Yöneterek Yönetilerek Yaşamak


KİTAP NO: 0246
İSMİ: Yöneterek Yönetilerek Yaşamak
YAZARIN ADI: Dr. Osman Ata ATAÇ
TARİH, YER: Şubat2012 Ankara
OKUNDUĞU TARİH:   Mart 2012
YAYINEVİ: Efil Yayınevi

KONU:

Yazarın Değerlendirilmesi

Osman Ata ATAÇ, ODTÜ İşletme Bölümünü bitirdikten sonra başta ODTÜ olmak üzere çeşitli şirketlerde, çalışma örgütlerinde ve üniversitelerde çeşitli kademelerde yöneticilik yapmış bir işletmelidir. 10 kadar yerde yöneticilik yaptığını ifade etmiş. Halen Dünya gazetesinde makaleler kaleme alıyor.

Kitabın Değerlendirilmesi

Kitapta genel görüşlerini ve meslek hayatındaki aşamaları aktarıyor. Kitaptaki göze çarpan konular: Mesleği üzerine yani işletmecilik üzerine düşünceleri, meslek hayatından karşılaştıkları, meslek ile mutluluk arasındaki ilişki, yöneticilik, şirket ve çalışma kültürü üzerine düşünceleri, işletmecilik konusunda, iş yaşamı üzerine kendi başından geçmiş örnek hikayeler, öne sürdüğü fikirler yer alıyor. Kitap, katalog gibi ince uzun basılmış, değişik bir tarz.

Yazar samimi bir havada başından geçenleri aktarmış. İş yaşamıyla ilgili fikir ve görüşlerini hayat tecrübesi ışığında aktarıyor. İş yaşamıyla ilgili fikir edinmek isteyenler muhakkak okumalı. Özellikle işletme mezunları, iş yaşamında bulunanlar ve işletme bölümünü okumak isteyenler için bulunmaz bir rehber niteliğinde. Kitap Ataç’ın meslek deneyimlerinden, düşünerek ulaştığı sonuçları içeriyor. Bir nevi hap gibi. Can alıcı örnekler sunuyor, Türk meslek yaşamı ile ilgili ilginç sonuçlara ulaşıyor. Tabi bu düşüncelerin hepsine katılmanız mümkün değil ancak genel olarak bu fikirler bir çakmak taşı gibi sizdeki fikirlerle karşılaşınca bir ışık çakıyor. Özellikle çalıştığınız yerlerdeki insan tarifleri ve önerileri gerçekten değerli birer rehberlik hizmeti gibi. Bir büyüğe danışayım dediğiniz noktalarda Ataç’ın kitabını okuyabilirsiniz. İşinize yarayacak notlarla karşılaşabilirsiniz. Öz ve güzel tespitler, güzel cümleler var. Bunları bir köşeye yazıp aklımıza kaydedip unutacaksınız. Karşınıza çıktımı bu kitabı hatırlayacaksınız. Türk tarzı işletme kitabı diyebiliriz. Ataç’ın eline sağlık. Allah kendisine uzun ömür versin, kendinden sonra da okunabilecek bir kitap yazmış. İş yaşamından bir insanın tecrübelerini bir kalemde okumak paha biçilmez bir kıymettir. Üstelik Türk iş dünyasına düşünen bir gözle bir işletmeli perspektifinden yaklaşmış olması bu alandakiler için bulunmaz bir bakış açısı sunmaktadır. Zira bu kitabı okuduktan sonra iş hayatımla ilgili vermiş olduğum kararların perçinleştiğini ifade edebilirim. Kendi hayatımla ilgili kararlar almama yardımcı oldu. Buradan yazara samimiyetinden ve aydınlatıcı rolünden dolayı tekrar teşekkür ediyorum.

