İnsanlar Açlıktan Neden Ölür…


Bütün müslümanlar bilirki Allah insanların rızklarına kefildir. Bu Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde ifade edilmektedir.

Yeryüzünde yaş kuru ne varsa Allah onun rızkını bir şekilde ulaştırmaktadır.

Elbette her canlının bu rızkı bulabilmek için belli bir çaba göstermesi gerekmektedir. Ancak bu çaba sonucu rızkın insanın eline ulaşmama diye bir ihtimali yoktur, bu rızk size yollanır. Kuşlar sabahtan akşama dolaşırlar, bazı hayvanlar 17 saat yemek için dolaşırlar. Bunlar insanlar için örneklerdir. Bir çaba gösterirler ancak rızka kefil Allah olduğu için en nihayetinde bu canlılar gıdaya ulaşırlar. Rızk bazen kolaylıkla, bazen zorlukla elde edilir. Bazen bol gelir bazen ise dar. Ancak nihayetinde elinize birşeyler ulaşır.

Eğer siz bu rızkı almak isterseniz yani reddetmezseniz hangi inanca mensup olursanız olun rızıklanırsınız. Bu Allah’ın kanunudur. O sizi şüphesiz besler.

Yani özetle insanın bu çabası sonucu açlıktan ölmesi gibi bir durum söz konusu değildir.

Peki öyle ise Afrika’da ve dünyanın çeşitli köşelerinde insanlar neden açlıktan ölmektedir.

Bu sorunun cevabını neden insanların zahiren açlıktan ölüyormuş gibi göründükleri durumlarla açıklayalım.

Evet insana rızık verilir. Ancak kişi bu rızka ulaşmalı ve bunu masedebilmelidir. Yani gıdalanmalıdır. Arada bir engel olmamalıdır. Kişi hastalık neticesi gibi durumlarda bu rızkı yiyemez ise bunu bünye kabul etmez ise doğaldır ki rızka ulaşamadığı için değil vücut bunu kabul edemediği bir şekilde kendi bünyesine katamadığı için rahatsızlanmakta ve kişi ölmektedir. Bu durumlarda ölüm nedeni rızıksızlık değil hastalıktır.

İşte bu ince noktadan hareketle Afrikalı kişilerin rızıklandığı durumlarda bunları yiyemeyip hasta oldukları durumlar ayrı bir kategori de incelenmelidir. Zira Afrikalılar, geçmişin mirası ile teşkilatsız kalmakta, düşüncelerini toplayamamakta, rızkı arayamamakta, bulunca hijyeni sağlayamamakta, çeşitli hastalıklara müptela olduğu için rızkı bünyeleri kabul edememektedir. Bu hastalıkların bir kısmı açlığa bağlı salgın ve yaygın yerel hastalıklar iken, bir kısmı Batılı ülkelerin deneyleri neticesi üzerlerinde denenen hastalıklar sonucudur. Evet Afrikalıların bir kısmı bu şekilde ölmektedir.

Hastalık dışında açlıktan ölenler de vardır. Bu kalan kısmı ise ellerine Allah’ın gönderdiği Rızk ulaştırılmadığı için ölmektedir. Daha doğrusu rızk kişilere ulaşmakta ancak bir şekilde bu rızk gasp edilmektedir. Bir örnekle açıklayalım. Açlıktan susuzluktan ölen kedinin hikayesini bilirsiniz.   Kedi sahibi bir  kadın, kedisine kızar ve onu kilitleyip aç ve susuz bırakır. Bu kedi de ölür.  Hadiste bu kadının cehennemlik olduğu rivayet edilmektedir. İşte Afrikalılar bu kedi gibi aç ve susuz bırakılmaktadır. Burada kişinin aklına şu soru gelebilir. Peki Allah kişinin veyahut canlının rızkına kefil ise bir şekilde bu rızk bu kişiye ulaşmalı değil miydi. Bunun cevabı:

Kainatın kanunları  vesilelerle işler. Sebepler dünyasında yaşıyoruz. Olaylar sebep ve sonuç ilişkisiyle oluşur. Sıfırdan birşey yaratılma görüntüsü zahiren yoktur. Madde maddeye dönüşür. Bir olayın sonucu başka bir olayın sebebidir. Kişi mesleğini icra eder para kazanır gibi. Yani para sıfırdan gökten eline gelmez var olmaz. Bir sebeple kişi birşey yapmalı ve bu parayı kazanmalıdır.

