Zamanda Öncelik Sonralık İlişkisi. Kader, Kaza, Sebep-Sonuç.


Bilindiği üzere insanlar zaman kayıtları ile bağlıdır. Yani insanlar için şimdi diye bir kavram vardır. İnsanlar zamanı geçmiş, şimdi, gelecek ekseninde algılar. Öylede yaşar. Hayatları bu programı algılayacak şekilde ilerler. Zira zaman hareketle algılanır. Yani iki cismin karşılıklı hareketi sonucu zaman algılanır. İnsan dünya gibi hareketli bir gezegende, güneş gibi hareketli bir sistemde, samanyolu kainat gibi çevrede hareket eden bir sistem içerisindedir. İnsanın hücreleri, atomları, atom altı da yine sürekli hareket halindedir. En nihayetinde bu hareketlerin birbirlerine göre konumları, bilinç düzeyinde olan insanlar için bir zaman algısı yaratır.

Yine insanlar dünyada doğup, büyüyüp, yaşlanıp, öldükleri bir döngü içerisinde hareket halindedirler. Canlılar bir sıra takip eder. Bu sıranın bozulmaması, bir kanun şeklinde devam etmesi, yine insanın bir zaman algısına sahip olmasını sağlamaktadır.

Yine Mevsimlerin süreklilik takip etmesi gecenin gündüzü takip etmesi yine bir zaman algısı yaratmaktadır.

Yani:

1. Çevresel Hareketler. Kainat düzeyinde, mikro ve Makro hareketler.

2. Dönemlik ve döngüsel hareketler. Dünyanın düzenli hareketleri sonucu mevsimler ve günler.

3. Hayatın kanunları, canlıların dönemlik hareketleri, doğum, gelişim, ölüm gibi kanunlara bağlı hareketler.

4. Bütün bunları algılayacak bilinç düzeyi ve bunun yapısı. Yani İnsanın yapısı. İnsan hafıza sahibi olduğu için, olayları önce, sonra ilişkisinde algıladıkları için zaman mümkün olmaktadır. İnsan düşünen ve kıyaslayan bir varlıktır. YAni insan sürekli bir gözlemcidir. İnsan kainatın olaylarını gözlemlemekte ve buna göre kendinin hayatını anlamlandırmaktadır. Bu açıdan bu gözlemleri neticesi çıkardığı sonuçları bir sıraya koyabilmesi için en gerekli aracı, kullandığı mihenk taşı ve nirengi noktası zamandır. Zamanı kendi algısı çerçevesinde üretir. ( İnsan bu dünyaya şehadet için gelmiştir, zaman bu şehadetinin bir ispatıdır. Zira insan şahitliği yani bu gözlemciliyi neticesi zaman kavramına sahip olabilmektedir. Aslında zamanı oluşturan bir nevi insandır. Zaman insanın dışında bir şey değil. Daha doğrusu zaman dışardaki hareketlerin, bir akıllı zihin tarafından yorumlanmasıdır. Zira eğer insan olmasa idi bu hareketler yine dışarda devam ederdi, ama bir zamandan asla söz edilemezdi. Demekki insanın kıymeti kainatı, bir zaman ekseninde anlamlandırabilmesidir. Böylece sümme haşa Allah’ın tabiki emri ile, İnsana bu vazifeyi vermesi ile, İnsan Zamanı Var etmektedir. Böylece kainat anlam kazanmaktadır. İnsanın ölümlü olması demekki onun en kıymetli hazinesidir. Zira ölüm insanda zaman fikrinin ortaya çıkmasına sebep olan yegane temeldir.)

İnsanın bu kendi yaradılış özellikleri neticesi anlamlandırdığı zaman, bükülmez değildir.

Zira bu hareketlerin bir anlamlandırma neticesidir. Oysa hareketler bu zaman olgusu olmadan önce de vardır. YAni zaman ilerlediği için hareketler meydana gelmemektedir, hareketler olduğu için zaman var gibi görülmektedir. Zaman bir mecburiyet değildir.

Zaman bir mecburiyet olmadığı için, yani birşeyin meydana gelmesi için bir şart olmadığı için, meydana gelen hareketlerin neticesi başka sebeplere bağlıdır.

Yani aslında bizim gelecek olarak adlandırdığımız bir zamanda yapacağımız hareketin geçmişe etkisi mümkündür. İkisi birbiri ile bağlantılıdır, o onun neticesi, öbürüde geçmiştekinin neticesi olabilir. Zira bunların varlıkları, geçmiş ve gelecekte zorunlu değillerdir. Zira geçmiş ve gelecek onların durdukları noktaları ifade eden, insanın verdiği bir kavramdır. Düşüncedir.

Özetle bir topun ileriye doğru gitmiş olması ile, bir dakika önce geride olması arasında geçen zaman topun konumuna etki etmemektedir. Topun ileride olduğu sadece bizim yorumumuzdur. Top ilerde de, geri de de olsa iki hareketi arasında ilişki mevcuttur. Yani top ileriden geriye doğru geliyor olması ile, geriden ileriye gitmesi arasında farklılık yoktur. Topun geriden ileriye hareketi zamanın zorunluluğu değildir. Başka şartlara bağlıdır.

