İslam ve İnsanlığın Geleceği – Kitap Özeti – Şerhler, Kitabın Düşündürdükleri


KİTAP NO: 0236
İSMİ: İslam ve İnsanlığın Geleceği
YAZARIN ADI: Roger Garaudy Çeviren: Cemal Aydın
TARİH, YER :  Mart 2007, İstanbul
OKUNDUĞU TARİH:  Mart  2010
YAYINEVİ: Pınar Yayınları

KONU:

Yazarın Değerlendirilmesi

Müslüman bir düşünür. Fransa’da yaşamış, Fransız asıllı bir müslüman. Komünizm konusunda bilgili bir insan. Siyasi geçmişi bu konularda olan bir insan iken müslüman oluyor ve İslam ve insanlık üzerine yazılar yazmaya başlıyor, konferanslar veriyor.

 

 Kitabın Değerlendirilmesi

“Er veya geç, akla uygun bir İslam’ı kabul etmek zorunda kalacağız” Goethe ( Willemer’e  Haziran tarihli mektubundan)

Kitap bu önsözle başlıyor.

İslam nedir

Notlar

İslamın kişinin kendi iradesi ile tek Allah’a inanması olarak ifade ediyor, ayetlerle açıklamalarda bulunuyor.

Dünyanın bütün dinleri ve bütün bilgelikleri gibi İs-lam’ın da temel ve evrensel mesajı şu iki esasa dayanır:

a)        Allah’ın yüceliği ( ululuğu) ve birliği. b) İnsanların ümmet oluşu.

Medine Toplumu isimli ikinci başlıktan:

…Müslüman için aksine, vazifeler haklardan önce gelir.

–           Allah, Kur’an da, paranın siyasi bir hiyerarşi kuracağı her tür sosyal düzeni kökünden reddeder. (Not: O zaman içinde bulunulan düzene ne der sorusu akla geliyor.)

–           …milleti kendi başına bir gaye olarak gösteren ve ve ( bütün İslami dünya görüşünün kilit taşı “tevhid”in özel bir durumu olan) insani birliğe zıt bir anlayıştır.

–           Aynı şekilde Kur’an’ın şura prensibi, toplumun üyelerinin, Allah’ın gözetim ve denetimi altında, kendi kaderlerini ilgilendiren kararların hazırlanma ve uygulanmasına katılmaları için, her alanda ve her düzeyde, kendilerine danışılmasını zorunlu kılar.

–           Temel prensip, nasıl tek sahip Allah ve tek hükmeden Allah’sa tek bilen de Allah’tır.

–           Bu temel prensip, Allah’ın mutlak kudretini, gasbetmek şeklindeki Firavunvari iddiayı veya ilk sebeplerin ve son gayelerin bilgisine erişmiş, tam ve mutlak bir bilgiyi elinde bulundurduğu kuruntusunu ortadan kaldırmış olur.

İslam Dünyasının Yayılması ve Çöküşü diye bir başlık atmış. Bu çöküşü lafı bana saçma ve yersiz geldi. Zira İslam Dünyası çökemez. İslamı yaşayanların dünyası daralır, çekilirler. Bu bir imtihandır. İslam çökmez, zira altın çamura düşmekle üstünü çamurun örtmesiyle değerinden bir şey kaybetmez. Bir kuyumucunun elinde ehil ellerde o çamurdan çıkar. Üstündeki tozlar üflenince yine altın altındır.

İslam’ın yayılışı ile ilgili olarak:

Ayrıca, Arap fatihleri ekonomideki feodal bölünmeleri yok ederek, eski Roma imparatorluğu’nunkinden daha geniş bir fikir ve Pazar alanı sağlayarak, yazılı bir kanuna ve muntazam bir adli idareye boyun eğen birleştirici bir bütün oluşturarak, insanlığın büyük yaratıcı dönemleri için zorunlu olan bir eşya, insan ve fikir karışımına imkan tanımışlardır. ( Notlar: Gerçekten de peygamberimiz “Bir gün gelecek bir kadın ticaret yapmak için devesi ile uzun bir yolu sıkıntısız aşacağını” müjdelemiştir. Sahabeler buna şaşırmışlardı. Bu tek bir pazarı, kadınlar gibi zayıf toplulukların bile haklarının garantide olduğu hukukun işlediği güvenli bir ortamı, sınırsız ticaretin mümkün olduğu bir alanı müjdelemekteydi. Bu imkansızı başaran Hz. Muhammet (s.a.v.)’in diniydi. Kadınlar İslam’da aşağıdır diyen ahmak sürüsü. Bir bakın bakalım. Kadınlar ticaret yapabiliyor, hem de güvenle, hukuk içinde geniş bir arazide. Bu hakka sahip olan kadınlar diğer haklarına da kendileri elbet sahip olabilirler. Zira parası olmayanın dini olmadığı gibi ticaret yapabilmek için hakları olmayan insanların özgürlüklerinden nasıl bahsedilebilir. Bu hedefi koyan ve bunu müjdeleyen Yüce Peygamber, koyduğu esaslar çerçevesinde kadınlara bir insana verilecek en büyük özgürlüğü bahşediyordu. Roma’da özgür sayılan insanların bile ticaret yapabilme hakları tedricen verilirken, bu hakları kadınlara şartsız veren peygamberin üstünlüğünü görmek istemeyen kördür. Zaten bunu görmeyenlerin körlüğü küfürlerinden kaynaklanır zira Kur’an’ı kerimde onların kör, sağır ve dilsiz oldukları belirtilir.)