Allah birşeyi vesile yapar, sebeplerle bir iş vuku bulur. Sebeplerin ipine sarılmak dünyanın, kainatın kanunlarına uymak gerekir. Burada kediye rızk verici olan Allah, kedinin sahibini vesile ve sebep kılmıştır. Burada kediye rızk insan eli ile verilmektedir. Kedi bu noktada kişiye emanettir. Bilindiği üzere İslam dininde emanet kavramı vardır. Kişiye bir şey emanet ediliyorsa bunun hakkını vermek irade sahibi kişiye düşer. Kişi ilerde bu hakları yerine getirip getirmediğine göre sorgulanır. İşte kadın bu emanete hiyanet etmiştir. Kadın kediye rızkı verme konusunda görevli bir emanetçidir. Kedinin rızkının sebebidir. Ancak kadın iradesi ile kendine yenik düşmüş ve görevini yerine getirmemiş ve acı dolu cezasını bulmuştur.

Peki Afrikalıların durumunun bunla ne ilgisi var diyeceksiniz. İşte Afrikalılar, bir şekilde Batılı devletler tarafından işgal edilmiş ülkeler idi. Bu noktada bu ülkelerin işgalcileri artık yönetici konumunda Afrikalılar ise yönetilen konumunda idi. Bu noktada Batılı idareciler emanetçi konumundaydılar. Bu kişiler yöneticilerin sağlaması gereken görevleri yerlerine getirmeli ve Afrikalılara haklarını vermeleri gerekirdi. Peki bu görevler nedir.

Adaleti sağlama, fakirleri gözetme, piyasayı oluşturma, eğitimin bir kısmını sağlama, genel sağlık ihtiyaçlarını su ve benzeri temel konuları düzene koyma olarak özetlenebilecek görevlerdir.

Bunlar açık seçik kısa görevlerdir. Bunlar o ülkeyi bir şekilde işgal edenin, yönetenin temel görevidir.

Ancak batılılar kendi aralarındaki rekabet neticesi düzen getirmek yerine aksine isgal ettikleri yerlerin Afrika’nın, Asya’nın kimi yerlerinde piyasayı bozdular, düşman belledikleri kabileleri bölgeleri cezalandırmak için ambargolar uyguladılar. Seçimli cehalet operasyonu  uyguladılar. Yani Afrikalılar isyan etmesin diye bir kısmını cahil bıraktılar. Yukarıda belirttiğimiz hastalık denemelerine tabi oldular. Böylece Afrikalıların bir kısmı rızk arama melekelerini kaybettiler. Rızkı arayabilmek belli bir bilgi gerektirir.

Yine belli bir kısmı ise rızkını aradığı halde malzemelere, gıdalara ulaşamaz hale geldi. Bir kısmına bu rızıklar ulaştırılmadı, ulaştırılmıyor. Memleketleri zengin olan Afrikalıların belli bölgeleri zenginlik içinde yüzerken diğerlerine bu gıda ulaşmamaktadır. Bu nasıl olmaktadır ?

Bu noktada kasıtlı bir cinayet işlenmektedir. Yani Afrikalılar ellerine rızk ulaşmadığı için değil, yukarıda ifade ettiğimiz kedi örneğindeki gibi, bilinçli olarak aç ve susuz bırakıldıkları için ölmektedir; ÖLDÜRÜLMEKTEDİR. Afrikalıların rızkı verilmemektedir. Afrikalıların ölüm nedeni onlara yemeklerini, sularını vermeyen irade odaklarıdır. Yani vesselam bu kişilerin bu gıdaya ulaşamamaları ne kuraklık ne de başka bir nedendendir. Bilakis gıdaları gelmekte ancak bunlar bu gıdalarına ulaşamamaktadır, ulaşmaları engellenmektedir.

