İnsanın En Büyük İhtiyacı


İnsanın en büyük ihtiyacı sevmektir. İnsan hem sevmek hem de sevilmek ister. Ancak sevme ihtiyacı tüm diğer ihtiyaçların üzerindedir.

Bir meleke ancak sürekli olursa kendini gösterir. Sevmeği bir alışkanlık haline getiren insan ancak gerçekten sevebilir.

Sevmeği unutmak, köreltmek, başka yönlere sevk etmek insanı depresyona sokar. İnsanı kör bataklıklara sürükler. Kimi bu durumla başa çıkmak için tüm duygularını öldürür taştan daha katı olmayı seçer. Kimi ise bu duruma dayanamaz, insanlıktan çıkar.

Sevmek ihtiyacı insanın hayatta verdiği kararların tamamında etkilidir. İnsan sevdiği şeye inanır veya onu seçer. Veyahut seçtiği şeyi bir süre sonra sever. Bazen insanın nefret ettiği şeyleri seçtiği görülür. Bu ise sevginin başka bir görüntüsüdür. Zira sevmemenin zıddı yokluk değil nefrettir.

Büyük firmalar ürünlerini sevdirmek için yarışırlar. Aslında onlar insanlara sevgilerini bir yere kanalize etme imkanı verirler. İşte marka olayının altında yatan gerçek budur. Büyük firmalar insanların bu ihtiyaçlarının farkında olarak sevilmeye layık ürünler ürettiklerini reklamlar vasıtasıyla, haberlerle, fısıltı ekipleriyle dünyaya ilan ederler.

SEvmek ihtiyacını karşılayamayan yalnız kalabalıklar ise işte bu sevgilerini bu markalara kanalize ederler.

Yine insanlar evlerinde sevme ihtiyaçlarını karşılamak için hayvanlar beslerler. Bu sevimli hayvanları hiçbir karşılık beklemeden sevmek insanın bu içinden gelen yaradılışının bir eseridir. Allah insanı sevsin diye donatmıştır. Dünya bu özellik üstüne yürür, hayat bu sevgiyle var olur.

Sevginin bu hali, insanın sevme duygusunun bu biçimi insanı kolayla yönlendirmeye açık bırakır. İnsanlar sırf bu sevme melekeleri yüzünden kazıklar yerler. İşte en tehlikeli durum burada ortaya çıkar. Kişi sevdiği için kazık yediğinde, başına kötü bir durum geldiğinde, sevmek ile ilgili tüm duygularını kapatır. Sevmeği yok sayar. Sevmeği tehlikeli sayar. Sevmeği bütün kötülüklerin anası sayar. Yukarıda belirttiğimiz gibi kişi kimi zaman kapanır, katılaşır, kimi zaman da bu duyguyu tatmin için nefretle dolar. İki durumda kötü iken nefret bir nebze katılıktan iyidir. Katılaşan insan artık ottan geri taştan daha geri bir varlıktır. Geçici bir hayaldir.

İşte hayatımız boyunca bizi sevgiden alıkoyan, onu tehlikeli görmeye sevk eden olaylar yaşayan insanlarız. Herkesin başının belasıdır bu. İnsanlar böyle olaylarla karşılaşınca kendilerini tecrübeli sayarlar. Buna uygun sonuçlar çıkarırlar. Ancak unutulmamalıdır ki sevgi insanın doğasında vardır. Bu bir ihtiyaçtır. Eğer bunu karşılamazsanız her türlü hastalığa davetiye çıkarırsınız. En basitinden başlarsak, Depresyon, yabancılaşma, umursamazlık, nefret, öfke nöbeti, ülser, şeker, kanser ve benzerleri.

İnsana en çok huzur veren şey hayatı, dünyayı sevebilmesidir. Bu sevgi ile hayatını anlamlandırmasıdır. Hayatı sevgi ile anlamlandıramayan insan ya nefretle ya kaçınma veyahut yabancılaşmayla yaşamına anlam verecektir. Hayatına yanlış anlam veren insan kendinin duygularını körelten, kendini manüpüle eden, yanlış yola sapan, dünyayı yanlış gören, kendini kandıran insan her karşılaştığı olayda strese müpteladır.

Stres bütün kötülüklerin anasıdır. İşte insan sevgi duygusunu, sevmek ihtiyacını karşılayamaz ise kaçınılmaz son olarak bu dünyada stresin müdavimi olur.

Yüksek stres neticesi ülser, kanser türevi hastalıklar tetiklenir. Kanserin bu derece yaygınlaşmasının nedeni işte insanların bu sevmek ihtiyacını  karşılayamamasıdır.

Bir araştırma yapılsa yalnız olduğu halde evde hayvan besleyenlerin, marka bağımlısı, magazin bağımlısı olanların daha az bu hastalıklara yakalandıkları görülecektir.  Zira bu kişiler sevme ihtiyaçlarını bir şekilde bu yöne kanalize etmişlerdir. Her ne kadar bu doğru bir çözüm değilse de insanın bu sonsuz sevgi ihtiyacına vücut farklı telafi mekanizmaları ile cevap vermektedir.

Yine hastalara sevmeği öğretmeye çalışan doktorlar mevcuttur. Ancak sevme melekesini köreltilmiş bir insanın bunu tekrar uyandırması zordur. Tabi ki imkansız diye birşey yoktur.