Allah, insana sürekli olarak hatırlatır ki, insanın değeri ve liyakati için asla bir ölçü oluşturmayan ( zenginlik, şeref, iktidar, vs… gibi)bu dünyadaki başarının ötesinde, her şeyi bilen ve hiç kimsenin kandıramadığı Yüce Allah’ın bir “Hesap günü” vardır.

Kitapta Namaz, Oruç, Zekat, Hac, İman ve İbadetle yükseliş aktarılmaktadır. Bunların özü aktarılmaya çalışılmaktadır. Zekat kısmında: … Çalışmadan tutun da siyasi faaliyetlere kadar bütün eylemlerimiz dini pratiğin, ibadet ve ayinin içinde yerlerini alırlar. Yani her hareketimiz, her davranışımız ibadete dönüşür.

(Not: Başka vesilelerle ifade ettiğimiz gibi insanın her davranışının ibadete dönüşmesinin şartı Mükemmel mesaj verinin ilettiği mesajların başarı ile yerine getirilmesi ile olur. Bir organın vazifesini yapması, bir kuşun çocuklarını yetiştirmesi, ağacın tomurcuklanması nasıl birer ibadet ise, şuurlu olan insanın kendine verilen emirleri doğru bir düzen içinde yerine getirmesi de ibadettir. İnsan Allah’ın verdiği emirlere uymama keyfiyetine ve şuuruna sahiptir. İnsandan istenen şuurla bu emirleri, istekleri yerine getirmesidir. İnanarak ve güvenerek tasdik edip, şahit olmasıdır. İnsanın özgürlüğü kuşun kuş olarak vazifesini yapması gibi insanın toplum içinde insan olarak görevlerini yapması ile sağlanır. Sorumluluk özgürlüktür. Böylelikle insan vazifesini yerine getirdikçe insan olur ve derece kazanır.)

“Batının İflası” konusu işlenen bölüm

…mutlak değerlerin varlığına imanın terk edilmesidir. ( Rönesansın 16 yy. Avrupa politikasının özü),

-Bilim ve tekniğin alnına girmeyen aşk, güzellik, hayatın anlamı gibi problemlerin mevcut olmadığına inanmamızı istediler. ( Not: Müthiş bir tesbit. Bu söz için kitap okunurdu.)

Garaudy, İslam’da çöküş olduğunu iddia ediyor ve İflasa çözüm bölümünde çareler sayıyor. Ben çökenin İslam olduğunu düşünmüyorum, Müslüman olduğunu iddia edenlerin yapması gerekenler olarak algıladığım bu fikirleri öyle değerlendiriyorum.

  1. Kendi kendine yeterlik ve başkalarını tanımama: ( vazgeçilsin diyor)

Bugün İslam, ancak toplayabildiği bütün bilgeliklere ve bütün inançlara açılmasıyla yeniden yürüyüşünü başlatabilir.

  1. Ben bilirimcilik. ( Vazgeçilmeli diyor.)

Her teknikten yararlanılmalı sadece fıkıh ve tarihselcilikle olmaz gibi bir şeyler diyor.

İslam ve Manevi Hayat Tasavvuf bölümüde, Tasavvufun kaynağının Kur an olduğunu söylüyor.

Tasavvufun mistisizmden, yeni eflatunculuktan, hint bilgeliğinden değil Kur’an dan kaynaklandığını ifade etmektedir.

İslam ve tenkitçi düşünce kısmında, bilimciliğin niçin ve gaye ve maksat sorusunu bir kenara bıraktığını, yeni bir putçuluk olarak büyüme ve hakimiyet ihtirasının hizmetine koşulduklarını ifade etmektedir.

