DÜŞÜNME SANATI


KİTAP NO: 0249
İSMİ: DÜŞÜNME SANATI
YAZARIN ADI: Jean Guitton, Çev: Cevdet PERİN
TARİH, YER: ( 21 Haziran 1940) , Mayıs 2011, 1. Baskı, ANKARA, 87 Sayfa
OKUNDUĞU TARİH:   21 Mayıs 2012, 24 Haziran 2012, 6-22 Temmuz 2012.
YAYINEVİ: ELİPS Kitap

KONU:

Kitabın Değerlendirilmesi

Jean Guitton’un düşünme sanatı isimli bu kitabını okumaya Rıza Filizok’un sitesindeki önerisiyle karar verdim. Düşünme konusunda okumalar yapmaya karar vermiştim. Filizok’un sitesinde ise düşünce ve okuma ile ilgili konuları incelerken bu kitabın methini duydum. Bu kitap, artık daha seçici okuma yapma kararımdan sonra okumaya değer gördüğüm ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Düşünme ve düşünce üzerine yapmayı planladığım okumaların ilk kitabı olarak “Düşünme Sanatı” gerçektende okuma ve düşünme konusunda değerli fikirler içeriyor. Bu kadar ince bir kitabın bu kadar zengin olabileceği inanın aklımdan geçmezdi. Beklentilerinizi fazla yükseltmek istemem ancak kitap bu konuda okuyabileceğiniz derli toplu kaliteli eserlerden biri. Filizok’a bu sayfalardan bu kitap önerisi için teşekkürü bir borç bilirim.

Kitapta Guitton, önsözden başlayarak samimi bir üslupla, okumanın ne olduğu, düşünmenin temeli,  düşüncenin çeşitleri, düşünmenin safhaları üzerine önemli düşünür ve yazarların hayatlarından, sözlerinden, düşüncelerinden yararlanarak görüş, öneri ve ulaştığı sonuçları aktarıyor. Kitapta İrene isimli hayali bir kıza hitap ederek meramını anlatmayı seçiyor. Bunun bir gelenek olduğunu ifade ettikten sonra düşünce üzerine kitapların bir dönem moda olduğunu ifade ediyor. İşte o dönemde Guitton bu kitabı yazmaya karar veriyor ve bence çokta iyi ediyor. Bence kitabın özü şudur: Bizi düşünmeye sevkeden şey nedir onu tespit etmek onu bulmak ve böylece düşünmek. Bu bize ters gelen bir yazar olabilir, düşüncelerin aksi olabilir, bir disiplin ve kurallar bütünü olabilir. Bir düşünceye sevkeden vardır diyor. Herşeyin başlangıcına ise hayranlık duygusunu oturtuyor. Zira hayranlık duyan kişi düşünüyor diyor Düşüncenin araçlarını kullanmayı öğrenirsek, düşünce gücümüzü boşa harcamayız. Koşmak veya kendini zorlamak beyhudedir. Başarının sırrı, vuzuhlu olmakta, işini bilmekte, aklın kurallarına uymaktadır. Kitabın özü budur kanaatindeyim. Yine kitapta Guitton, bir kitabın özünün bir cümlede bir kelimede toplanabileceğini ifade etmektedir. Yani kitapta paragraflar bir kelime, bir cümle ile toplanabilir diyor. Böyle yazan yazarlar çok diyor ve ekliyor böylece düşüncelerin başlarının bir başı vardır. Yani zirvelerin zirvesi, tüm kitabın fikrine hakim olan tek bir zirve, tek bir düşünce tek bir cümle, tek bir kelime. Şahsen bu kitap için zirve düşünceyi yakalamış değilim. Ancak deneme yapmak gerekirse: “Düşünebilmesiyle, şahit olup hayran olabilmesiyle insan olan yaratığın içine doğduğu kainatı okuması için düşünce üstüne düşünmesi ve kendisine tahsis edilmiş araçları, düşünme biçimlerini amaç edinmeden kullanmasını öğrenmesi gerekir, zira bunun geçerli yolları vardır.” Bu cümle bana kitapta okuduklarımı anlatacak bir cümle olmalı. Tam istediğim gibi olmasa da bu cümle kitapta okuduklarımı hatırlatacak bir ifade oldu diyebilirim. Guitton her kitapta böyle bir zirvenin olduğunu yazmaktadır. Bu cümleyi daha da özetlersek ve bir öze ulaşırsak : “Hayran olan, düşünceni eğit.”

