa bunun doğru olduğunu kabul etmek gerekir. Zira Anadolu’ya gelince bu Hakan’dan Keloğlan’a dönüş fikrinin kopması ve Keloğlan’ın yer yer hakanlarla çarpışması, Altay’da ki Türklerin Hakan algısı ile Anadolu’daki Türk halkının fikri ve algısı arasında büyük bir fark olduğunu ortaya koyar.

Hızır benzeri Keloğlan, kuyuların içinde boyut atlıyor, ölmüyor, kimse ona dokunamıyor. Doğru dürüst, tembel, uykucu, zeki, sözleri iyi kullanıyor vb. diğer insanlardan farklı özellikleri var.

– Burada not olarak, Keloğlan’ın Türklerden çokca söz eden Firdevs’inin Şehname’sinde de geçiyor. Zira Farslılar, Persler ile Türkler, Turanlar arasında uzun süreli bir ilişki olduğu açıktır.  Ancak Firdevs’in eserinde geçen Fars Keloğlan ile Türk Keloğlan’ının ne kadar uyuştuğu incelenmesi güzel bir çalışma olabilir. Zal oğlu Rüstem’le beraber geçiyor, kitabı çok önce okuduğum için tam hatırlamıyorum. Zaloğlu Rüstem, Keloğlan’dan muhtemelen farklı bir figür, bir noktada yollarımı kesiliyor, yoksa Rüstem mi kel tam bilemiyorum. Kitap elimde olmadığı için açıpta bakamıyorum ancak incelenirse daha iyi anlaşılır merakı olan baksın diye yazıyorum.

Fikir için Firdevs’inin Şehname özetine bakabilirsiniz.

https://yesileldiven.wordpress.com/2012/01/27/sehname-ozet/

Diğer ilginç konular:

–  Bu makaleden Türk kültüründe köselere düşmanlık olduğu ancak kellerin muteber sayıldığı anlaşılıyor. Buradan şöyle bir yorum çıkardım; Osmanlı’nın ve Türklerin sürekli batıya yönelik ilerleyişinin temelinde Köselere duyulan alerjide olabilir. Zaten Çinlilerde genelde köse diye biliyoruz. Demekki Türk bilinçaltında  iki köseden uyuz olan bir düşünce, bir duygu var.

Özetle kısa ama ilginç bir makale. Destanlardaki kişileri, Dede Korkut hikayelerini inceleyerek göç eden kavimlerin, özelde Türklerin nasıl bir dönüşüm geçirdiklerini anlamak çok ufuk açıcı ve düşündürücü. Böylelikle Anadolu Kültürünü, Türk kültürünü, burada ki yerleşik kavimlerin kültürlerini anlayabiliriz. Zayıflıklarımızı, güçlü yanlarımızı daha iyi algılar ve daha doğru kararlar verebiliriz. Sorunlarımıza daha köklü çözümler sunabiliriz. Edebiyat bu açıdan en önemli bir bilimdir, ilimdir, sanattır. Edebiyat, dil bilim, düşüncenin özüdür. Bunlarla paralel ilerleyen sosyoloji, antropoloji, gibi sosyal bilimler bunun için yararlıdır.

Bir örnek vermek gerekirse Ruth Benedict’in “Krizantem ve Kılıç” diye eseri ile Amerika’lılar Japonları tanıdılar ve onları köle hale getirebildiler. Bugün Japonlar Amerikanın kölesi olmuşlarsa işte bu kitap ve açtığı çığır açıcı eser sayesinde olmuştur. Antropoliji ve bilim böyle işler içinde kullanılıyor. Tabi siz hayırlı işler için kullanın. Edebiyat gücünü bilin. Zira yine Arapları Ayaklandıran Lawrence iyi bir edebiyatçıdır. Pekçok başarılı İngiliz görevlisi arkeolog, edebiyatçı kişilerdir. Dilini güzel kullanan, bilgili insan milyonluk ordulardan daha kuvvetlidir. İşte yukarıdaki Keloğlan hikayesinden nerelere geldik. Keloğlan’ı bilmek size farketmeyeceğiniz güçler kazandıracak. Bilmek güçtür. Kimseyi ayaklandırmasanız bile kendi kendiniz ayaklandırırsınız, e bu da az bir şey değil, şu Tembellik ve Cehalet Çağında.

Saygılar.

Not 1 , Spekülasyonal Bilgi:  Tanrıların Arabaları gibi kitaplarda okuduğum eserlerde yer altı şehirlerini kullanan uzaylılar fikri vardı. Biraz zorlama ile yer altı kuyularını kullananların uzaylılar olduğu fikrini ileri sürenlerin düşüncelerine dayanarak, Türk Hakan’ının uzaylılar ile bağlantılı olduğunu da iddia edebilirsiniz. E sonra, zaten uzaylılar kel değil mi. niye bu kellere övgü. Kel olan kişi sonra bir anda dönüşüp insan oluyor, Türk hakanı oluyor. Uzaylı kökleri olan Türk hakanı. Zaten bu tembel kişinin hikayelerde çok uykucu tembel olmasına rağmen, bilgili olması, insan üstü özellikler gösterebilmesi, söz sanatlarında ileri olması başka türlü nasıl açıklanabilir. Yukarıdakiler bir spekülasyon olarak aklıma gelenler, tabi her akla geleni yazmak doğru değil ama yazmadan geçemedim.

Not 2, Anadolu kültürü ile anlatılan Keloğlan’da yani Rüştü Asyalı’nın oynadığı filmlerdeki keloğlan ile kitaplarda geçen Keloğlan’da bazı eksikler olduğunu hep hissediyordum. Zira Keloğlan’ı sevmeme rağmen, Keloğlan’ın bu başarılarında bazı karanlık ve eksik noktalar olduğunu hissediyordum. Sonuçta bir hikayenin de ille dört dörtlük olmasını beklemediğim için bu hikayeleri sevmeme rağmen eksik yönlerini öğrenmeyi bekliyordum. Yukarıdaki makale ile Keloğlan’ın bilmediğim yönlerinin aydınlandığını hissettim. Ancak yine başka yönlerinin de olduğunu hissediyorum. Bilenler olursa bizi bilgilendirirse sevinirim.

 Not 3 Keloğlan ile ilgili güzel bir oyun yapmak isteyen arkadaşlar. Yukarıdaki Keloğlan figürü bir oyun için çok daha uygun ögeler içeriyor. Zira güçlü ve yakışıklı bir Hakan’dan, Keloğlan’a dönüşebilen bir kahraman çok daha etkili bir ögedir. Bu bizim Anadolu’da düşündüğümüz Keloğlan’dan çok daha güçlü ve her türlü hikayeye uygun bir figürdür. Kuyulardan boyut atlayabilen, pekçok görev peşinde olan bir Keloğlan “Persia of Prince” gibi 2d platform oyunu olabilir. Yine daha ileri aşamalarda “Mount Blade” ekibinin kullandığı motorlar gibi üç boyutlu halde görev peşinde bir kahraman olabilir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s