Yazar meslek ile mutluluk arasında bir ilişki olmadığını ifade ediyor. Mutlu edecek mesleğin bulunmadığını ve başarı ile mutluluk arasında da doğru bir ilişki olmadığından bahsediyor. Ancak kendi çocuğuna işletmeyi yazdırmayacağını da samimi bir dille ifade ediyor. İşletmeciliği talihsiz bir meslek olarak tanımlıyor. Zira diyor: “Herkese bu meslek yapılabilir gibi geliyor.” İşletmecilik’in ünvanla karıştırıldığını ifade etmektedir. Oysa işletmecilik bir meslektir diyor.  Kendine has güzel bir üslupla bu konuda herkesin neden konuşabildiğini aktarıyor. Bir sohbette basuru mu konuşmak daha zevklidir hükümetin aldığı ekonomik kararlarımı diyor. Zira herkes bu konuda sohbet edip fikir yürütebiliyor diyor. İşletmecilere ünvanla mesleği karıştırmamalarını ve kendi alanlarına kimseyi sokmamalarını tavsiye ediyor.  Tabi bu Türkiye’de ne kadar mümkünse diye de ifade ediyor. Herkesin odası var herkes her mesleği yapamaz ama diyor herkes idareciyim diye meydana çıkıyor diye ekliyor.

Kitabın Düşündürdükleri

Kitabın alt başlığı da “Eğitilmenin sonu yok Gülümseyerek Devam Edin.” Buradan çıkardığım sonuç işletme okursanız ya gülümseyerek devam edeceksiniz ya da yeni bir okul daha okuyacaksınız çünkü Türkiye’nin kültürü henüz işletmeli olmanın bir meslek olduğunu kabul edecek zihniyet seviyesine ulaşamadı. Zira okumuş cahil çok olduğu gibi ekonomik seviye yerlerde. Benim bu noktada çıkardığım bir sonuç ise tıpkı işletme de bir mimarlık disiplini gibi olduğu yönünde. Yani bu mesleklerin işlevini yapabilmesi için toplumun belli bir kültür birikimine sahip olması gerekiyor. Roma, Yunan, İran ve Batı medeniyeti gibi. Nasıl mimarlık kutsal bir meslek olmasına rağmen ilkokul mezunu paralı müteahhitlerin elinde oyuncak oluyorsa, parasıyla elde edilebilen bir formalite olarak görülüyorsa, işletmede bir örgüt mimarisini kuran meslek olmasına rağmen aynı sığ sulardan etkileniyor. Zira mimarlar gibi çakma inşaatçı müteahhitlerle cebelleşmenin yanında işletmeciler, kendini ekonomiden anladığını sanan herkesle uğraşıyor. Özellikle mühendislerle, az parası olan belli konuda yer tutan başka meslekten unvan sahipleri ile. Zira işletmeciler genel müdür gibi ünvanlar konusunda diğer mesleklerle de yarış içinde. Bu durumda kötü paranın iyi parayı kovması gibi genelde yenilen işletmeciler oluyor. Bu durumda bankacılık, sigortacılık, devletin bazı kurumları dışında işletmecilerin doğrudan etki alanlarına ihtiyaç duyan örgütlü yapılar dışında diğer yerlerde mesleklerini icra etmeleri imkansızlaşıyor. Mühendisler, ilkokul mezunu para sahipleri, ticari erbaplar, doktor idareciler vb. rakipler Türkiye’nin cahil ve sığ ekonomik ortamında baş değersizleştiriciler olarak ortaya çıkıyor. Üstelik işletme diplomasına ulaşmak kolay, MBA yapmak kolay. Üstüne üstlük mimar odaları gibi oda da olmayınca talihsizlikler silsilesi ortaya çıkıyor. Bir de işletmeciler arası diyalog zayıf. Ancak bütün bunlara rağmen İşletmeciliğe olan ihtiyaç her yerde kendini gösteriyor. Doğru örgüt içinde insanın teşkilatlandırılmasına, yapıların kurulumuna olan ihtiyaç artıyor. Girişimcilik, örgütlülük ve finansal yapıların dizaynı her zaman her yerde ihtiyacı hissedilen konular. Bir deprem sonrası yapılacak işlerin örgütlü düzenlenmesi bir numaralı yönetim meselesi iken işletmelilere her alanda ihtiyaç duyulurken Türkiye’dekilerin bunun rahatsızlığını duymaması ise kamuoyunun cehaletinden kaynaklanıyor. Deprem anında ölmeye devam, vergilerin toplanamamasına devam, kaldırımların delinip insanı yutmasına devam, denetim mekanizmaları kurulamadığı için belediyelerdeki yolsuzluklara devam, parti içi örgütler kurulamadığı için tek lider sultası devam. Bütün bunlardan kimler nemalanır efendiler. İşte işletmeciliğin düşmanı bunlardır. İhalelerde cukka yapamayacak cahil mühendis ve cahil ilkokullu mühendisler senin idareci yapını kurmanı istemez. Bir İşletmecilik kültürünün oluşmasını, senin yapıyı kurmanı istemez. Niye istesin. Seni her yerde aşağılar ki düzeni bozulmasın. Sen de numaraları yersen yazık olur, memlekete.