Ve bu öz cümlede ister istemez aklıma Hz. Muhammed ( s.a.v. )’e inen şu güzel ayetleri aklıma getirdi

Oku, Yaradan Rabbinin Adıyla Oku…”

Zira kitapta de Guitton’un belirtildiği üzere okumak seçmek demektir. Seçmek ise muhakemenin ta kendisidir. Allah, bu emirle şahit olan, dünyada gördüğü her şeye hayran olan insana düşünmesini, muhakeme etmesini emrediyor. Bu okumayı da bir kaideye bağlıyor. Yani onu eğitmesini istiyor. Allah’ın adıyla olayları muhakeme etmesini, bakışını böyle eğitmesi gerektiğini ifade ediyor.

( Guitton’un bize öğrettiği zirveyi bulmaya çalışırken nereden nereye geldik. Bu sonuca ulaşacağımı tasarlamadım, kendiliğinden, şu an yazarken oldu. İşte düşünce böyle çığırlar, yollar açıyor. Yine kitapta da düşüncenin bu sürükleyici yönünden bahsediyor. Allah, inşallah bu yaptığımız benzetmeden dolayı bizden razı olur. Affediciliğine sığındım. )

Kitabı ilk okuduğumda genel olarak düşüncesin kavramama rağmen çevirinin yetersiz kaldığını düşündüm. Kitabı orijinal dilinden okumaya karar verdim. Ancak ikinci okumamda çevirinin Türkçe’de ancak bu ölçüde el verdiğine karar verdim. Zira bildiğiniz gibi dilimizde kavram katliamı olduğu için imkanları bu kadar. Yine de çeviri diğerlerine göre iyi zira bu kitabın internette dolaşan alıntılarını gördüm. Muhtemelen bu başka bir çeviriden alınmış ve dili de kötü, anlaşılmaz ve kafa karıştırıcı geldi. Bu yüzden bu çeviri daha anlaşılır meramını anlatıyor. Zira diğer çeviride icat üzerine diye çevirilen kısım hayal gücü  olarak çevirilmiş. İkisi arasında dağlar kadar fark var. Aslında gerçekte aynı şeymiş gibi, tasavvur ve hayal özünde icadın kökeni. Ancak kültürel kodlarımız bozuk, dilimiz ise zayıf olduğu için memleketimizde hayal kurmanın olumsuz bir anlamı vardır. Bu yüzden zaten kolay kolay icat çıkmaz. Hatta icat çıkarmak diye deyimle de ne kadar kıt akıllı olduğumuz anlaşılabilinir. Bu yüzden düşünmenin unsurlarından tasavvurun icat etme diye çevrilmesi hayalden daha uygundur.

Kitabın tamamını alıntı olarak aktarsak olurdu. Zira her sayfasında neredeyse altını çizmediğimiz not almadığımız yer yok. Bu yüzden kitabı muhakkak okumanızı kütüphanenizde bulundurmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Kitap seçimi ve düşünce konusunda size ufuklar açacağına emin olabilirsiniz.

 ( Not: Konu dışında gördüğüm bir durumu aktarmak istiyorum. İnternette bu kitaptan güya alıntılar diye bir şey gördüm. İşte ünvanı prof. olan bir zat kitabın tamamını sitesine aktarmış. Sonrada bütün bunların yanına ufak notlar düştüğünü iddia etmiş. Ancak bu notların hangisinin kendisinin hangisinin kitaptan olduğunu belirtmemiş. Gelgelim büyük oranda Jean Guitton’un kitabından yararlandım dediği halde resmen kitabın aynısını sayfalarına taşımış. İşte memleketin hali. Bu insanlar Prof. olmuş. Memleket bundan dolayı bir gram ilerlemiyor, hatta fikri sefalet yaşıyor. Adam intihali, çalmayı iş edinmiş hatta yaptığının farkında değil kendi sitesinden yaptığı hırsızlığı dünyaya ilan ediyor. Maalesef memlekette ünvanlar böyle eş dost tanıdık, siyasi görüş şeklinde dağıtılıyor. Bu yüzden memleketin yüzde 80 profları bomboş insanlar. Tabi yüzde 20!yi tenzih ederim. Onlar olmasa zaten vay halimize. Eskiden milletimizin çok okuru yok idi Prof. denilince millet ceket iliklerdi. Şimdi ise yavaş yavaş millet uyanıyor. Gençlerden şikayet eden Prof.’ler Doçentler duyuyorum. Fazla saygı yok, çok gevşekler, hemen samimi oluyorlar diye. İyi ediyorlar. Hak ettiğinizi buluyorsunuz. Bu saygı bile size fazla. Tabi bunu hak etmeyen hocalar var onlar için üzülüyorum. Ancak yüzde 80’i böyle olunca, sayı artıp nitelik azalınca böyle oluyor. Binlerce kitap okuyan, araştırma yapan hocada var, öğretme konusunda yetenekli olan da var böyle intihalin ne olduğunu bilmeyip kendini rezil eden de. )