Toparlamak gerekirse. Rızka ulaşmak isteyen bir kişinin yerine getirmesi gereken adımlar mevcuttur. Rızka ulaşma adımlarını özetlersek:

1. Rızkına kesinlikle kavuşacağını bilecek ve inanacak. Zira Allah bu rızka kefildir. İnançsız insanlar bile çalışıp, arayınca bir rızka ulaşacaklarını bilirler ve bu inançla bir işe başlar ve yola koyulurlar.

2. Rızkına ulaşma yollarını sebeplerle arayacak. Bu yolların ne olduğunu arayacak, bilgi sahibi olmaya çalışacak. Bir sebep bulma yolunda çalışacak, uğraşacak, bakacak, soracak.

3. Bu sebebi, bu vesileyi bulunca; bu sebeplerin istediği, gerektirdiği konularda bilgi sahibi olacak. Avcılık yapacaksa bunu öğrenecek. Meslek sahibi olacaksa bunu bilecek. Bu mesleğin gerektirdiği bilgileri elde edecek. O konuda bilgilenerek pratik konusunda çalışacak. Birisinin yanında çalışacaksa gereklerini yerine getirecek bilgi sahibi olacak.

4. Rızkına Aramada seçtiği  ve karar kıldığı sebeplerle onu arayacak. Sebeplerin ipine sarılacak. Yani avcı ise dolaşacak, silahlarını alıp tedbirli bir şekilde avlanacak. Meslek sahibi ise müşteriyi hoş tutmanın yollarını öğrenecek. Yaptığı işi en iyi şekilde yapmaya çalışacak, pratik yapacak. Bir insanın yanında çalışıyorsa görevlerini eksiksiz yerine getirecek, haklarını, hukuku bilecek emanete hıyanet etmeyecek. Zengin bir kişi ise basiretli davranacak, israf etmeyecek, çalışanların haklarını verecek işini dürüst yapacak vs. Kişinin işi yoksa bile sokağa çıkıp ekmeğini arayacak. İkinci adımdaki gibi bir yol arayacak. Yemek lazım ise sokağa çıkıp araması bile bir sebep sayılabilir. Zayıf bir sebeptir ancak Allah bunu da dua kabul eder. Nihayetinde birşey yapılmalı ve rızk kişiye bu yolla ulaşmalıdır.

5. Bütün bunları yapan bir insana Allah rızka kefildir. Rızkın Gönderileceği Kesindir. Kişi rızka  kavuşacaktır. Bu noktada araya bir engel girmiyorsa kişi rızkını maseder. Yani nimet ise bu vücuduna ulaşır. Yer tüketir, kullanır. Buradaki engeller hastalık olabilir, kaza olabilir.  (Bu noktada nasip ve ecel konuları ortaya çıkar.  Ancak bu konular özelde incelediğimiz meselenin genel ve temel hatlarıdır. Zaten bunlar ana gerçeklerdir. Biz bunun icra gerçeğini inceliyoruz. Yani zaten makro yönü bu olan meselenin mikro kümesini düşünüyoruz. )

Bir diğer engel ise bu rızkın size ulaştırılmamasıdır. Yani zulümdür. Siz bunu haketmişsinizdir, size de yollanmıştır, ancak elinize ulaştırması gereken vesile buna bir cüzzi güç iradi olarak engel olur. Bu cüzzi güç Allah izin vermese elbette buna güç yetiremez. Ancak Allah bu güce ruhsat vermiştir. Mühlet vermiştir. Dünyada ona emanet vermiştir. Burada cüzzi gücün yapması gereken görevini yerine getirmektir. Ancak Allah kullarının ne yapacaklarını görmek için onlara bu emaneti verir. Allah’ın halis kulları emanete hıyanet etmez. İşte bizim incelediğimiz durumda emanetçiler hıyanet içindedir. Onların öbür dünya da zaten yaptıklarının bir karşılığı vardır.

