Arap Baharı İlk Nerede Başladı ?


Tarih şimdinin aynasıdır. Geçmişte de günümüzün benzer olaylar vuku bulmuştur. Tarih bir ibret sarayıdır, şimdinin kökü, düşüncemizle yeniden yazılan varlığı da yokluğu da inkar edilemez bir görüntüdür. Bu aynada adeta şimdiki suretimizi dağınık bir şekilde görürüz.

Sene 1909. Abdülhamit, Jön Türklerin uzun süren faaliyetleri sonucu tahttan indiriliyor. 19 yy.’lın ortalarında başlayan ve başını yabancı ülkelerde okumuş olan öğrencilerin çektiği kişilerin faaliyetleri sonucu diktatörlükle itham edilen ülkenin padişahı tahttan indiriliyor.

İşte bu ilk Arap baharının tohumlarıdır. Bu vakitten sonra Osmanlı’nın bakiyesi Türkiye’de de, kuruluşundan bu güne gelinceye kadar Batılı devletlerle irtibatlı hareketler hem iç destek hem de dış destekle iktidarı yıkar hale gelmiştir.

1878 öncesi padişahların iç sebeplerle indirilmiş olmaları vakadır.  Ancak bu darbelerde ideolojik, fikri bir eğilim gözlenmemektedir. Ancak bu darbeler daha çok iç ve dış tesirlerle bir iktidar mücadelesinin sonucudur denilebilir. İşte 1909 darbesi içeride demokratikleşme talepleri ile batılı fikirlerle yoğrulmuş, kendi evlatlarını dış ilişkilerle yetiştirmiş bir operasyonun eseridir. Yani bu darbe zamanmızın tweeter’ı, facebook’u ile örgütlenen gruplara benzer şekilde el altı yabancı dille yazılan gazeteleri ve dergileri ile örgütlenen grupların dış yardımla yaptıkları bir darbedir.

Bu darbelerin içinde yer alanlar Dış Basında yer alan Diktatör Padişah, Kızıl Padişah propagandalarının etkisi ile bunlardan etkilenerek içeride işbirliklerine girmişlerdir. Kimileri bu propagandadan etkilenerek iyi niyetle Padişah’ın despot olduğuna inanmış, kimileri başından beri kimlerle işbirliği yaptığını bilip iktidardan bir pay alma gayreti ile bu işe girişmiştir. Bu darbede müslüman, yabancı her unsur kullanılmıştır. Hatta Said Nursi, Eski Said tabir ettiği ömrünün bu devresinde, bile bu ihtilalde padişahın karşısında yer almış, o da Padişah diktatördür, yaşasın demokrasi propagandasına inanmış ve darbecilerin yanında yer almıştır.

İşte çöküşün başlangıcı bu şekilde olmuştur. Zaten içte çürümüş olan ülkenin bir şekilde ayağa kalkma ihtimali yok olmuştur. Bunla kalmamış bundan sonra ülkede meydana gel her darbe, her yenilik bu dış tesirlerin etkisi ile olmuştur. Yani darbe darbeyi getirmiş ve bu güne gelinmiştir.

Peki bunun Arap Baharı ile ne ilgisi var?

İşte bu ülkelerdeki tüm diktatörlerin daha önce iktidara gelişleri bu 1908 darbesinin kopyasıdır. Bugünkü gidişleri de yine bu 1908 darbe faaliyetinin benzeridir. Demokrasi peşinde olan herkes iyi niyetle çıktığı yolda sonunda farklı sonuçlarla karşılaşacaktır. Bugün Arap Baharı denilen şey Türkiye’den alınan bu modelin bir kopyasıdır. Diktatörler yıkılacak ve artık bu ülkeler dışardan her türlü müdahaleye açık olacaktır. Yine bu şekilde bu ülkelerden birer Atatürk çıkması ve devrimler yapması beklenmektedir. Tabi devrimlerin mahiyeti de yine bu Bahara destek olanların, Batılıların beklentileri yönünde şekillenecektir.

İşte Arap Baharında Türkiye Modelinin uygulanmasının altındaki gerçek budur. Bunda sonra Arapları zorlu yıllar beklemektedir. Büyük savaşlar, yıkımlar, darbeler sonucu demokrasiye geçecekleri varsayılmaktadır. Bu süreçte Arapların neler kaybedeceğini ise kimse bilememektedir.

Ahir Zamana ilişkin Hadislerde Türkler tarafından gelecek bir fitneden bahsedilmektedir. Bu fitne bu olabilir mi düşünmek lazım. Biz Türkler de başımızı ellerimizin arasına alıp ne yapıyoruz diye bir düşünmeliyiz.

İyi niyetle çıkılan her yol doğru mudur ? Ortadoğu’da oluşacak büyük bir yıkım acaba Büyük Ülkeleri etkilemeyecek midir ? Acaba bu işe ön ayak olan Türk büyükleri, tehlikenin farkındalar mı ? Dünyanın dengesini bozabilecekleri ihtimalini düşünüyorlar mı ? Hedef sonundan nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? Abdülhamit’i yıkan Jön Türklerle, şimdi diktatörleri yıktıkları iddia edilen Baharcıların safında olanlar kendileri de Jön Türkçü, İttihatçı olmuyor mu ? Abdülhamit, zamanının bir ulusalcısıdır, vatanseveridir. Evet, demokrat değildir ama vatanseverdir. Peki Ulusalcılar da, Küreselciler de bu tabloda nerede durduklarının farkındalar mı ? 1908’de Osmanlı’da bu hareket olunca, 1914 senesinde Dünya SAvaşı meydana gelmiştir. Allah muhafaza, şu an daha geniş bir coğrafyada vuku bulan ve dünyayı etkileyen bu sözde Arap Baharı veya Sonbaharı sonucu, Bir Nükleer Kış, Üçüncü Dünya Savaşı, Nükleer savaş olma ihtimali nedir ? Bu konudaki hadis çalışmaları incelenmiş midir ? Bildiğimiz bazı bilgiler var. Bunlar şu anki olaylarla örtüşmektedir. Bu durumda ortaya bir savaş çıkma ihtimali var. Bu konular incelenmiş midir ? Büyük Devlet olmanın şeni her ihtimali değerlendirmektir. Acaba bu konular hakkıyla incelenmiş midir ? İncelendi ise bu konular biline biline üstüne gidilmesi nedendir? Yoksa üçüncü dünya savaşının çıkmasından bir menfaat mi bekleniyor. Kıtaların yok olacağı bu savaştan beklenti içinde olan insanlar nasıl yaratıklardır.

Allah hepimizi korusun diyorum. Bu netameli konulara girmeyecektim herkesin anlamak istemeyeceği hadis konusunu yazmayacaktım ancak yazı bizi mecbur bıraktı. Yazının konusu tarihi vakaların bugüne yansımasıydı. Konuya dönersek: İşte tarih böyle bir aynadır. Bakın görün geçmişe ve bu güne ışık tutun. Bugün dünün meyvesi yarının tohumudur.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s