 Yazarın Değerlendirilmesi

Jean Guitton, Fransız bir düşünür. Wikipedia’daki ve aşağıda linki olan yerlerdeki biyografisinde Katolik bir düşünür olduğu ifade ediliyor. 18 Ağustos 1901’de Loire bölgesinde doğmuş ve 21 Mart 1999’da Paris’te vefat etmiş. 1961 yılında Fransız akademisine seçilmiş.  Pek çok kitap yazmış olan Guitton ülkesinde de pek çok ödül almış. Sorbonne’da hocalık yapmış. Yazan, çizen düşünen bir kişi. Hangi görüşten bir insan olursa olsun kişileri eserleri ile değerlendirmek gerekmektedir. Bu yüzden Guitton’un ne olduğuna değil ne söylediğine bakmak lazım. Elbette kişinin ne olduğu ne söylediğini belirler. Ancak kişi ancak yaptıklarıyla daha iyi tanınır. Okuduğum kitabı ile tanıdığım Guitton, gerçekten de düşünce üstüne düşünebilen, değerli bir öğretici.

http://www.egs.edu/library/jean-guitton/biography/

Kitaptan Notlar ve Düşündürdükleri

Guitton, düşünmeyi üç aşamada tanımlıyor. Seçmek, Ayırt Etmek ve Çelişki. Seçiyorsun, düşünme için bölüyorsun sonra çelişkilerle muhakeme edip kıyaslayıp birleştiriyorsun.

Düşünme için pek çok metod var. Metodları sistem kabul etmek insanı bağnaz yapar. Durgunlaştırır.

Batılılar ahlaka bile düşünerek ulaşıyor. İşte adamlarla farkımız. Düşüne düşüne ihlası ahlakı ve nitelikleri değerlendiriyorlar. Batıyı batı yapan değerlerini tefekkür ederek oluşturması. İşte kitapta Guitton düşünerek bu değerlere ulaşmaya çalışıyor. Laga luga yapmıyor. Büyüme için, zenginleşme için değil insan olmak var olmak değer sahibi olmak için düşünüyor. Çok enterasan. Yazık bize, batıyı nasıl tanıyoruz, neye öykünüyoruz. Hangi Batı ? üstüne binlerce kitap yazılır arkadaş.

Boş bir sayfaya düşünceler yazmanın çok zor olduğunu belirttikten sonra Monteigne’nin “Denemeleri”ni, okuduğu kitaplardaki boş yerele izlenimlerini yazarak başladığını belirtiyor. S.6 ( Demekki biz de Monteigne’nin yolunda gidiyoruz. Bir farkla internette okuduğumuz kitapların yanında notlar alarak, düşüncelerimizi belirterek, şerhler yaparak. Sizlere de bu yolu tavsiye ediyorum. Siz de bir blog açıp okuduğunuz kitapların yanına aldığınız notları paylaşın. Bir süre sonra her halde derli toplu bir şey olacaktır, zira bu işin bir yolu buymuş.)

Edourad Herriot “Kültür, her şeyi unuttuktan sonra insanın aklında kalandır.” Yine bir konuda kurallar öğrenilip unutulursa işe yarar deniyor.” …. Harp akademsi’nde öğrendi tabiyeyi ihmal ederse bir general, savaş kazanıyor…” s.6