Hayatta önemli olan bu şartların neler olduğunun tesbitidir. Eğer olaylar zaman kaydına bağlı değil ise olacakların değişebilmesi mümkündür. Yani geçmişte, tıpkı gelecek gibi değişebilir. Zira şimdi bizim yorumumuza bağlıdır. Burada zamanın önemi, sıranın önemi, sadece ve sadece diğer şartlara bağlıdır.

Yani bir hareketi oluşturan diğer şartların ne olduğuna. Topun geriden ileriye gitmesine ve bu sırayı takip etmesine neden sebep olduğuna. Bunu genel bir başlıkla, kader ve kaza ilkeleri ile açıklamaktadırlar.

Ancak bunlar genel başlıklardır. Bizim aradığımız bir insanın topun geriden ileriye gitmesine sebep olan şeye olan etkisidir. Topu ittiği zaman, insan ben bu topu biraz önce elimle ittim, gelecekte de şu noktaya gidiyor diyorsa yanılıyordur. Yani zaman yanılgısı içindedir. Oysa topu oraya götüren başka kanunlardır.

1. İstek

2. Hareket ( Dua )

3. İrade. ( Hem geçmişte o topun orada olması, hem kendinin istemesi, hem hareket etmesi, hem de izin verilmesi . Yani Herşeyin bir araya gelmesi ve olayın gerçekleşmesi. Kaza) ( Zamanın burada önemi, tıpkı mekanın önemi gibidir. Yani olay bu mekanda ve bu zamanda gerçekleşmesi sadece yerin tespiti içindir. Zamanın olay üzerine etkisi yoktur. Mekanında etkisi yoktur. Olay olmaktadır. Mekanın ve zamanın olay üzerine etkisi varmış gibi görünmesinin tek sebebi bu kanunların, o belirli zaman ve mekanda işlemesidir. Oysa kanunlar her yerde geçerlidir.)

Daha iyi bir sınıflandırma ile:

1. Kaderin İrade Edilmesi: Bu olayın Vuku bulmasına karar veren irade. Nerede Nasıl, Ne Zaman Kim vb.

2. Kaderin  Yazımı ve Açık olması. Yaradılmışların görevli olanlara malum olması.

3. Vukuya yol açan Kanunların Hareketi, görevli melekler vb.

4. İstek ( İnsanın isteği, arzusu)

5. Hareket ( İnsanın harekete geçmesi, duası. Fiili ve Kavli dua.)

6. İradenin TEcellisi. Olayın Vuku Bulması ( Kaza).

Bu başlıklarda toplanan olaylar arası ilişkiler, yani bu sürecin nasıl işlediği en önemli kısımdır. Zira bu noktada dua kaderi yazdırmaktadır. İnsanlar olayları geçmiş gelecek çizgisi içerisinde algıladıkları için bu noktada takılmaktadırlar. Oysa yukarıda da ifade ettiğimiz gibi zaman insanın harekete verdiği bir anlamdır. Bu noktada 5. noktada ki duanın 1 numaradaki Külli İrade, Yani Allah’ın istemesine etkisi vardır.

Allah geleceği de geçmişi de bilir derler. Allah için zaten gelecek geçmiş diye bir durum yoktur. Yukarıda açıkladığımız gibi insan için de gerçekte bir geçmiş ve gelecek yoktur. Bu sadece onun bir yorumudur. Hatta dünyada meydana gelen olaylar içinde de bir sıralılık şart değildir. Yani gelecekteki olayların geçmişe de etkisi vardır. Tabiki insanın gücü ve kudreti nisbetince. Yani bir insanın bir tıra etkisi vardır. Onu iter bir etki yapar ama o hareket eder mi, etmez mi duruma şarta bağlı. El freni çekili ise etkiniz vardır ama araba hareket etmez. İşte insanlarda böyledir. Geçmişe gelecekten etkileri vardır. Tekrar ediyorum ama, zamana bağlı değillerdir. Tüm olaylar tüm hareketler birbirlerine bağlıdır.

Bu yüzden Hz. Muhammet ( s.a.v.) en üstün peygamberdir. Sıra olarak sonuncu olmaktadır. Oysa bizler bu işi sebep sonuçla açıklayacak olsa idik, Hz. Adem’in birinci olması sebebi ile varlığının Hz. Muhammet’e yol açtığı, kıymetininde onun babalığından kaynaklandığını söylememiz gerekirdi. Oysa durum öyle değildir. Zira Allah Hz. Muhammet (s.a.v.) yüzü hürmetine kainatı yaratmıştır. Yani böylelikle, aslında geçmiş gelecek diye zanlarımızın komikliği ortaya çıkmaktadır. Biz kendi zayıf aklımızla sonra olanın nasıl kainatın yaratılmasında etkisi olur diye düşünürüz. Oysa yukarıda da anlattığımız gibi sonra, sadece İnsanın bir yorumu ve zannıdır.

Saygılar.

2 responses to “Zamanda Öncelik Sonralık İlişkisi. Kader, Kaza, Sebep-Sonuç.