İdare konusu, kaliteli yönetici sorunu çağımızın sorunudur. Zira Yüce Peygamber, “Ahir zamanda yöneticiler bulunmaz, parmakla gösterilir, iş ehline verilmez.“ diyor. Durum budur. Ancak bu tesadüfen oluşmuş bir durum değildir. Menfaat gruplarının sistemli bir tasarımıdır.

Türkiye neden Araba Üretememektedir?

İşte bütün bu ayrımlar nedeni ile. Bir araba üretebilmek için örgütlü, dinamik bir iş planlaması olmalıdır. İş yönetiminin bilimsel temeller içinde insanlarla bir bütünlük içerisinde oluşturulması gerekmektedir. Bunu kimler yapar? Tabiki işletmeliler iş örgütlerinin kurucuları, idare edicileri, yürütücüleri ve yöneticileri. İşte bu dört görevin idaresi işletme eğitimi almış idarecilerinin sırtındadır.

Ancak Türkiye’de maalesef sanki bunlar yokmuş gibi davranılmaktadır. Bütün bunları mühendisler idare etmeye çalışmaktadır. Oysa yanlış baştan yapılmaktadır. Zira mühendis kendi disiplini içinde örgütün en önemli yürütücü dişlilerinden biridir. Ancak sistem mimarisinin temeli değildir. Yani daha önce belirttiğimiz gibi mimarlar nasıl yapıları kuruyorsa, işletmecilerde gözle görülmeyen ancak varlığı örgütü canlı bir organizma kılacak örgüt yapısını kurarlar. Bunun maddi ve manevi boyutları vardır. Maddi boyut kurulurken mühendisler olmazsa olmaz elemanlardır. Ancak bu yapı sadece mühendislerle kurulmaya çalışılırsa yani maddi yapıları kuracak olanlara manevi yapıları kurma görevi verilirse işte o an sistem bütün hale gelmez. Yarımda olmaz. Burada yanlış anlaşılmaması gereken ikinci nokta işletmecilerin manevi boyutu kuran insanlar olduğu sanılması. Hayır. Maddi ve manevi boyutu kuran kişi işletmelidir. İkisi arasındaki ilişkileri meydana getiren kişi işletmelidir. Burada ister bir profosyonel yönetici ister işin kurucusu olsun bir örgütü kuran kişi tüm bu boyutları aynı anda kurar. Modern toplumlarda her örgüt bu iki etkenin bir araya gelmesiyle meydana getirilir. İşletme Disiplini bu işin sanatıdır.

