Cehaletin Yaygınlaşmasının Nedeni


Her ne kadar dünya genelinde okuma yazma oranı artıyor görünse de küresel anlamda cehaletin yaygınlaştığı görülmektedir.

En yaygın anlamı ile cahil olmayan bir insanın içerisinde hakikat aşkı ve araştırma ve bilgiye yönelik istek, arzu sevgi ve bilgiye ve bilgili insana karşıda bir saygı olması gerekir.

Cahil bir insan bunların kıymetini bilmez. Cahilin temel özelliği kibridir. Bu çağımızda insanların ufak bilgi kırıntıları ile kibir dağlarına dönüştüklerini görmekteyiz.

Bunun temel sebebi, okuyup bir yerlere gelme konusunun, üniversite diploması alabilmenin gittikçe kolaylaşmasıdır. Zira eskiden okuma yazma bilenler seçme insanlar içinde ancak yüzde 5’le 10 seviyelerine denk gelmekte idi. Zaten toplumdaki deha oranı ise yüzde 3 civarıdır. Yani kafası çalışanların büyük kısmı okuma biliyor, tüccarlar gibi, din bilginleri gibi belli sınıflarda yine işleri gereği okuma biliyor idiler. Kısaca Okuma Yazma bilen bir insan yüzde 50’in üzerinde bir ihtimalle deha sınıfı içerisine girebilmekteydi. Bu yüzden okuma yazma bilmeyen, diğer işlerle uğraşan insanlar bu kişilerin kıymetlerini biliyor saygıda kusur etmiyorlardı. Okuma yazma bilen alim sayıldığı zaman bunun doğru çıkma ihtimalide yüksekti. Yüksek kapasiteli insanlar böylece daha az kişi oldukları için eğitim bütçesinin büyük kısmına sahip olup, daha nitelikli işler ortaya koyabiliyorlardı. En azından şansları daha yüksekti.

Ancak okuma yazmanın yaygınlaşması ile beraber işler değişmeye başladı. İlk başlarda özellikle Türkiye’de Cumhuriyet sonrası okuma yazma olayının yaygınlaşması ile okuma yazması olmayan kesimler, yeni mezunlara tıpkı eskisindeki gibi saygı göstermeye devam ettiler. Bir okuma yazma bilen eskilerin dehaları gibi sayıldı, her şeyden anlar zannedildi. HEle karşısındaki kişinin bir ünvanı, mesleği var ise doktor, mühendis, profosör ise akan sular duruyor idi. Ancak bir süre sonra sayı çoğalmaya başladı. Diploma herkese verilmeye başladı. Bir deha da doktor olabiliyordu, uyduruk bir üniversiteden sıradan bir insanda. Hiçbir keşif yapmayacak, yönetici sınıfta yer işgal edecek çapsız mühendiste mühendis sayılır oldu, keşif peşinde koşabilecek dehalarda. Profösor olayında ise bilgiye değer verenler gitti, sayı çoğaldığı için torpili olanlar babaları dayıları olanlar bir yere geldi. Türkiye’li profların çoğunun bir hiç olduğu ortaya çıkmaya başladı. Tabi ancak yüzde 3 oranlara denk gelen kaliteli proflarla geriye kalan sadece ünvanı olan yüzde 97’ler bir kefeye konur oldu. Kaynaklar bölüşülmeye başlandı. Ancak kötü nitelikli olanlar iyi niteliklileri kovdu. Daha doğrusu bu bir sayı sorunuydu. En iyi niyetle yüzde 5 ve 10 aralığını geçmeyen kaliteli kişilerin sayısı kötüleri geçmeye yetmedi. En başta bu cehalet yukarıya doğru yayıldı.

İşte bu hak etmediği halde yükselen elinde diploma bulan mühendis, avukat, doktor, yönetici tipler hiç hak etmedikleri mevkilere gelince bocaladılar. Halk okuma yazma bildikleri için kendilerine karşı saygı gösteriyordu. Önünde ceketini ilikliyordu. Halkın inançları dolayısı ile  bilgiye verdiği bir değer vardı. Alim sanıyordu halk bunları. Ancak bir bilgi sevgisi olmayan, hakikat aşkı taşımayan bu tipler, hiç oldukları halde halk tarafından teveccüh görünce, bu işin makamdan ve ünvanlarından kaynaklandığını sandılar. Yani eskiden bu makamı işgal eden yüzde 3’lük dehalar, zekalar sınıfını kendileri gibi çapsız bellediler. Eski doktorları, profösörleri, alimleri kendileri gibi işkembeden o makamı haketmiş, saygıyı sadece makamdan kazanmış sandılar. Halbuki o makamı saygıya değer kılan işte o yüzde 3’lük dehalar karakterli insanlar idi. Kendileri bunun kaymağını bedavadan yiyip, tükettiler. Bir süre sonra avamda onlara saygıyı kesmese de azalttı. Avam da artık saygıyı, bu yeni yetme beş paralıkların sandığı gibi makama yöneltti. Artık makamın içindeki karakterin gerçektende bir değeri yoktu. Bu yüzden bir süre sonra bu makamları, meslekleri, mevkileri dolduranlar alalade ve boş beleş insanlar olmaya başladı. Böylece okumuş cehalet alttan üste çıktı, üstten de hızla alta yayıldı, ve avamı da kendini de bozdu. Zira avamdan gelen avam okumuş, hak etmediği makamda kendi cinsini ezmeye başladı.