 ( Burada büyüklerimizin bize söylediği Öğren Unut felsefesinden bahsediyor. Gerçektende biz disiplinleri niye öğreniyoruz. Herşeyde kendimizi bağlayan kaideleri öğreniyor ve sonra onları unutup imkanların böylece farkına varıyoruz. Sanırım Divan Şairleri o zorlu kaideleri öğrenip o imkanlarla güzel şiirleri böyle veriyordu. Ancak bunun ilerisi bu kaideleri unutmakmış. Yazar öyle diyor. Zira Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Yahya Beyatlı bu dilin imkanlarını çok çok iyi biliyorlardı. Yani divan şiirinin kaidelerini iyi biliyorlardı. Onu bildikten sonra o kaidelerin dışında şiir üretince, yazıya dökünce muhteşem sonuçlar elde ediyorlardı. Bizdeki cahil tabaka divan şiirini tukaka eder. Halbuki bu kaideleri bilmek sanatı zirveye taşımak için şarttır. Serbest vezinle yazabilmek için önce insanın disipline olması lazım. Orhan Veli’nin şiirleri de serbest ancak bir güzellik var. Şahsen elimde kanıt yok ancak Orhan Veli’nin de divan şiirini çok iyi bildiğine eminim. Eminim ki o kalıpları biliyordu ve o kalıpların sıkıntısı onu böyle şiirler yazmaya sevk etti. Ama şimdi o sıkıntılar yok. E doğru dürüst şiirde yok. Niye çünkü kurallar ve kaidelerin disipline edici insanı düşündürücü ve uyarıcı gücü yok. Eskiler bunun farkındaydı şimdiki cahiller ise deniz içre yaşayan bundan habersiz balıklar gibi. Batılı denilen Guitton’un bu kitabını bile okumuş olsalardı bu ayıbı yapmazlardı. Zorluktan sonra gelen ferahlığın kıymetini bilirlerdi. Bu hikmet dolu söz yine Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’in sözüdür.) ( Descartes, mantık ilmini biliyordu. Bilindiği gibi kural ve kaidelere bağlı olan mantık ilmi aslında matematiğin temelidir. Descartes, sonuca odaklı matematiği oluşturdu. Yani şu an dille ve düşünceyle bağlantılı olan bir mantığa dayanan matematiği sadece sayılara indirgedi. Daha önceki kısa bir yazımda belirttiğim gibi kümeler matematik dersinin en önemli konusudur. Niye ? Çünkü kümeler kavramları ifade eder. Yani matematik aslında düşüncenin temel taşıdır. Ancak Descartes, bu zor yolu bırakıp, matematiği pratik bir yola sevk etti. Onun açtığı çığırla beraber insan oğlu müthiş bir ilerleme çağına girdi. Ancak düşünmenin ve düşüncenin yolunu kaybetti. Bunlara nasıl eriştiğini unutan ancak hızlı keşifler yapan insanlar türedi. Bilgi, modern matematikle yığınlaştı ve modern cahiller türedi. İşte yukarıdaki intihalci hoca gibi herkes prof. dr. Ve benzeri ünvanlar sahibi oldu. Ancak geçmiş büyüklerin ilimleri unutulduğu için koca bir cehalet okuma yazma seferberliği ismi altında yaygınlaştı. Medreselerin gerisine düşüldüğünün farkına varılmadı. Zira mantık ilmi, skolastik düşünce diye küçümsedikleri ilimler insanın nasıl ilişkiler kuracağını gösteriyor ve insanı disipline ediyordu. Zira bu disiplinin baskısı neticesi insan bunları unutulup kurtulduğu zaman bir keşif yapabiliyordu. Ancak disiplinin boşluğunda ise düşünce doğmuyordu. İşte bu skolastiğin cenderesi büyük düşünürlerin bahçesidir. PAscallar, Kantlar, Descartes’lar, İbn-i Sina’lar böyle disiplinleri bilip unutanlardan çıkar. Peki disiplinli skolastik düşünce olmazsa ne olur. Zorluk olmayınca işte çağımızıdaki durum oluyor. Ne düşünce üreten var ne bir dava. Çünkü ortada bir zorluk yok insanlar sadece düşünmeden tekrar eden papağanlara dönüşmüş durumda. Halbuki skolastik düşünceyi zaptırapt altına alıp insana düşüncenin sınırlarını verip sınırsızlığın imkanlarını sunuyordu. Heyhat bunu anlayacak fikir sahipleri nerede. Demekki neymiş. Skolastik düşünceden kurtulmak ilerleme sağlamamış bilakis geriliğin başlangıcı olmuştur. Vesselam. MA)

“…Nasihatin işe yaraması için kendi varlığımızda bir nasihat veren olmalı. ( Bossuet)” S.6

 “Düşünce ilgili olduğu nesne ile nasıl bağ kurar?” bunu arıyor. Pedagojinin görevi felsefe ile iç içe ancak amacı genç beyinlerin zekalarının gelişmesine çalışmak. Zekanın nasıl geliştiğini incelemek onun muammasını az çok aydınlatmak demektir. S.7

Öğrencilik sanatı sevilmeli, metodları ortaya konulmalı. S.8 İnsan hayatı boyunca öğrendiğini ve öğrenci olduğunu unutmamalı.