Türkiye böyle bir mimari olduğunu kabul etmeyen herkesin kendini idareci sandığı cahiller ülkesidir. Örgütlü yapı kurulamaz. Bu yüzden bir araba fabrikası kurabilmek, düşünce boyutunda bile büyük bir eserdir. Tıpkı bir Ayasofya gibi, Sultanahmet gibi sizin olgunluğunuzu gösterir. Maalesef bu sığ düşünce dünyası ile ne kurulabilir. Zira iş bir fabrika meselesi değildir.  Araba üretme, yüksek teknolojili bir ürün üretme, büyük bir sistematiğin kurulması ve bu sistematiğin sonucudur. Yani doğru dürüst kaldırımları olmayan ülke kesinlikle araba üretemez. Bu dev bir örgütsel sistemin bilinçli bir şekilde teşkilatlandırılıp kurulmasıdır. Bu insanların düşünce boyutunda bir çarkın elemanı haline gelmesidir. Yani pazarın bütünleşik hale gelmesidir. Herkesin uzmanlaşması ve birbirine saygı göstermesi ile olur. İşbirliğini sağlayan onları sevk eden disiplin sosyal bilimlerdir. Sosyal bilimler dalında ise İşletmeciler bütün bu teşkilatı kurar ve sistemleştirir. Yani idareci sınıf bilimsel bir disiplin içinde amaca dönük faaliyetler neticesi bir ürünün oluşmasına ortam hazırlar. Mühendislerin toplanmış olması, sadece malzeme, girişimci, nitelikli eleman ve para bu işi kurmaya yetmez. Bu bir kültür meselesidir. Ülke örgütünün kültürünün kurulmasıdır. İster devlet ulusal olsun, ister başka bir siyasi yapıda olsun bir Pazar etrafında kurulur. Bu düşünceyi kuranlar iktisatçılar ve özelde işletmelilerdir.

Herkese işletme, iktisat diplomasını rahatlıkla AÖF’lerle dağıtan bir zihniyetin araba üretmesi ancak komedi olabilir. Burada suç büyük işletme okullarındadır. Bu olayı bir mühendislik konusu olarak görmek gerçekten düşündürücü ve inciticidir. Bu işin yapılabilinirliği veyahut yapılamaması konusunda tek bir makale, yayın, görüş olmaması da dehşet vericidir. Adı sanı yerinde ODTÜ İşletme, Boğaziçi İşletme, İTÜ İşletme Mühendisliği gibi adını sayamadığım işletme okullarının bu işi her boyutu ile almamaları düşünce sefaletinin ve aymazlığın son noktasıdır. İşletme okulları kendilerini denetim firmalarına, bankalara veyahut bazıları gibi devlet kurumlarına ara eleman yetiştiriyor gibi konumlandırmaları ülke kaynaklarının israfından başka nedir. Bu zavallılık insanın canını acıtmaktadır. Amerikan Finans ve ekonomi kitaplarını okusanız, türev piyasalarını bilseniz ne olur bilmeseniz ne olur. Ülkenin basit bir üretim problemine ilişkin bir case çalışması yapamayanların şikayete hakkı olamaz.

Mühendisler istedikleri kadar MBA yapsınlar. Bir araba fabrikasını bir işletme mantığı içinde kurmadıkları sürece bir şey yapamazlar. Bu iş İşletme – Mühendislik ve Siyaset Bilim ve Uluslar arası ilişkiler ve Uluslar arası Hukuk konusudur. İstihbaratta bu işin içine girer. Böyle bir konuda boş nutuklar atmakla olmaz.

Türkiye’de İşletmecilik eğitimi mühendislerle işbirliğine girmeli, mühendislerde artık işletmecilerle işbirliğine girerek onları dinlemeli.

Bir ODTÜ İşletme, bir Bilkent İşletme:

–           Neden Araba Üretimi ile ilgili proje hazırlamaz, sistemin eksiklerini ve artılarını ortaya dökmez. Kendi söz haklarını niye kullanmaz.

–           Neden kredi derecelendirme kurumu kurmaz

–           Neden girişimciliği özendirici fonları ayarlamaz

–           Neden Türk mühendislerinin örgüt kurmaları için yapılar araştırmaz. Girişimcilik denilen herzenin bir ortam mevzusu olduğu niye ortaya konmaz.

–           Neden Türk mühendisinin neden bir Steve Jobs olamadığı ortaya konmaz. Bir fon sistemi ve bir işletme kültürü olduğu neden ortaya dökülmez. Neden Türk mühendisi ile işbirliğine girilmez.

–           Neden işletmeciler Türk mühendislerini aydınlatmaz. Mühendisliğin bir tarihsel süreç olduğu, bilim iktidar ve idare arası yapısal ilişkiler bütünü olduğu aktarılmaz. Mühedisliğin bir güç olduğu her güç olduğu gibi çatışma konusu olduğu dillendirilmez.