Avam bu kişilere önce ses etmedi. Bir yanlışlık var dedi. Ancak tuz kokuyordu. Avamda bu profosörler böyle ise ben bildiğimi okurum demeye başladı. Bir de orta düzey olanlar en iyi olanlar bir diploma sahibi olunca, zanaat sınıfı boş kaldı. Buraları üst düzey insanlara havadan bakan bu avam tabaka işgal etti. Kazıklamayı kendinde hak saydı. Zira kaynakları bu aptal proflar, mühendis, doktor, hakim olamayacak tipler işgal ediyordu. Onlar öyle ise kendisi niye bunlara hizmet sunsun ki. Onlara saygısı olmadığı için yakaladığı yerde kazığı atar oldu. İşlerini savsakladı, onları kandırdı. İki kibir dağı birbirini kazıklamaya ve söyüşlemeye başladı. Zanaat sınıfı ile Bilim sınıfı çarpışıyordu. Çünkü ikisi de yaptığı işin hakkını veremiyor, yaparmış gibi yapıyordu. HEr ikisi de hak ettikleri yerlerin üzerinde koltuklar işgal ediyor ve tepişiyordu.

Bu sırada bu avam halkın dili düzeyine inmeye çalıştı. Halk bizi anlamıyor anlatalım demeyi yol belledi. HAlbuki kendi avam olmaktan kurtulamadığı, bilim aşkı olmadığı için o seviyeye yükselemedi. Bilim dilinin seviyesini düşürdü. Zira bu dil bir zeka gerektiriyordu. Halbuki kendisi bir şekilde orta zekası ile bu noktalara az bir emekle gelmişti. Belki kendini paralamış gelmişti, ama kapasite yetmiyordu. Bu terazi bu sikleti kaldırmıyordu. O da kolayını yaptı. Daha çok çalışmadı. Seviyeyi düşürdü. Halkın düzeyine ineceğim diye dili mahvetti. Seviye düştükçe düştü. Bir avam ile, bir yönetici, bir doktor, bir mühendis arasında lisan olarak, düzey olarak bir fark kalmadı. Sadece fark bir ünvan farkı idi. Bir de doktorluk gibi bazı mesleklerde  meslek terimleri idi. HAlbuki dil farkı zekayı içeren, konuşmadan başlayan bir düzey farkı olmalı idi. Konuşulan konular düzeyli olmalı idi. Ancak seviye artık aynı idi.

Bir kısım avam doktor, mühendis, yönetici ise eski alim zatlarla avamın anlaşamamasından hareketle, halkı küçük görmeye başladı. Onlar gibi konuşmamayı, farklı bir tarz takınmaya yüksek sınıftan olmanın bir şartı saydı. Ama bu ahmak bilmiyordu ki, zaten deha sınıfından olan eski alim ve okumuş yüzde 3’le diğerleri doğal olarak farklı dili konuşuyordu. Bunların seviye farkı karakterden, düzeyden, zekadan, bilgi ve görgüden geliyordu. Yani bu çapsız meslek ve ünvan sahiplerinin, diplomalı cahil  yeni avamdan okumuş avamın sahte hareketleri, ve uyduruk aşağılama dilinden kaynaklanmıyordu. Bunlar halkı küçük görmeyi işte bu yüzden bir marifet sanmaya başladılar. Fakat açık olan şudur ki hakiki yüzde 3’lük bir doktor ile, avam doktorun, hakiki mühendisle, diplomalı çapsızın farkı iki kelamda ortaya çıkar. Ancak bu hakiki karakterli dehalar ise bir süre sonra bu avamlarla aynı kaynakları paylaşmak zorunda kaldıkları için ya geri çekildiler, ya bunların sayı çokluğuna yenildiler. Zira çapsız üç doktor, üstün zekalı bir doktoru yenebilir. Sayıca çok oldukları gibi beyin ve kültür açısından da anlaşabilirler.

Böylelikle beyinsizlik üst seviyede de kaliteli insanların yenilgisi ile sonuçlandı. Bu çapsız hakimler, doktorlar, mühendisler, yöneticiler, valiler eczacılar, üniversite mezunları ve avukatlar, öyle mesleklerini aşağı seviyelere  düşürdüler ki sözleri dinlenmez oldu. Bunların tek hedefi menfaat olunca, deha sınıfı da kendinden utandı. O da üretemez oldu. Bir kısmı ülkeyi terk etti, bir kısmı kabuğuna çekildi.

Avam bunlara bakarak onlardan umudu kesti. Seviyesi kendi ile aynı olan aydını, hiç bir değer taşımadan kendini eleştiren üst sınıfı ciddiye almaz oldu. Kendi kurallarını kendi koydu. Bunları kazıklamayı hak saydı ve kendi değer sistemini kurdu. Böylece piyasayı kendi belirledi. Bir süre sonra da bu okumuş kesim bu piyasa böyle diyerek onların kurduğu düzene uydu. Zira kendisi de avam zekasında olduğu için yeni bir piyasa kuramadı.

İşte durum budur. Piyasa cehaletin elinde bu hale geldi. PAzar bozuldu. İnsanlar cahil oldu.

İşte mesele budur. Okuma yazma yaygınlaştı ve sonuç yukarıdaki gibi oldu. Kaynakları hak eden kişilere vermezseniz, herkes ağa bey olsun derseniz böyle olur. Siz bunu hak ettiniz, şimdi ağlamayın.  

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s