Üstatların bilgiye nasıl eriştiklerini açıklamaması ( çekinmesi). Deha usulleri ve Pascal. Düşünceye nasıl ulaştığını gösteriyor Pascal. Düşüncenin de şekilleri vardır Çalışma usulünü hüner gibi gösterenler, kabiliyeti bir ışık gibi saçanlar. S.8-9

Düşüncenin aletleri olduğunu ve insanın bunlarla övünmesi gerektiğini ifade ediyor. Marangozun aletleriyle övündüğü gibi düşünen insanında aletleri olduğunu, bunu bilmesi gerektiğini ve bunlarla övünmesi gerektiğini yazıyor. S.8

Yazar ne zaman bir felsefe sistemini incelese bu sistemi ortaya atanın çalışma tarzını öğrenmek istemektedir. S.9

Aristo Metafizik: “İnsanlar duyularla elde etti idraklerden hoşlanır. Bütün insanlar tabi olarak bilmek isterler. Bu idrakleri sırf kendileri için severiz, hele görmeyi hepsinden fazla. S.13

Bir  uzaylı gibi dünyada bir yolcu, bir seyyah gibi olma hali. Herşeye hayretle müşahede inceleme hali. ( Tefekkür modu; ama her an hep açık.)

Düşünmenin bir tarzı var; Masumiyete dönü, idrak etme ve hissetme hususunda bakir bir tarz ( ?!) s.14

Düşüncenin ilk hareketi, herkesin anlıyorum sandığı bir olay karşısında, anlamıyor davranmaktır. S. 14

Zekanın ilk duyusu anlamadığını sanmasıdır. S.14 ( Böylece kendini bilir> zorlar> çalışmaya zorlar> Aklı düşünmeye zorlar> Aklı kullanır.) ( Zeka ile akıl ve akl arasında fark ne ?) ( Aklı kullanmaktaki akılla + Pür Us, akıl arasındaki fark [Dil bizi zorluyor, maalesef ( Zihin))

Descartes, ilk ana ihtiras hayret. S.14

Öğretmenlerin asıl görevi hayran olma sanatını öğrencilerine aktarabilmeleri. S.15

Gerçek gerçekler arası yapılan mukayeseden doğar. S.16

Pasif hayranlık, aktif hayranlık. Mukayesenin doğurduğu düşünceler. s.15-19

Pasif hayranlık: mesela memleketimizin dışına çıktığımızda kendi memleketimiz ve gittiğimiz yer arasında  yaptığımız kıyas gibi s.16

…Varlığımızın temel yasasıdır; ileride yaşarız, fakat geride kalanı anlarız; bir şeyi ancak gözden ırak olduğu zaman hissederiz. S.16

 ( Dünya’da bu fırakta olmamızı anlatan ne güzel bir söz. Rabbimizi ancak ondan uzakta anlarız. Ancak onu görmeyince gerçekten hissedebiliriz. İşte dünyada bulunmamızın hikmeti bu. Cennete onun yanındayken kıymetini anlayamıyorduk. Çünkü insanın yapısı bu. Şimdi gözümüzle göremiyoruz. Ancak O’nu yokluğu ile tam hissediyoruz. İnsan hayatta her şeyin kıymetini kaybedince anlamaz mı. Yokluğunda hissetmez mi. Aç olunca yemeklerin kıymeti anlaşılmaz mı. Ona kavuşunca sevinç duymaz mı. İşte oruçta bu yemeklere, suya kavuşunca doğan mutluluk bize neyi hatırlatıyor. Guitton’un ifade ettiği gibi kişini bir şeyin yokluğunda varlığının kıymetini anlaması gibi. İşte insan Dünya’ya da bu ayrılığın yokluğun kıymetini anlamak için yollamış. Hadisi şerifte de denildiği gibi “İftar sevinci tıpkı Kulun Rabbine kavuşması gibidir.” İşte bu yokluk halinin sonlanması durumu, Rabbin kıymetinin anlaşılması durumu. Demekki Dünya Hali İnsanın Allah’tan Uzak kaldığı bir oruç halidir. Yoklukla, mahrumlukla onun kıymetini anlaması hali. Bu insanın ancak bir şeyin kıymetini bu şekilde anlamasının bir sonucudur. Zira insan düşünerek zor anlar, cahildir. Hissetmesi gerekir, yaşaması gerekir. Allah’ın yanında olmasının kıymetini hissedebilmesi için bu dünya fırakını yaşaması şarttır.)

Gelip Geçen ve tekrar dönen şeyi, daha çok severek seyrederiz. S.16.