İşte emanetçiler rızkı hak etmiş kişiye bu rızkı ulaştırmakla görevli vazifedarlar olabilir. Bu devlet yetkilisi olabilir, işveren olabilir, köle sahibi olabilir, piyasa ve düzen kurucu olabilir. Bu noktada bu kişi görevini yapmaz ise bu rızka engel olabilir. Bu ise bu işte kesinlikle engelleyici bir rol üstlenerek mümkün olabilir. Yani olayları akışına bıraksa zaten o rızk ulaşır. Rızkın hak eden kişiye ulaşmasına engel olmadığı sürece bu rızk ulaşır. Demekki burada kesin bir inkarla, reddetmeyle bu işin olmasına engel olma hali mevcuttur. Zaten mantık öğrencilerinin bildiği üzere ancak reddetme kesinlikle mümkündür. Birşeyin yapılmamasında kesinlik vardır. İşte engel olma hali, bir red halidir ve bir irade gerektirir. Beşinci adımda böyle bir durum vuku bulmuş olabilir hastalık dışında açlıktan ölümlerdeki durum bu zulüm halidir.

Kişinin İşte rızka ulaşması için yapması gerekenleri bu beş adımda özetledik.  Yine bu beş adımda olabilecek engellerin bir kısmına değindik.

Şimdi rızkın kişiye ulaşması hadisesini Afrikalıların durumunu göz önüne alarak detaylı bir şekilde inceleyelim. Afrikalıların gıdaya ulaşmasında sorunlar çıkmaktadır. Onlar  bu 5 adımın her birinde çeşitli sebeplerle takılmaktadır.

Mesela bazı Afrikalılar çalıştıkları zaman rızka ulaşacaklarına inanmamaktadırlar. Böylece birinci adımda tıkanır kalır. Zira öğrenilmiş çaresizlik neticesi Afrikalı erkekler ne kadar çalışırlarsa çalışsın, ne ararlarsa arasın gıdaya, suya  ulaşamamaktadır. Bu bir süre sonra literatürde “öğrenilmiş çaresizlik” denilen durumu ortaya çıkarmaktadır.  Kişi sonuca ulaşamayınca denemekten vazgeçmektedir. 

Yine bu kişiler inançlarını kaybettikten sonra çalışmanın önemini ve sebeplerin önemini kaybetmektedirler. Artık çalışınca bir şey elde edeceklerine inanmadıkları için bir sebep, bir iş, bir meslek aramaktan vazgeçmektedirler. Böylece daha ilk adımda takılmaktalar.  Allah’ın Rızka Kefil olduğu düşüncesine inanılmamaktadır. Bu yaşananların neticesi çıkardıkları bir sonuçtur. Düşüncenin yanlışlığından ziyade yaşamın gerçekleri bunu ortaya çıkarmaktadır. Müslüman bir Afrikalı belki bu düşünceyi ifade etmemektedir. Hatta yukarıdaki söze de inandığını ifade ediyor olabilir. Ancak hal ve davranışları bu sonucu doğurmaz. Çünkü yaşadıklarının neticesiyle şekillenen davranışları onu eylemsizliğe iter.

İkinci Adımda takılma işte bu inançsızlık neticesi olmaktadır. Bu yollar aranmamaktadır. Ancak bu aramamanın başka önemli nedenleri de vardır. Afrika gibi ülkelerde eğitim sistemi çökmüş olduğu için, teşkilatlar kurulamadığı için, bir devlet yapısı insanları arası bilinçli işbirliği olmadığı için seçeneklerde mevcut değildir. Yani kişi kolayca uzman olup bir şeylerin peşinde koşamamaktadır. Seçeneği tarlasıdır. O da varsa. O konuda da bilgi edinmesi kısıtlıdır. Geçmiş ailesinin tecrübeleri varsa onu edinir. O da yoksa dünya ile başbaşa kalır. Özetle rızkı için arayacağı seçenekler ya yoktur. Ya kurulmamıştır. Ya da yok edilmiştir.