–           Neden Türk mühendisine dünyada durduğu yer aktarılmaz ve İşletmeci onu durağan bilgiler yığınını tutmaya ve bilgiçlik taslamaya çalışan halinden kurtarmaz. Türk mühendisini sevk edecek kişi işletmecidir. Zira o teknikle boğulmuş, önünü göremez, kendini bilgiç göstermeye çalışan bir insan iken neden onu yapılar içinde bir yöne kanalize etmez.

–           Neden Mühendis MBA eğitimi verilip yolunacak kaz gibi görülür. Oysa bir MBA ile mühendis, içindeki bilgiden kurtulamaz ki. Bir karar verebilmek için unutmak veya bilmemek gerekir. Oysa mühendise yapılacak en büyük kötülük kendi bilgisi ile kendi arasına mesafe koymasını istemektir. İşletmecinin görevini ondan istemek zavallılıktır. Mühendis MBA okuyup işletmeci olmaya çalışacağına bu işi bilenlerle örgüt kurmaya çalışmalıdır. Bu neden aktarılmıyor.

–           Neden araba üretiminde olduğu gibi üretimin aşamalarını aktarmaz. Bu işin segmentasyondan, fiyatlandırmaya, pazarın analizine kadarki süreçlerinde, örgütün bir amaca mahsus kurulmasındaki rolü olduğunu belirtmez, kendini doğru anlatıp, amiyane tabirle pazarlamaz. Tabi ki siyasi hayattaki cahillerin ve cahil tüccar ve mühendislerden oluşan Türk üretim kadrosunun İşletmeciliğin önemini anlamalarının etkisi de var bu durumda ancak anlatmak onlara mı düşer işletmelilere mi?

–           Neden Türkiye’nin dönüşüm stratejisini kurmaz, bürokratik kadrolara aktarmaz? Neden yeni teknolojik dünyanın, yeni iş dünyasının gerçeklerini analiz etmez. Dünya gerçeklerini iyi bilir de Türkiye’nin konumunu incelemez. Neden dev Ortadoğu pazarını ve Avrasya pazarını case konuları yapmaz. Neden kendini Türk ticari hayatı içinde rol oynayan bir firma gibi düşünemez. Yani ders konularının öznesi Türkiye olmaz da uluslar arası firmalar olur. Hadi o oldu da neden bu firmalarla Türk ticari hayatı arası ilişkileri incelemez. Tabi ki Türkiye’de özel sektörün olmadığını biliyoruz. Ama bunun nedenleri niye ortaya koyulmaz.

–           İşletmecilik kendini II. Dünya Savaşında ispat etmiştir. Yani en zor bir zamanda Amerika’ya zafer getirmiştir. Örgütün bir bilim halinde sevk ve idaresinde, üretimin zafere götürücü yönünde, mühendisliğin sınırlarını aşmada fark ortaya koymada kendini göstermiştir. Türk İşletmecisi Türkiye’nin yapısal olarak tıkandığı bu günlerde neyi beklemektedir. Onlar işletme iktisat diploması dağıtanlardan ve bunları alanlardan yüksek ufuklar çizmelerini mi hayal ediyorlar.

–           Türk Üniversite dünyasının sayıcı çoğalarak, özel üniversiteler yolu ile nitelikte kaybederek yoldan çıktığı bu günlerde ODTÜ gibi çakma özel üniversite kurarak bu korkunç buhranı atlatacaklarını mı zannediyorlar. Bu mu işletme, bu mu örgüt, bu mu strateji anlayışınız. Eğitim anlayışınız bu mu. Koca üniversite de mühendislerle sosyal bilimler ortak bir işbirliği, teşkilat, örgüt, uhuvvet kuramamış ise sanayi ile üniversitenin işbirliği nasıl olacak

–           Robot çağında, DNA çağında, hizmet çağında, internet çağında, sosyal imkanların değiştiği, işin niceliğinin robotlara niteliğinin insana kaydığı ortamda iki disiplin bir araya gelmiyorsa sonuç ne olacaktır.