Elbette. Fakat geçip de bir daha hiç dönmeyeni, ne kadar kuvvetlice, tekrar hissederiz ve yaşarız! S.16

…Hem, düşünce denilen şey dünyada, yolcuların gözlemlerinden başka neden doğabilir ki ? s.17

Aktif Hayranlık: İnsan önceden görmüş olduğu bir şeyi görebilir, önceden sevmiş olduğu bir şeyi sevebilir.

Bir konuyu, önce zihinde canlandırmak. S.18 Yani önce ne olabileceğini tahmin etmek. İnsan kafasında bir ideal anlandırırsa, gerçeklikle farkını daha iyi kavrar. Bu pratikle, teorik farkı insanda düşünmeye yol açar. Zaten insan umduğunu bulamaz diyor.

Aktif hayranlık:  Göreceğimiz şey üzerine aksettireceğimiz hayaller sistemi hazırlamamızın gereği…. İnsanın umduğu ile bulduğu arasındaki farkı anlar ya. İşte, düşünmenin birdenbire doğmasını sağlayan şey, bu farkın anlaşılmasıdır.   Düşüncenin sademesi, önceden kavrayışlarımızla, kavramlarımız arasındaki ayrılıktan ileri gelmektedir. Bu ayrılık, hayretle karışık bir heyecan veren bu fark, doğmak üzere bulunan düşünceden başka bir şey değildir. ..S.19  (Gerçekten de bu usulden ders çalışırken faydalanıyordum. Bunun böyle olduğunu bu kitabı okuyunca anladım. Bir konuya çalışırken önce kısaca burada ne öğreneceğimi inceliyordum. Bir de neler öğreneceğimi tahmin etmeye çalışıyordum. Sonra öğrenirken tahmin ettiğimle farkı kıyas edince daha iyi anlıyordum. Siz de bu usülden faydalanabilirsiniz.)

Bu ayrılık, hayretle karşışık bir heyecan veren bu fark, doğmak üzere bulunan düşünceden başka bir şey değildir… s.19

Öğretmenlere bu yöntemle ilgili bir öneri sunuyor. …öğretmenler, hiçbir zaman öğrencilerine, onların ne söyleyeceklerine dair önceden bir şeyler sezmeden, yani onları bu konuda tahrik etmeden, herhangi bir bilgi vermemelidir…. S.19

Bir inceleme usülünde incelenecek, öğrenilmek istenen konuyu seçmek.

( Böylece olaya ilgili hale gelinir.

Merak Uyandırmak> İlgi Duymak > İletişim ve Bağ Kurmak > Karşılaştırmak ve Düşünmek : Yani hayranlığı başta kurmak. )

Müzede tabloyu gördüğü anda aklı düşünce ile dolu olacağı için boş gözlerle değil, kıyasla bakacak düşünüp ilgi kuracak. ( Ancak bu bir amaç değil araç!) s.21

Görmeyi öğrenmeki için en faydalı usul, “Gözlerini kapayıp bir şeyi önce zihninde canlandırmaktır.” S.22

Bir cümleyi ifade etmek için verdiği örnekler süper. Düşünceyi ifade etmek için yazdıklarımızın üzerinde çalışıp değiştirmekten çekinmemiz gerektiğini ifade etmektedir. cümlenizi ıslah edin, düzeltin. Güzel ifade edin düşünün düşündürün. Örnekler veriyor. ( Daha iyisini, duygulusunu, günle  hitap edeni söylemek islah etmek.)  s.23-24 (

Düşünceyi uyandıran yazarınızı bulun. S.25 Bizden farklı görüşte insanlarla konuşmak ihtiyarlarla, çocuklarla konuşmak muhakemeyi uyandırır.

Çocuklar filozoflar ırkın mensuptur. Hayrete bırakacak sorular sorarlar. Çocuklarda bir süre, büyük bilginleri ve büyük sanatçıları yapan o hayret ediş devam eder… s.25

Çocukların duyduğu hayret. Var olmak üstüne duyduğu hayret. Filozof mayası ile olayları anlamaya çalışma. Öğrenmede kısa zamanda başarı sağlar olgunlaşır, uyum sağlar.  ( Mesela yetenekli insanlara karşı yeteneksiz insanlar nasıl başarılı olur. Bu kişiler aldıkları hak etmedikleri konumlarda hayret içinde. Değer verdikleri makam için sürekli hayret içinde, kimim, var olmanın mutluluğu içinde, sağına, soluna bakıyor. Perçinlemek için buna kafa yoruyor.  Çocukluk mu uygunluk mu tam karar verilemeyen bir durum. Oysa yetenekli kişi için bunlar umrunda bile değildir. Yeni bir işe başlayan insanlar şevkle başarılı olur. Ben neyim, burada ne işe yararım. Hayretle dalıyor konulara. Konumuna bir hayranlık var. İlgi doğuruyor bu hayranlık.