Batı tipi büyüme ve kültür modelinin ifası karşısında, İslam’ın, “doğru yol”a göre, insani çehreli ve ilahi bir gelecek yaratmaya yetenekli olduğunu iddia etmesine izin vermeyecektir.

…bütün devirlerde iktidara bağlı aynı ilahiyatçılar ve hukukçular, İctihad’ı nüfuzlu birtakım ellerde toplamak ve tekelleştirmek ve de mutlak’ın memurları gibi davranmak istemişlerdir.

… İctihad kapısının kapanması Kur’an dan kaynaklanmaz diyor.

… Kuzey Afrika’da 19.yy.’da ortaya çıkan Selefiye hareketini övüyor.

Güzel Soru soruyor:

Özünden hiçbir şey kaybetmeden, çağımızın problemlerine cevap vermesi için İslam’ın uyanışı nasıl olmalıdır?

… “İnsanlar tek bir ümmetti ( Bakara, 2/213). Çünkü onlar, kendilerine aynı hedefi göstermiş olan aynı Allah tarafından yaratıldılar. ( Not: Vicdani Hukuk)

İslam Rönesansı başlığında:

İkisi de taklit diyor:

–           Batı’yı taklit

–           Geçmişi taklit.

Kur an okuması hakkında görüşler belirtiyor.

Eşşsiz mesaj, sonsuz mesaj, her millete o milletin dilini konuşan – yani o milletin anlayış seviyesine göre- peygamberler tarafından aktarılmıştır. Ne var ki mesajın şeklinin bu “tarihlik”i hiçbir şekilde onun mutlak değerini ne azaltır, ne de ona ters düşer.

Mesajın yorumun yapmayı reddetmek, insan ilişkilerini tarihin geçmiş bir anında dondurup bırakmak olacağından, eylemimizi / hareketimizi felç eder. ( Not: Mesajı biz çıkartıp, yorumluyoruz, insan aklına güven var! Bu satırlarda.)

İslam yeni bir yayılış için başlığı. ( not: Hakikat Çokluğa Tabi Olmaz; Tektir! AHED)

Batıda İslama davetin sorunları üzerine görüşleri mevcut.

..teknik bize asla araçlardan gayrısını vermez ve şimdi bizler araç fazlalı ve amaç yokluğu yüzünden ölmek tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyoruz.

….Avrupa’nın getirdiği, iman değil, şüphedir.

Latin Amerika’da İslam’a Davetin sorunları

…Dom Helder Camara bir ikiyüzlülüğü açığa vurmuştur. Camara’nın ihbar ettiği bu ikiyüzlülük, sadece devrimci şiddeti “şiddet” kabul etmek, bunu doğuran haksızlıkların yapısal şiddeti ve ilk şiddete karşı yapılan bu mücadeleyi boğmak için tutuşan baskıcı şiddeti görmezlikten gelmektir.

… Marksizm, sosyal ilişkilerin yapısında, insanın aşkın/ilahi boyutunu hiç hesaba katmamaktadır ( gerçi kapitalist alem de aynısını yapmaktadır, fakat “din adamları” bu konuya dikkatleri pek az çekmekteler).

Kurtuluş ilahiyatı, zengin ülkelerle yoksul ülkeler, Kuzey ile Güney arasındaki uçurumu habire derinleştiren halihazırdaki “gelişme” modelleriyle bağların koparılması üzerinde ısrar eder. Zira sömürgeciliğin ve eşit olmayan mübadelelerin ürünü olan “az gelişmişlik”, Batılı “gelişim”in şartıdır. Öyleyse Batı’nın gelişme modeli, tanımı gereği, evrenselleşemez. ( Not: İlginç tesbitler.)

…Ulu peygamber yorumların, şerhlerin ve şerhlerin şerhlerinin, geleneklerin, dogmaların ve kanunların, banka hesaplarının ve devlet çarklarının üst üste yığılmış katmanları altına gömülmüştür. ( Bu eleştirilerin kime olduğu açık değil mi)

Sebastian Kappen’in Hindistan’da yaptığı birleştirici çağrıyı, Siyah Afrika’da Kurtuluş ilahiyatçısı Jean-Marc Ela’nın iktidara karşı oluşunu ve Brezilya’da Crateus Piskoposu don Fragoso’nun tecrübelerini övmektedir.