Eski devirlerde Afrika’da devlet teşkilatları, mesleki örgütler, dini bir eğitim sistemine ait yapıların olduğu bilinmektedir. Ancak bunlar sömürgeciler tarafından yıkılmıştır. İşin kötüsü yıkılan yapının yerine ikame de gelmemiştir. İşte bu durum kişileri başı boş ve çaresiz bırakmıştır. Aranacak bir seçenek yoktur.

Üçüncü aşamada ifade edildiği gibi kişiler bu sebebi bulmakla yükümlü idi. Bunu bulunca bilgi edinmeleri gerekir. Ancak seçenek olmayınca bilgi de elde edilemez. Üstelik bu kişiler aç ve bilaç haldedir. Bu madur anlarında kendilerini koruyacak bir şemsiye olmadığı için eğitim alırken onları finanse edecek, besleyecek kurumlar, yapılar yok olduğu için yıkıldığı için bu kişilerin bilgi almaları imkansız hale gelmektedir. 

Kişi bir sebep bulsa bile sebebin bilgisinin alınması mümkün değildir. Meslek sahibi olamaz. Tarlası için bilgi toplayamaz. Avcılık için bile kendini kolay kolay yetiştiremez. Zaten açlığın kısır döngüsünde düşünme melekeleri yarı seviye de işlemektedir.

Dördüncü aşamada kişinin öğrendiği yolla rızkını araması gerekmektedir. Ancak Afrikalı seçenek üretememektedir. Bu aşamaya ulaşması imkansızdır. Üstüne üstlük babasından anasında ne miras aldı ise, alabildi ise bu seçeneğe sarılmak zorundadır. Ama zaten bu yaptığı işle takip ettiği sebeple sonuca ve gıdaya  ulaşamamaktadır.

Yine aynı şekilde öğrenilmiş çaresizlik neticesi eskiden yapıla gelen şeylere bile bir ilgisizlik hali oluşur. Kişi daha önce avcılık yapıyorsa bunu yapmaz. Tarlasına ekim yapıyorsa bundan vazgeçer. Açlığın çemberi daha da keskinleşir.

Beşinci aşamada ise bir şekilde bu kişiye rızk ulaşmış olabilir. Zira yardım programları ile gıdalar ulaşmaktadır. Kimi zamanda çalışmalar aramalar neticesi bir şekilde rızk ulaşır. Bu noktada Afrikalılar çeşitli hastalıkların pençesinde olduğu için bu gıdaları bünyeleri alamaz. Bazen gelen gıdalar bile zayıf bünyelere zarar verir. Bu şekilde kişiler ölürler.

Ancak asıl mesele bu noktada düğümlenir. Afrikalıları bu öğrenilmiş çaresizliğe iten, bilgisizlik batağına iten temel sebep beşinci aşamada düğümlenir. Afrikalılar eski zamanlarında edindikleri sebeplere binaen çalışmaları sonucu elde ettikleri gıdalara bile ulaşamaz hale getirilmişlerdir.

Yani onlar ne kadar çalışırsa çalışsın, hep bir engelle karşılaşır hale getirilmişlerdir. Allah’ın gönderdiği rızk onlara ulaşmaz. Zira bu gıdalar bir sebep etrafında gönderilir. Bu makro düzeyde devletin piyasa kuruculuğuyla sağlanır, güvenle sağlanır. Ancak bu teşkilatları bilerek yok edilen Afrikalı bilgisiz kalır. Parasını alamaz. Parasıyla emeklerinin karşılığını alamaz. Bu gıdaları almak ister ancak kendisine gönderilmez. Bu kimi zaman büyük güçlerin çarpışması neticesi olurken kimi zamanda büyük güçlerin taşeronluğunu yapanların çatışmaları neticesi ortaya çıkan sebeplerle vuku bulur.