 Hayret ediyor> Hayranlık Duyuyor> Soru Soruyor > Böylece ilgi duyuyor > İlgileniyor > Eyleme Geçiyor > İletişim Kuruyor.

Aklı, düşüncenin hizmetinde kullanma endişesi. ( Pascal ) s.27

Not: Kitapta 2 tür düşünceden bahsediliyor. 3 Düşünme var: Varlık üstüne düşünce / Muhakeme / Yaratıcılık, ilham. Tek muhakeme üstüne kafa yoranlarla başa çıkılamaz. Türk insanı sadece muhakeme yürütüyor. Tabiki yaratıcılıktan yoksun bir muhakeme kurnazlık ve şüphe üstüne işler. İlerleme sağlamaz.

Yine ilgi konusu akla geliyor. İlgi Heidegger: içinde olma, tam idrak diyor.

Seçmek muhakemedir. S.42

Reddetmekte bir çeşit seçmek demektir. S.43.

Öğrenme çağında öğrenme güçtür çünkü kişi her şeyi öğrenmek ister. S.43

İyi kitap nedir ? Sanat: Seçmek ve susmaktan ibarettir. ( Yarım yamalak yazmak yerine susmak ) Zevk, bizi madde ile buluşturan bir şey.

İnsan hayat yolunda ilerledikçe daha fazla terk etmelidir. Bu mutlu zorunluluk herkese zeka sunar à Karar kılmayı bilenlere. S.43

Herkesin farklı emelleri olduğu için artık ortak bir konuşma zemini oluşmuyor. Tabi bunu olumsuzluk olarak görmüyor, yazar. S.44

Okumak nedir? Okumak seçmektir diyor. S.44 ( Seçmek muhakemedir diyor s.42’de, okumak seçmek ise okumak muhakemeye giden bir yoldur. Okumak hatti zatında seçerek beyni o yöne sevk ediyor, seçimlerini belirliyor. Bilinç ve bilinçaltını etkiliyor. Neyi okuduğundan ziyade neyi okuyacağını seçmek, muhakemeyi çalıştırıyor. Okumak seçmek ise aynı zaman muhakemedir de.)

Okumak, kitapta o önemli, değerli sayfayı seçmek. S.45.

Kitapta özü bulma zirveyi bulma, oradan herşeyi hatırlama yöntemi – seçme tekniği s.45 ( Tabi Batılı düşünürün dünya algısında zirve piramitle bir hiyerarşinin tepesiyle ifade ediliyor. Türkler ise özle aktarılıyor. )

Kitap Seçme Teknikleri: Seni heyecanlandıran kitabı oku. S.45-46

İnsanın gerçek zevklerinden korkmaması. En güzel kitapların … en güzel yerlerini seç. S.46

Bergson; Zihni faaliyettir diyor. S.51

Kelime ezberleme zihni, düşünceyi geliştirir. Lügatların kıymetli olduğunu ifade etmektedir. S.56

Eflatun : “İsim öğretici bir alettir. “ s.57

Faziletlerin tahlilini yapıyor. Çok ilginç. S.59 Alicenaplık ve cimrilik konularını inceliyor. Esasen cimriliğin ve alicenaplığında alt çeşitlerinin olduğunu ifade etmektedir. Dilin bunları tanımlamaya yetmediğini yazmaktadır. Esasında ihlası sorgulamaktadır. Alicenaplıkta saklı kibri, cimriliğin sakladığı tutumluluğu inceliyor.

Ayırma sorunu nasıl ayrılır. Alicenaplık, cimirlik çiçe geçmiş. 2 çeşit alicenaplık hor görme gibi.  Tefekkürle ahlak sahibi olmak. Adamlar düşünerek ahlak sahibi oluyor.