–           Turgut ÖZAL, işletme ve mühendisliğin uyumundan Endüstri Mühendisliğini ortaya atmıştır. Bu neden işlememiştir? Neden işletmelilerin varlığı yok sayılmıştır. Bunda işletme eğitim kadrosunun eksikleri yanında mühendislerin çarpık bakışlarının da sebepleri var mıdır?

–           Türk Özel sektöründe bu kadar mühendis, bu sermaye varken neden yenilikler üretemez. Yeni çığır açacak üretim paylarına sahip olamaz. Türk mühendisi teknik niteliklere sahipken neden bu kadar kapalıdır. Üretim sektöründe işletmecilerin önü neden finans, muhasebe alanlarına sıkıştırılmış kalır. Nasıl olur da stratejik yönü çok üstün şekilde bilen cahil tüccar ve onun mühendisleri yeni bir ufuk açamaz. Koca Ortadoğu Pazarı, Avrasya pazarı önümüzde uzanırken nasıl olurda ihracatımız sürüne sürüne artar. Şu an ki ihracat artışını beğenenler ancak cahil tabakasıdır. Bunun niteliğini bilenler yapısal dönüşümleri sağlamaları gerekirken niye bunu başaramadıklarını niye sormaz. Strateji üretecek idareciler niye bu memleketten çıkmaz bir türlü.

–           Niye Türk özel sektörünün üretim ekibi dışarıda geliştirmiş malları Türkiye’de satmaktan öteye geçemeyen bir strateji yürütür. Bu yanlış değildir. Ancak şimdiye kadar neden bir gram ilerleme sağlamaz. Neden gelişim için teknoloji ve bundan öte strateji geliştiremez. Aile şirketi denilen şey aslında yok mudur.  Yoksa bu zavallı bir ağalık düzeni midir? Kahyalığı kabul etmeyen işletmecilerin yerini saf MBA’lı mühendis kahyalar mı doldurmaktadır.

–           İşletmenin mühendislikle bir anlamı, mühendisliğin ise işletme içinde bir anlamı olduğu, yani bir örgüt ilişkisine muhtaç olduğu ikisinin sosyal bir bütünün parçaları olduğu ne zaman anlaşılacak. Birisi diğerinin yerine geçecek karşılaştırılabilir iki disiplin olmadığı bir kişinin aynı anda hem örgüt mimarisinden hem de teknik yapı elemanlarından anlayamayacağı nasıl anlaşılacak. Nasıl Türkiye’de mimarlara, inşaat mühendisliğini aynı anda okumalarına izin verilmiyor ise, işletmeyle mühendisliğin arasındaki benzerliğin de bu şekilde olduğu nasıl aktarılacak. Nasıl ki bir bina mimarsız da bitebilirse, bir örgütte işletme disiplini bilgisi olmayan birisi tarafından kurulabilir. Ancak mimarsız bina nasıl bir bina ise işletmelisiz bir örgütte böyle bir binadır. Derme çatmadır. Mimarsız bir bina küçükse problemler nisbeten az olur, belki sonradan derme çatma çözülür. Binalar büyüdükçe mimari destek hayati bir ihtiyaçtır. İşletmecilikte ha keza. Küçük örgütlerde göze batmayan kusurlar, örgütler büyüdükçe tıkanır. Nihayet Türkiye gibi bir sınıra gelirsin. İhracat artıyor diye sevinirsin aslında olması gereken bu değildir. Yapısal olarak bozuk bir ihracat, ithalat vardır. Kusurlar ortadadır. İhracatın olması gerekenin onda biri iken iyi ekonomik ortamda normalden az olan  artışları bayram havasıyla kutlarsın. Yapısal kusurlar ise işletmelerin tek tek gecekondu mantığıyla büyümüş olmalarında aranmalıdır. Neden araba üretmiyoruz, neden telefon üretemiyoruzun sorusunun cevabı niye çelik üretemiyoruz, niye hedefimiz robot üretmek, uçak üretmemek değil, neden bir örgüt kuramıyoruz, niye örgütlü belediyecilikle adam gibi kaldırım ve asfalt yol yapamıyoruz cevabında gizlidir. Her sorunu çekiçle, mühendisle, ben bilirimle çözemezsin, bilimsel temeli, disiplini yok sayar, insanların bilgisine saygı göstermezsen beter olursun ve olacaksın.