İşte sevme melekemizi öldürmemek için bu duygumuzu bilmeli ve onu eğitmeliyiz. Sevmeyi ise düşünce ile kanalize etmeliyiz. Sevme ihtiyacınızın farkında olmaz iseniz bunu kullanması gerekenler çok güzel kullanır. Siyasetçiler sizin sevme ihtiyacınızı kullanır, büyük markalar sevme duygularınıza oynar.

Siyasetçiler neleri sevdiğinizi bilir. İnsanların benzerlerini sevdiklerini bilir, dik duran insanı sevdiklerini bilir, el temasının değerini bilir. Bilir de bilir. Size kendilerini sevdirmek ister. Ancak onlar neden emindirler. İçinizdeki bu sevme melekesinden. İşte bu nokta da bazı insanlar kendilerinin bu duygusuna oynayan insanları fark edince, bu duyguyu kapatır. Aman bunu yapmayın. Dışarda kötü niyetli insanlar var diye kendinize yazık etmeyin. Bunun farkında olun ama sevmeği bastırmayın, yok etmeyin.

Yine büyük firmalar reklamlarında sevdiğiniz sanatçıları kullanır. Değerli bir marka, mutlu bir marka izlenimi yaratıp sizi sevdirmeye sevk eder. İçinizde bunlara karşı bir sevgi doğuyorsa bunu yok etmeyin. Ancak aklınızla bunun farkında olun ve o sevgi duygusunu başka bir noktaya kanalize edin. Bağlantılar kurun. Asıl bu güzelliği Yaradan’ı düşünmek, asıl sevgiyi hak edeni düşünmek işte sizi bütün bu manipülasyonlardan kurtaracak yegane silahtır. Birileri ben inanmıyorum diyebilir. Onlarda hayatlarında ne anlamlı ise ona yöneltsinler sevgilerini. Ancak şunu unutmamak lazımdır ki tek bir noktaya yönlendirilebilen sevgi sayesinde inanan insanlar kolay kolay sevgi duygusunu kaybetmez ve çabuk manipüle olmaz. Allah’a şirk koşulmaması istendiğinde işte bu sevginin asıl kanalize edilmesi gerektiği yön de tayin edilmiş olur. Eğer kişi O’nun haricindekilere bu sevgi duygusunu kanalize ederse bilmeden kendine eziyet etmiş olur. Zira bu sevgi duyduğu kişiler, kurumlar nesneler onun bu duygusuna oynar ve ondan bir menfaat beklerler. Oysa bu duygu asli ile insanda vardır. İnsan bu duygusunu ifade etmelidir. Benim inancıma göre bu duygu hayatta en anlamlı sayılan noktaya kanalize edilmelidir. Yani İnanıyorsan bu sevgiyi Allah’a yönelt, onun yarattıklarını seviyorsan da onun için sev. İşte bu noktada sevginin yanına düşünce de eklenmektedir. Zira bir politikacıyı seviyorum, Allah için seviyorum diyebilirsin. Bir markayı hayatımı anlamlandırıyor aile mi mutlu ediyor diye sevebilirsin. Ancak bu gerçekte böyle midir. Bu sevgi onların manipülasyonu neticesi midir, bu işin sonunda bu beni hangi yöne sevkeder diye düşünmek gerekir. Burada sevmemek değil, bilinçli sevmek gerektiğini ifade ediyorum.

Zira sevmek de tıpkı korku gibi bir duygudur. Cesaret nasıl korktuğu halde iradeye hükmedip gerekeni yapmak ise, birşeyleri sevdiği halde gerekeni yapan kimseye Hakikati seven denilebilir. Cesaret gibi güzel bir niteliği ifade eden bir cümle de vardır muhakkak ki aklıma gelmedi.

Evet.

Özetlersek.

İnsan oğlu sevmek duygusu ile yaratılmıştır.

Bu iki gözümüzün olması gibi bize verilmiş bir nimettir. Bunun kaybı da tıpkı engelli olmak gibidir. Hem de engellerin en kötüsü. Sevebilme engellisi olmak. Böyle bir insan doğru karar verebilir mi. Zira seçmenin en güzel ve en etkili yardımcısı sevmek duygusudur. Zira seven sevdiği yönde karar verir. Sonuçlara katlanır. Doğru da düşünüyorsa, hem doğru tetkik hem sevgi en güzel kararları aldırır. Zira robotların sevgi kriteri eksiktir. Bu yüzden bir nebze insandan düşük kalırlar.

İşte bu sevgi duygumuzun, bu sevebilme melekesinin farkında olmak gerekir. Bunun şuurunda olup onu işlemek, geliştirmek, onun varlığı hakkında düşünmek her insanın görevidir.

Sevmeği bilen, neyi, niye sevdiğini bilen, kendini bilir, kendini sever, dünyayı sever, hayatın anlamını anlar. “Yaradanı Sev Yaradandan ötürü”. Bu sözü kendini bil diyen Yunus Emre söylemiyor mu. Öyleyse bu iki cümle arasında bir ilişki olmalı. İşte bu ilişki sevginin ve sevme duygusunun olduğu gerçeğini ortaya koyan cümle insanın kendini bilmesi ile Sevmeyi sevk etmesi arasında bir ilişki olduğunu ima ediyor. Yukarıda bu ilişkiyi aktarmaya çalıştık.

İnsan sevdiklerini bilirse kendini bilir. Sevgisine hakim oldukça, sevk edebildikçe, onun farkında oldukça kendine hakim olur, kendi olur.

Sevmek, sevmek, sevmek. İşte bütün mesele bu.

Allah’a emanet olun. Sevin sevilin, bu dünya kimseye kalmaz.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s