Herkese Allah’ın kendisi için çidii gayeye erişmek için bütün yeteneklerini tam anlamıyla kullanabilme imkanı sağlayan sosyal bir düzen kurmak gibi bir görev verdi.

… İslam tarihin aktif öznesi olacaksa, iyi bir Müslüman olmak, ayin ve ibadetlerden başka, Allah yolunda yaratıcı çabalarda bulunmaktır.

…kültür devrimi, yani hayatın derin anlamını keşfetme…

Yaratıcılık sırrı:

İslam’ın açıklık ve kaynağı olan Kur’an’ın yaratıcılık ruhuna sadık kalmasını bilirse…

Söz: İslam bir kale değildir. İslam, manevi füzeler atan bir roketatardır. ( Daha güzel ifade edebilirdi,)

Yunus 10/94 … Kuran kutsal metinlere çok büyük bir saygı göstermekte ve Hz. Muhammed’e, aynı Allah’tan kaynaklandıkları için onlara müracaat etme tavsiyesinde bulunmaktadır.

İslam vaizi ribayı anlamak için bunun her türlü şeklini incelemiş olan Markism’den yararlanmak zorunda diyor ( İlginç, mantıklı.)

Bir İslam davetçisi modern sorunları bilmeli. Pozitivist akımların saldığı umutsuzluğu, nükleer savunmanın sorunlarını, uluslar arası şirketlerin krizlerini, eğitimin sorunlarını vb.

Bunları bilmeyen vaiz eğer yurtdışına tebliğe giderse orada İslam’ın imkanlarını talan etmiş olur.

–           Akıl denile gelen şey pozitivist akıldır.

–           Sadece nasıl sorusunu sormak ve niçin sorusunu sormamak suretiyel pragmatizm, eylem felsefesiyle karıştırılmıştır. S.116

–           Bu indirgemeyici pozitivizm aşk, sanatsal yaratıcılık, iman gibi hayatın en yüksek boyutlarını yok sayar.

–           Teknokrasi, teknik için tekniğin uyurgezerlik biçimidir. Gayeler meselesini hiçbir zaman kendine  dert edinmez.

–           Doğru eğitimi ve bu eğitimi veren olarak Kurtuba İslam Üniversitesinin eğitimini örnek vermektedir.

–           Batı aklı, Descartes’la birlikte gayeler üzerinde kafa yormayı dışlıyordu. ( Not: Garaudy’le buluştuğumuz nokta. Bence Descartes mantık ve edebiyatı düz ve pragmatist bir matematiğe indirerek insanlığa en büyük kötülüğü etmiştir. Descartes’ın bu yöntemi ile bilimsel gelişme alebildiğine hızlanmıştır. Ancak neyin, nasıl, niçin yapılması gerektiğini bilen ilim adamları yok olmuş. Cehalet çoğalmıştır. Zira bilim kitlelerin elinde sadece bir araca dönüşmüştür. Herkes güya matematik bilmektedir. Sokaktakilere sorsanız bundan haberdardır. Ancak matematik’in özü olduğu mantık, edebiyattan doğduğu ve amacının her şey ve de hakikat üzerinde düşünme, sınıflama ve analiz olduğu unutulunca bu öğrenilen şeyin insanlığa bir yararı olmamıştır. Okumuş cahiller topluluğunun tek amacı bu matematikten kendi menfaatleri için yararlanmak olmuştur. Atom bombası yapılmıştır ancak bunun hakikate katkısı ve ne ifade ettiği üzerinde doğru dürüst bir tartışma yapılmamıştır. Bunu yapacak olan bu icadı yapan kişiler olması gerekirken, atom bombası üzerine çalışanların kuru matematik, kimya ve denklem bilgisi dışında bir farklı ilim ve hakikat düşünceleri yoktur. Gerçek bir mantık, edebiyat terbiyeleri yoktur, hakiki matematik hakkında en ufak bir fikirleri dahi yoktur. Düşünce sistematiği kalmamış olan bilim adamları kuru bir vicdanla baş başa kalmışlardır.  Descartes iyi niyet taşları ile cehennemin yolunu tüm insanlığın önüne sunmuştur. MA)

–           Pozitivist kötürüm budanmış akıl torunlarımızı katletmeye doğru gidiyor. Onu kusursuz akıl olmaya, gayeler ve anlamlar üzerine düşünmeye zorlamak gerek.

–           ….hayatı mahvetmenin imkanlarına sahibiz. Meğer ki kamil ( kusursuz ) bir akıl bunlara başka gayeler bulsun, bu teknikleri o gayelere doğru yönlendirmiş olsun…

–           Pozitivist bilimcilik, ölçülemeyen veya bir kavrama indirgenemeyen şeylerin hiçbir gerçekliği olmadığını savunan dünya görüşüdür.