Bütün bu sorular akla gelenler. Bir cevabı, bir diyeceği olan varsa lütfen aşağıya yorum yazsın.

Kitaptan Notlar

  1. Aydını Tanımak

–           Aydınlar seçenek üretmek üzere programlanmış insanlardır. Seçenek üretmek arzusu olmayan insanlar yönetmez yönetilirler. ( s.25)

–           Aydın “Entelektüel” ( Zeki olmak zorunda değil).

–           Aydın denilen insanın toplumdaki tek işleri seçenek üretmektir.

  1. – Utanç Kültürü Doğu   + Suç Kültürü ABD
  2. Bölüm 38

İşçiliğe yapılacak en büyük kötülük “İnşaat işçisini çavuş yapıp işten kovmak” Onun için çavuş yapacağınıza dikkat edin, diyor. ( Bizde de herkese üniversite diploması dağıtıp en büyük kötülüğü yapıyorlar. Ondan sonra o adam bir daha işçilik yapamıyor. Yapsa bile topluma küs oluyor, yazık.)

  1. Bölüm 53

Ahmet’e verilen zahmet s.154

“Sonuç Güzel”

–           Bir işin deyip değmediğine karar verirken kullanılan ölçüler. Para, Arkadaşlık, Sağlık, Vatanperverlik, Din hep bu ölçüler arasında değerlendirilmeli bir iş. Değmeyen bir işe kalkışma hatasını, paranın kullanılması gereken yerde arkadaşlığı; vatanperverliğin kullanılması gereken yerde parayı; sevginin kullanılması gereken yerde aklı; aklın kullanılması gerektiği yerde de sevgiyi kullananlar yapıyor.

  1. Immanuel Velikovsky:

(İlginç bir insan.)  ( Bilimi reddediyor.) Kural koyuyor

  1. Güç ve Suistimal

Yetki hazmı zor bir şeydir. Yetkinin suistimali.

Halbuki yetkinin kötüye kullanılmasının en yayın örneği saçmalıklarımızı yetkiliyim yaparım şeklinde haklı çıkartmaktır. [ Önemli olan yetkili veya yetkisiz saçmalamamaktır.]

  1. Patronları ile olan ilişkileri, programsızlık üzerine notları güzel. Patronlarla ilişkilerini çok güzel anlatmış. Gitmeyen yerlerden istifa edip gidiyor güzel aktarmış.
  2. lüm 91 Örgüt içindeki adamlar:

Gözümün önüne direk bazı iş arkadaşlarım geldi:

  1. Palavracı,
  2. Tatminci ( Yağcı )
  3. Fareler

Bunlardan bazılarına kurumun ihtiyacı olduğunu da ifade etmekte. Mesela yağcıların aşınmayı önlediğini ifade ediyor. Okunası bir bölüm. S.254

  1. Örgütlerde harp konusuna değiniyor. Bunun teşhisi için bir takım belirtileri sayıyor. Bu savaşta ne yapmanız gerektiğini aktarıyor. Gerekirse çekip gitmenizi tavsiye ediyor. S.95
  2. Herkese ait iş kimsenin değildir. S.267
  3.  Reklamcılar, odacılar, sekreterler, yağcılar, patronlar, avukatlar, muhasebeciler, profosyonellerle ilişkiler hakkında makaleler var. Güzel
  4. Örgüt kültürü konusuna bolca değinmiş.
  5. Hitap konusu, iş içindeki ilişkiler, yağcılık, rüşvet konuları örneklerle aktarılmış.
  6. Unvan meslek ayrımı yapmış
  7. İşten ayrılma zamanı, okuma ve geniş kültür sahibi olmanın önemi üzerine, büyük küçük şirkette çalışma, alaylı mektepli, sendika ilişkileri konularında güzel yazıları var.
  8. 157 adet makale mevcut.

Kitap tekrar okunup ek notlar eklenebilir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s