Lügatlar ve isimlerndirmeden yararlanma. S.60

Tek olanın, ayrı olanın sevilmemesi mümkün mü ? diyor. Onn için insanlar ağaçların yanında sıradan diye geçiyor. Ayrı ve biricik olduğunu bilmek zeka belirtir. S.61

İnsanın tek olarak ayırdığı bir şeyi sevmemesi mümkün mü. Genelleştirme nefreti körüklüyor. S.61

Bölmenin teklikesi, gerçeği bölmesi hakikatten uzaklaştırması. Herşey ilişkili. S.61-62

Herşey bütün olduğu halde bölme insanı şaşırtabilir. S.62

Aynı duygunun farklı hallerinin yarattığı insanlar. S.62

Birleştirmek için ayırın. Ayrı görünen iki insan dosttur birdir. Ayrı görünürler ama dostlukları anları birleştirir. S.63

Zıt düşünceyle mücadele ve fikir ( çakmak gibi ateş ) s.68

Vezn engel çıkarma. Düşünce böylece ortaya çıkıyor. S.68 ( Öncesi de okunmalı )

Dilde tarafsızlık diye bir şey yok. Dinleyen taraftır. Son hüküm, dinleyici aklında en son hüküm ne ise onu tutar. S.69

Açıklık denilen şey önce kabul etmeyeceğini seçmek hüneri. S.70

Düşüncenin aksini farzetmek düşüneyi besleyen bir usüldür. S.71

Bir konu verip, soru soran kişi, cevabı istiyor ama asıl o sonuca nasıl ulaştığımızı, nasıl düşündüğümüzü öğrenmek istiyor. ( Test usülü sadece sonucu istiyor, klasik usul düşünceyi geliştiriyor.) s.71

Olmayanı, olumsuzlu söylemek daha kolay. S.72.

Bir yolu kapatan, diğerlerini açar imkan sağlar, zımni kabul. S.73

İnsanın ne aradığını bilmesi aşağı yukarı bulması demektir. İnkarda kesinlik var. ( O’nun için Kur’an ı Kerim inkar edenler her zaman telin ediliyor. Zira inkarda kesinlik var. İnkar eden hemen kafir oluyor. Kabul etme durumu ise her zaman belirsiz. Onun için iman eden dikkatli olmalı. Zira zaten iman eden münafıkta olabilir müminde. Zira kabul edilen şey kesinlikle kabul edilmiyor. Bir belirsizlik payı var. )

s.73-74 İnsan kesinliği seviyor. Başka bir ihtimal kalmayınca seçiyor.  ( Güç işe başlamak zorunlulukla olur.) ( Kader nazariyesi için ilginç bir tespit. İnsanın hiçbir şeçeneği kalmayınca zorunlu olarak seçim yapıyor. Zorunluluk olmayınca ihtimaller çerçevesinde dolaşıyor ve karar vermekten kaçınıyor. Çok ilginç bir tespit burası. )

İnsan oğlu kesinliği seviyor. Ve kesin doğru olduğuna emin olmadan her şeyin etrafında kelebek gibi kanat çırpıyor. S.74

Dehanın ve yaratıcılığının sırrının bilinememesi s.75

İcatla hayali ayıran dehanın yolunda yürüyor demektir. S.76

Her icat önce savunulamaz bir aykırı düşünce diye karşılanmış icat eden de bu yüzden gadre uğramıştır. S.76

Cesaret, haddini bilmezlik ve tedbir arasında ilişki var. S.76

Düşündüren bir deli tarifi var. İlginç örnekler, sözler var. S.78 “Deli aklından başka her şeyini kaybetmiş insandır.” Chesterton   Güzel düşündüren  bir söz.

Dialektik: Metotla ve doğru muhakeme etme, düşünme metodu. S.81

Diyalektik yöntem: Diyalektik bir araçtır. Aracı amaç sanan insan kendini yaratıcı sanar. Dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır. S.84.

Bütün soruların özü bilgi ile varlık arasındaki mesafe. Kendi faaliyet ve varlığın faaliyeti. S.85

Dialekçinin suçu şu anda olanı yasa haline getirmesidir. Dinamik görünür ama düşünceyi sabitler. S.85.

Sonuç önemli : hakikate ulaşmak önemli. Sistemin mükemmel olmasından bize ne ? Metot mu ? Sistem mi ? s.86

Not:  Kitabın her sayfasındaki bilgiler birbirinden kıymetli. Bu yüzden kitabı kendi değerlendirmelerinizle okumanızı tavsiye ederim.  Bu kitabı düşünerek okumak binlerce kitabı anlamsızca okumaktan çok daha iyidir. Size büyük katkısı olacağına inanıyorum, zira bu kitaptan ben çok istifade ettim. Vakit buldukça  da tekrar tekrar okumayı düşünüyorum. Başucu kitabım derlerdi. Ben de başucu kitabımı olurmuş derdim. Nihayet benim de fanilerin yazdığı bir başucu kitabım oldu.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s