–           Onlar vasıtaların yokluğundan değil, gayenin olmayışından ölüyorlar.

–           Bu anlayış, çalışmaya ve tüketmeye indirgenmiş ve yalnızca kişisel çıkarı için harekete geçen, kısacası İslam idealinin tam tersi bir adam tasavvur etmektedir.

–           İslam ne zaman batıya yayılacak: Büyüme, kültür ve iletişim sorunları başta olmak üzere, Batı medeniyetinin çözmekten aciz kaldığı meseleleri muktedir olduğunu gösterdiği zaman.

–           Gelişme ve ekonomi başlığı:

–           Batı tipi ekonomik büyüme, yararlı, yararsız, zararlı ve ya hatta öldürücü herhangi bir şeyi giderek daha fazla ve giderek daha çabuk üretmekten ibarettir. ( Not: ilginç ve güzel  bir tespit.)

–           Mülk sahibi yalnızca Allah’tır. Onun yeryüzündeki Halifesi olan insan, bu mülkü Allah yolunda evirip çevirmekle yükümlüdür.

–           Böyle bir mülkiyet anlayışının daha başlangıçta Roma hukukunun mülkiyet anlayışıyla taban tabana zıt olduğuna dikkat edelim. Roma hukuku mülkiyeti “Kullanma ve kötüye de kullanma hakkı” olarak tarif eder ( Jus utendi et abutendi) ( Not: Osmanlı bunun için mi yıkıldı. Yani vakıflar aracılığı ile bir mülk edinme yöntemi geliştirdi ve gitgide temel prensiplerinden uzaklaştıda mı yozlaştı. Buna kafa yormak lazım. Yani Osmanlı zamanla Romalılaştıda karşısında olduğu şeye mi dönüştü. İyi bildiğimiz vakıflar bir nevi malı aslında başka bir taraftan mülkümüz haline mi getirmekti. Yoksa kişi onu dağıtmalımıydı.)

–           Hz. Peygamber şöyle diyordu: “İçinde bir adamın aç olduğu her toplumdan Allah korumasını çeker.”

–           İlk dönemlerin hukuku, yalnızca iş aletlerini ( bugün üretim aracı dediğimiz şeyleri) zekat dışı bırakır ve zekat oranını yüzde 2,5 olarak belirler. Bu kural uygulandığında, kırk sene içinde ( bir nesilde ) özel bir mülkiyet tamamiyle ortadan kalkar ve bu mülkiyet bütünüyle topluma geri döner. O halde hiç kimse, sadece ailesinin mirasıyla geçinerek aylak bir hayat süremez.

–           Riba nedir. Riba, Allah yolunda çalışmandan artan veya başkasını sömürmek yoluyla ümmetin veya diğerlerinin zararına olarak çoğalan her çeşit zenginliktir. ( Not: Organ ticareti, kumar, kara para, bileşik faiz, çalışmadan elde edilen karlar, spekülasyonlar, silah ve uyuşturucu ticareti, rant, tefecilik, fuhuş, bahis, futbol gibi rant gelirleri, zekatı verilmemiş gelirler, iş aksatan komisyonculuk, rüşvet, hediye, şerefiye, kaçakçılık, hak yeme, emeksiz rotariler, servet tutarak gelir temini ( başka türlü bir geçim şansı yok ise), şantaj ve nüfus ticareti, forex, türev piyasaları, bağışları çalma, hırsızlık, talan, yağma, devletin ve devletlerin sömürü amaçlı borç vermeleri, yapılan ahlak dışı kazançlar, herkesimden ayrım yapmayan vergi, iş zorlaştıran vergi, halkın hizmeti amacı ve genel kamu yararı dışında kullanılmak üzere alınan vergi ( makam aracı almak, birilerine rant sağlamak, israf harcamaları vb.)

–           Hz. Ömer, insanlar maddi menfaat yüzünden Müslüman olmasınlar diye İslam’a katılanlara verilen parayı iptal etti.

–           Şura sistemini parlementer sistemle eş tutmamak lazım.

–           Batı demokrasisi istatistiğe, vekalete dayanan ve yabancılaşmış bir demokrasidir. Bu demokraside kamuoyu, bütün iletişim araçlarını varlıkların hizmetine veren gerçek iktidar, yani para iktidarı tarafından istenildiği gibi yönlendirilir. ( Not: doğru söze ne denir.)

