Türkiyeli Esnaf Nereye Gitti?


Ticaretle uğraşan Türkiye’li bir esnaf kılıklı aslında çakalın düşünce yapısını deşifre edeceğiz:

Bu kişi için para bir avdır. Avlanması gerekir. Her ne yolla olursa olsun elde edilmelidir. Yaptığı iş asli unsur değil bir araç, bir kamuflaj bir tuzaktır. BU yüzden yaptığı işle bir bağı, bir sevgi ilişkisi yoktur. Bu yüzden gerçekte bir mesleği yoktur. Görünürde, bir marangoz, bir su tesisatçısı, bir profesyonel programcı, bir tacir, bir bakkal, çok zengin bir holding patronu gibidir. Ancak bu title’ları, yani bu ünvanları, bu meslekleri ile ilişkisi yoktur. Mesleğini sorduğun zaman bir cevabı vardır ancak niteliklerini sorduğunuzda, işin kendisinin hayatındaki anlamını sorduğunuzda ve daha kesin cevaplar almaya çalışınca bir cevabı yoktur. Para da diyemez, çünkü saklama, saklanma ve kamufle yöntemleri gelişkindir. Asla hayır demez. Her hangi bir şey yapılabilir mi diye sorun. Hayır demez. Çünkü av görünmüştür. Avı alana kadar, her şey mübahtır.

Bu avlanma sırasında müşteri bir hiçtir. O da bu avda bir araçtır. Yazıyı okuyup, Türk esnafçığının hedefinin müşteri olduğunu sanmayın. Keşke öyle olsaydı. Keşke hedefi müşteri olsaydı, o zaman müşteriyi neyin cezp ettiğini azıcık kafa yorarak bulurdu. Hayır, onun hedefi paradır. Sizin cebiniz de duran paranızdır. Bu noktada onun kafasından geçenler şudur. Bu cebi, bu kuşu uçurmayayım. Ne derse he diyeyim. Bir şeyi yapmış gibi gösterip, önüne koyayım. Üstün olduğu ikna, yalan, kendince uyanıklık, dalavere, oyalama, savsaklama, yavşaklık, yüzsüzlük taktiklerini kullanarak, parayı elde etmektir. Bu esnaf olmayan ama esnafın adını kötüye çıkaran insanlık fıkarasının güvendiği tek şey çevresinden elde ettiği kendince uyanıklık ve kurnazlığıdır. Aklınca pazarlık kuvveti vardır. İşine değil karaktersizliğine güvenir. Ancak bu şahsın karaktersizliği kendisi gibi tiplerce oluşturulmuş bir düşünce dünyasında bir yetenek ve başarı kriteridir. Bir başarı ve övünme olarak yaptığı tüm bu işleri anlatır. Bir iş bilirlik olarak görür bunu. Yani iş bilirlik dedikleri, insanları kazıklayabilme yeteneği, bunların dünyasının baş kahramanıdır. Gemiyi yürütürler, yürüttüklerine inanırlar. Piyasa bunlarla dolu olduğu için iyisine rast gelmeniz tesadüftür.

Maalesef bu insanların çoğalmasının tek nedeni, eğitim sistemimizdir. Ülkenin en iyilerini okuttukça okutan, bir işe yaramaz işlerde istihdam eden idareciler, zanaat sınıfını ülkenin en avamlarına, en üç kağıtçılarına bırakmaktadır. Bir insanın ben marangozum demesi çok kolaydır. Oysa marangozlukta en az doktorluk kadar zor bir iştir. Marangozluğunda kendi ilkeleri ve eğitimi vardır.  Halbuki marangozum diye piyasaya çık, kimse sen necisin demez. Hani bunun odası. Lonca diyorlar ama bu iş oda ile olur. E tabi sen esnaflığı millete bir kurtuluş kapısı olarak bırakırsan, hor görürsen, aşağılarsan, ne zanaat sahibi insan yetişir ne bir şey olur. Memleket üç beş iyi zanaat sahibinin sırtında gidiyor. Zanaatkarları olmayan bir ülke neye yarar. Afrika gibi olur işte. Zanaat, adına sanat denen her şey den üstündür. Zanaat, sanatla, tekniğin birleşimidir. Bu durumda bu işi yapan kişiler üstün zekalı, ahlaklı ve sezgi sahibi olması gerekirken, maalesef piyasadaki tipler ortadadır.

Maalesef ülkemizdeki ve dünyadaki ahlaki çöküntüden en çok zanaat sınıfı nasibini almış, ve millet cahil çakal sürüsünün eline kalmıştır. Esnaf bitmiş, esnaf kalmayınca yerini para avcısı esnaf çakması tipler almıştır. Allah halimize acısın, idarecilerimize akıl versin. Eğitim sistemini bu halde bırakmasınlar.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s