  1. Zaman ve madde arasindaki iliski maddeyi, hareketi, dusunceyi, hayati vb kavramlari algilamamiz icin zaman gibi bir kavrama ihtiyac olmasi ile ilgilidir. Zaman maddeyi yaratmaz sadece anlamamiz, algilamamiz ve kavramimiz icin gereklidir. Dolayisiyla zaman maddeyi yaratmaz; madde yaratilirken olcebilmemizi, algilayabilmemizi saglayan bir kavram olarak ortaya cikar.
    Verdigin top orneginde mekanin olaya etkisi kesinlikle vardir. Tabiat bazi prensiplere gore yaratilmistir ve bu olaylar bu prensiplerin ile beraber niyet ve dua ile gerceklesir. Niyet baslatir ama gerceklesirken aldigin sonuc bu prensiplere tabidir. Yerçekimsiz ortamda topa vurarak dunyadaki hareketini beklemekmantik disi olur. Yaklasimin bilim adamlarinin veya ateistlerin yaklasimiyla hemen hemen ayni. Yaradanin koydugu kurallar silsilesini (belkide tek bir kural, kim bilir…) bir kenara birakip her seyi inanc sistemi ile aciklamaya calisiyorsun ki bilim adamlari da bu kurallar silsilesinin yaradan tarafindan koyulamayacagini savunuyor. Halbuki bunun ortasi bu sistemin yaradan tarafindan olusturuldugu ve niyet ve dua gibi kavramlarin da bu sistemin islemesinde payi oldugu yonunde; bu da benim inancim.

    Eger seni yazini yanlis anladiysam bu da benim kusurum olsun, hakkini helal et…

    • Maddenin hareketi zamanı yaratıyor. Daha doğrusu maddenin doğrusal hareketine ettiğimiz şehadet neticesi insanoğlu zihninde, ruhunda bir zaman duygusuna kapılıyor. Zihnimizde bir zaman duygusu ve oluşu meydana geliyor. Hakikatte ise aslında bir zamanın olmadığını ifade ediyorum. İnsan olmasaydı zaman olmaz diyorum. Allah’ın bize üflediği ruh ile birlikte, insanın zaman duygusunu oluşturma yetisine sahip olduğunu ifade ediyorum. Bu zaman düşüncesi bu dünyanın yanında ahirette de mevcut. Zaten cennetten kovulmamızın bir nedenin de Hz. Adem ve Hz. Havva’nın cennette sonsuz kalma istekleri ve arzuları olduğunu Kutsal Kitaplardan biliyoruz. Öyleyse bir zaman algıları mevcut idi. Gelip, geçen bir zaman fikri ile mutluluklarının sonsuza kadar sürmeyeceğine hükmedim, Allah’ın nimetinden şüpheye düştüler. Demekki zaman algısı ve duygusu bir yandan da kıtlık duygusunu yarattığı gibi hakikatleri farklı yorumlamaya da sebep oluyor. Nimetin sürekliliği ilişkisini kurabilmek için zamana ihtiyaç var. Yani bir nimeti veren olup olmadığının idrakine zaman duygusuyla varılır. Yani şu anda bir nimete gark olunuyorsam bu nimet şu anda var olduğu için. Bir ileri anda bu nimet benden çekilecekse zamanın olması gerekir. Böylece kişi düşünerek nimetin varlığını ve O’nu vereni idrak eder. İfade ettiğin gibi zaman Allah’ın koyduğu kanunlarla var oluyor. Zaten zamanın maddeyi yarattığını ifade etmiyorum, maddenin hareketinin insanda zaman duygusunu ve algısını oluşturduğunu söylüyorum. Bunu da elbette kişiye yerleştiren Allah ( c.c.).
      Takdir edersin ki yukarıda yazdığım paragrafın hiçbir cümlesini bir ateistin veya modern bilimcinin kabul etmesini beklemiyorum. Zira bu blog ile yaradılış ve varlık üstüne düşünce üretiyorum. Ben kendimi onlar ne dere göre ya da onlarla nasıl uzlaşırım noktasında bir çizgi aramıyorum. Benim derdim hakikati bulma yolunda düşünce üretmek. Nihayet onlarla buluşacağım nokta hakikat üstüne olur. Eğer onların söyledikleri, yazdıkları hakikati anlamamda faydalı olursa inceler ve üzerinde düşünürüm. Onlar nasılı inceliyorlar. Niyesini mantığını pek sorgulamıyorlar. Bilim adamları son 50 yılda özellikle işi iyice nasıla vurdular. Felsefi boyutu da bir kenara bıraktılar.
      Benim bir felsefem yok. Elimde Allah tarafından indirildiğine inandığım bir Kitap ve inanç sistemi var. Dünyayı da bu çerçeveden yorumluyor ve üzerinde düşünüyorum. Ateistlerle kesiştiğimiz noktalarda olabilir ayrı düştüğümüz de bu mesele değil. Zaten yazıda dini alıntılar olduğu için hakikati bulmak için bu yazıyı okumaya bile zahmet etmezler. Yazımı okuduğun ayrıca da yorum yazdığın için teşekkür ediyorum. Umarım düşüncemi daha iyi aktarabilmişimdir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s