–           İnsanoğlu, Allah’ın mutlak kudretini Firavunvari ele geçirme iddiası taşır. Bu iddia, Marlow’un “Faust”unda nefis bir şekilde ifade edilir: “İnsanoğlu, güçlü beyninle, bir Tanrı, bütün tabiat güçlerinin sahibi ve efendisi ol1. Bir yüzyıl sonra, Descartes insana şu hedefi gösterecektir: “Tabiatın hakimi ve sahibi olmak.” Machiavel, milleti faaliyetimizin bizatihi gayesi yapar, zafere kavuşmaya imkan vermeleri şartıyla bütün çareler mübahtır. İngiltere’de ise Hobbes, “İnsan insanın kurdudur” diyerek böyle bir dünyanın  en yüce kanunu verecektir. ( Not: Etrafımız  böyle düşünen insanlarla dolu, bu fikirlerle zehirli bir medeniyet dünyanın en önünde gidiyor. Düşünün başımıza gelen fitnenin büyüklüğünü. Bu sözler şaka değil modern insanın hücrelerinde işli. Onun için Irak’ı işgal eden zavallı Amerikan askerleri güçsüz insanlar karşısında ne yapacağını şaşırıp sapıtıyor. Çünkü onlara değeler değil güçlü olanın güçsüzü yiyebildiği bir dünya gerçeği öğretilmiş. Onlar zehirlenmiş zavallılar. İnsanlık, kardeşlik, gönül gibi kelimelerden haberleri yok. Bizim var mı? Biz de onlara öykündükçe, benzemeye çalıştıkça onlardan daha garip birer vahşiye dönüşüyoruz. Bizim durumumuz daha da acı. Medeniyetin zirvesinden, kötülerinde altına düşüyoruz.)

–           İslam dünyasındaki imtiyazlılar, Müslüman olarak değil, bütün kapitalist ülkelerdeki gibi, imtiyazlılar olarak, imtiyazlarını kaybetme korkusuyla komünizmi lanetlemişlerdir. ( Not: İlginç fikirler. Bunu İhsan Eliaçık ve ekibi okusa her yerde kullanır. Üzerinde düşününce tamami ile doğru değil ancak bir yüzü doğru. Öbür yüzünden bakınca Komünistlerin iktidara gelince dine karşı davranış şekilleri ortadaydı. Rusya’da, Çin’de Arnavutluk’ta komünistlerin yaptıkları ortada iken Müslümanlar herhalde Sovyetlerin tarafını tutacak değildi. Garaudy burada alınganlık yapıyor. Tabi Müslümanların komünism, sosyalizm gibi konuları tam tartışmış değillerdir ancak bunda sebep onların ilgisizliği değil onların daha büyük düşmanlarla savaşıyor olmalarıdır. Dört yandan saldıran pozitivist akımlar komünismin saldırganlığının da sebebiydi. Yani onlar ana düşmanla materyalizmle savaşıyorlardı. Komünism’in faziletlerini anlatmak ancak çocuk kandırmak olurdu zira zaten komünizm pozitivizm’in adalet isteyen asi çocuğu idi. Bu konuda Garaudy’i ve İhsan Eliaçık ekibi Müslümanlar neden komünistleri doğru anlamadı derken durumun şartlarını daha iyi tahlil etsinler derim naçizane. Bunlar materyalizmden beslenen fikirler idi. Kapitalizm veya komünizm olması fark etmiyordu. Bu noktada daha az kötü olduğu düşünülen tercih edildi. Eğer Eliaçık ve ekibi daha az kötü olan Komünizmdi neden onların safında yer alınmadı diyorsa ona da saygı duymak lazım. Fakat bunu Suriye, Irak ve kısmen Mısır’da gördük. Bu kez de oligarşik partiler olabilirdi. Tarihin nasıl seyredeceğini bilemeyiz. Ancak Türkiye’deki düzenin Saddam rejimiyle, Suriye baas rejimi arası bir şey olacağını tahmin etmek zor değil. Belki de kısmen bugünkü durumumuzdan maddi olarak daha ileri olabilirdik ancak manevi olarak gerçek bir İslam düzeni olmayan bir ülkenin gelişiminin nasıl olacağı tahmin edilemez. Bu noktada Eliaçık’ın adalet ve eşitlik isteyen taleplerini haklı bulmaktayım, şu anki düzenle bunu olmayacağı da doğrudur. Ancak bu konuya verilecek cevaplar komple bir düşünceyi gerektiriyor. Yeni dünya düzeni 70’lerden 80’lerden çok farklı ve daha kompleks. Elbette insanlığın anlam anlayışı bitmedi ancak bu sadece komünizm, kapitalizm ekseninde cevaplanacak bir sorun değil. Kapitalizmin anlamının bile değiştiği, artık kendi sahiplerini yemeye başladığı bir dünyada herkes kurban olurken ve bunun farkında değilken insanlığın tek kurtarıcısı olan İslam’ın cevapları yetişmeli. Dini İslam insanın kendi kendini köle ettiği bu düzene kendine gel diyebilir. Bunu diyecek olan insanlar elbette her fikre, her düşünceye , her dine yakın durup, inceleyebilir, işbirliği yapabilir. Herkesin kurban olduğu, hatta Yahudi’lerin bile bilinçsizce kendilerini kurban ettiği bu zavallı düzende kimse kimseyle konuşuyor veyahut onun düzeninde yaşıyor diye suçlanamaz. Hep beraber elele düşünerek, Hz. Muhammet’in ruhunu, Kur an’ın nurunu insanlığa yansıtarak bütün bu karanlığı dağıtabiliriz. Yoksa toptan bir yok oluş kapıda. Bir üçüncü dünya savaşı, bir açlık krizi, bir dev göç krizi birer gerçek olarak önümüzeki 30 yılın problemleri. Eğer biz Müslümanlar bir şey demez isek kimse bir şey demeyecektir. Çünkü insanlık kurban olduğunun, kendi kendinin kölesi olduğunun farkında değil. İnsanı kendinin kölesi olmaktan kurtarıp Allah’ın kulu yapacak olan bizler düşünürek insan olacağız, insanlık olacağız ve kurtuluşa ereceğiz. Allah nurunu tamamlayacaktır, bunda kimsenin şüphesi olmasın. MA.)