Piyasa öldürülmüştür. Kişilere ambargo uygulanır. Kişiler hakları olan malzemelere gıdalara ulaşamaz. Gıdasızlık ve susuzluk yerelde at oynatan güçlerin elindedir. Böylece bu irade sahipleri Afrikalıları seçili olarak güçsüz bırakır. Onlara gıda ve su vermez. Onları bilerek ve isteyerek  cahilleştirir ve köleleştirir. Herbiri birer mankurta dönüşür. Tabaklarını uzatmaktan ve gözlerinizin içine bakmaktan başka seçenekleri kalmaz. Bilindiği üzere aç insan düşünemez.

Düşünceleri donar, artık gıda arayamazlar. Bağımlı birer köledirler. Köleliğin en kötüsü mankurtturlar. İşte bu mankurtluk ise bir iradenin isteği olmadan yapılamaz. Mankurtlaşan kişi rızkı aramadaki beş seçeneğin hiçbir noktasında yer alamaz. Artık o el açmaktan başka birşey bilmez haldedir.

Afrikalının gerçeği budur.

Afrika’da ve Asya’nın bir kısmında açlık belli bir zümrenin kendi çıkarları adına, kendi iradeleriyle gerçekleştirdikleri bir operasyondur. Siz bunları uyarırsanız onlar size biz dünyaya düzen getiriyoruz derler. Onları uyarsan da uyarmasan da birdir.

Allah, Müslümanlara yani bize diyor ki:

Halkı Allah’tan bir yardımcı dileyen beldelere yardım etmekten sizi ne alıkoydu”. 

Zira bu noktada müslüman insanlar açık bir şekilde şu gerçekle yüzleşmelidir. Eğer Allah’a inanıyorsanız dünyada kimsenin açlıktan ölmeyeceğini bilirsiniz. Bunun bir vahiy olduğuna Allah’tan gelen bir gerçek olduğuna hakkıyla  inanıyorsanız, açlıktan öldürülen insanlar olduğu gerçeği ile yüzleşmelisiniz.

Bu insanlar açlıktan öldürülüyorlarsa mücadele etmemiz gereken şey açlık değil, onları açlığa mahkum edip öldürenlerdir. 

Allah, zulmü yok etmeği Müslümanlara farz kılmıştır. Ancak düşünmez misiniz.

Müslümanlar düşünmek zorundadır. Biz düşünmez isek şayet bu komediye alet oluruz. Müslümanlar Afrikalılara para yardımı yapıyor. Yapmayın demiyorum. Ancak düşünün. Neye alet olduğunuzu bunların aslında hangi gerçeği gizlediğini düşünün.

Afrika’ya, Asya’ya yardım etmek vicdanı rahatlatmakla olmaz. Elbette acilen tabiki gıda gidecek. Ama bu gıdalar ulaşmıyor. Allah’ın gönderdiği rızıklar bu kişilere ulaşmıyor. Dünya’nın bir düzeni var. Bu Afrika’lılar neden bu düzenin içinde doğal işleyiş içinde çalışıp yemeğine kavuşamıyor bu sorular cevaplanmalıdır.

Afrika’nın, Asya’nın büyük kısmı Müslümandır. Müslüman kardeşlerimiz zulüm altındadır. Dünya’yı yaşanır bir yer kılmak hepimizin görevidir. Bu farz görev ise ancak akılla, düşünmekle ve çalışmakla yerine getirilebilinir.

Şimdi gerçeği biliyorsun artık hala akletmeyecek misin. Onların başına gelen akletmeyen bir kavim olmalarındandır diyor Yüce Allah. Akletmezsek bizim de başımıza gelecekler çoktur, vesselam.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s