–           Garaudy diyorki, idealist bir yalanla saklanmış, fiilen var olan gerçek bir materyalizm hüküm sürmektedir.

–           Marks’ın projesi, sınıf mücadelesini sürdürmek değil, tam aksine ortadan kaldırmaktır.

–           Bu tür konuları bilmemek olmaz. Geçmiş fıkıhçılar çok uluslu şirketler sorununa cevap veremez diyor.

–           İslam’ın sosyalizmle bir tutulması da yüzeysel bir anlayıştır. ( Not: İkisinin benzerliğini kurmak bence komik ve zorlama. O zaman İslam’ın kapitalizmle de benzerliği kurulabilir. Yani paraya karşı değil, ticarete karşı değil, mirasa karşı değil, mülkiyeti tamamen reddetmiyor o zaman benzerdir denebilir mi. Sosyalizm’de öyle. Zekat var, sosyal yardım var, herkesi eşit tutuyor, milliyetçilik ayrımı yapmıyor, insanlık fikri var öyle ise sosyalizmle benzerliği var denilebilir mi. İslam bir materyalist dünyaya düzen getirici siyasi doktrinler bütünü değildir. İslam, insana düzen getirici Allah’ın koyduğu emirler bütünüdür. İnsan’ı Allah’a kul yaparak, toplum karşısındaki duruş ve konumunu belirler. İnsan’ı merkeze alır ve onu kul olarak, hem kendiyle, hem de toplumla barıştırır. Yani ona vazifeler, sorumluluklar yükler ardından Onu eşrefi mahluk yapar ve ona haklar verir. İnsanın haklarının kaynağı Allah’tır. Yani Roma imparatoru değildir. Roma’da vatandaşlar köleler ayrımıyla herkesin hakları değişik değişiktir. Oysa İslam’ın hakları her insana tanımlanmıştır. Dünyaya ilişkin konumu ise bu haklarından sonra gelir. İslam geldikten sonrada kölelik devam etmiştir. Ancak İslam köleye ve efendisine öyle haklar ve yükümlülükler yüklemiştir ki bir süre sonra bu davranış biçimi bu köle-efendi ilişkisini yok eder. Yok etmiyorsa şayet orada İslam düzeninin işleyişi ile ilgili sorunların işaretleri görülür. Nitelik Hz. Osman’dan sonra başlayan sıkıntının temellerinde bu maddi problemler vardır. Kölelik düzeni yokluğa giderken çıkarlarına ters gelenler iktidarı ele geçirmeye azmetmişlerdir. Hz. Ali, ilmi ile kölelik düzenini yok edecek İslam ilişkisinin devamı safında yer almıştır. Ancak düzenin takipçileri bir süre sonra iktidarı ele almışlardır. Bundan sonra Amerika’da kölelik menfaatler icabı kalkana kadar İslam’da devam etmiştir. Modern dünyada kölelik başka ad ve çeşitlerde devam etmektedir. İşte birgün İslam asli ilişki unsurları ile insanlığın içinde yaşanmaya başlanınca, bu düzenler kendiliğinden çözülecektir. İnsanlığın istikameti de modern köleliğin sonuna yaklaşıldığını göstermektedir. İslamın ışığının aydınlığı yakındır.)

–           Temel hedef, blokların intihar mantığını kırmaktır. ( Not: O zamanlar nükleer savaşa yol açabilecek bloklar var. Gerçi şimdi de görünmeyen bloklar var. Bloklar ismen yok ama nükleer felaket hala başımızda kara bela.)

–           İki sisteminde büyüme fetişisti olduğunu ifade ediyor. Kemiyetçiler, miktarcı.

–           ( Not: İnsan; ama diğergam olmak için insanlık; Hakk’ı hakim kılmak için. Hakkı ehline vermek için; herkes için hakk ve adalet! Her türlü haksız kazanç önlenmelidir; Riba! Ribaya girenlerden en temeli: Siyasal sonucu olan alışveriş! Ticari sonucu olan alışverişte karşılıklı yarar ve eşitlik mevcuttur. Siyasal sonucu olan alışverişte ise asimetrik bir durum dikkat çeker. Bu tür siyasal sonucu olan ticarete örnek:  Banka-Birey/ Kapitalist-Bakkal / Organ ticaretinin tarafları / Fuhşun tarafları.

Bu tür alışverişte bir taraf diğerine göre iktidarını arttırır, alışverişin doğası gereği güçlü başlar ve de daha da güçlenir, diğer tarafın yararı çok düşük kalır. Bir taraf iktidarını arttırırken diğerinin statüsünü veyahut gücünü düşürür. Güçsüz tarafın elde ettiği yarar çoğu zaman yetersizdir, alan razı satan razı gibi görünse de bir taraf bilinçsizce statü kaybetmiştir, statüsünün ve iktidarının bir kısmını karşı tarafa geri alamayacağı bir şekilde ödünç vermiştir.

–           Allah tek yaratıcı ise, insanlık birdir.

–           Not: İnsanlık milleti

–           Neticede, ekonomi insanlar arasındaki ilişkileri eşyalar arsındaki ilişkiler söz konusuymuş gibi ele alıp inceler.

–           Ahlak ile ekonomi birbirinden ayrılmaz.

–           Not: Reklam ahlakı, ekonomi ahlakı şart

–           Halife Hz. Ömer İbn Hattab, barış kurulur kurulmaz, sınırları, gümrükleri, ticaret ve mübadeleye engel her şeyi kaldırdı, böylelikle İslam ümmetinin kocaman bir ortak pazarının nasıl olabileceğini verdi.

–           Ataların ocağına sadık kalmak demek, onların küllerini muhafaza etmek değil, aksine alevini taşıyıp aktarmak demektir.

–           … bizim aklımız, gayeden gayeye yükselmede bize yardım ederse de, nihai gayeye ulaşmamıza imkan vermez. Akıl, nihai gayeye ancak vahye kucak açarak erişebilir. Vahiy elbet akla karşı değildir, fakat aklın üstünde yer alır.

–           …Saçmalığa karşı, anlamın tercih edilmesi en tutarlı davranıştır.

–           Şu halde, akıl eylemlerimizden sorumlu olmayı sağlar.

–           Not: Daha yüksek gayeleri aklımızı kullanarak seçmek; nihai gayeleri bulmak için vahye açılmak ve bilincine varmalı.

–           İslam ve Kadın Bölümü

–           Kadının gayesi bir erkek olmak olmaz.

–           En yüce aşk, iki varlığı Allah sevgisinde birleştiren aşktır.

–           Mutlak değerlere iman! ( Bizim medeniyetimiz.)

–           Batı tipi kültür bilimlerde pozitivist, edebiyat ve sanatlarda nihilistir.

Diğer notlar

Mutlak değerlere imanın terk edilmesi s.36

Bilim teknik eleştirisi s.37

Rabbin aklına güveniyor. S.87

Sartre göre; Hürriyet; hürriyete hayır demekten ibarettir. ( ?! ilginç söz )S.165

Leibniz: Benim tercihim bütün hayatımın anlamına, yani anlamı veren Allah’ın iradesine uygun olduğu ölçüde ben hürüm. S.174

Sadece bir devrim yeter. S.181

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s