Zihniyet Farkı! Basınımızın “Başarısı”…


Ntvmsnbc, olimpiyatlardaki başarısızlığımızı kendince eleştirmek için bir haber yayınladı. Haber ironik bir şekilde olimpiyattaki “başarılarımız” kelimesiyle beraber kullanıldı. Olimpiyatlara katılmış ancak derece alamamış ne  kadar sporcumuz var ise fotografları konularak “başarısızlar” şeklinde ifşa edilmektedir. Kuruluş kendince hükümetin çok sporcu ile yarışmalara katılmasını eleştirmekte, spora yapılan desteğin yetersizliğini eleştirmektedir. Ancak yayın organı bilerek veyahut bilmeyerek hükümetin değil, milletin olan sporcularına zarar vermektedir.

İşte Ntvmsnbc’deki haber:

http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/olimpiyatlardaki-hayal-kirikliklarimiz.html

Bu haber bizim basınımızla yabancı basın arasındaki farkı bir kez daha bana gösterdi. Buna benzer bir olay Fransa’da yaşanmıştı. Ancak tersinden. 2008 yılında Avrupa Kupası Finalleri oynanırken Fransa Milli Takımı elendi. Hatta kalecisi hatalı bir gol yedi, takımın yenilmesinde bunun da etkisi oldu. Ancak gel gelelim Fransa basını ne yaptı. Bizimkiler gibi adama giydirmeye başlayan olmadı. Akbaba sürüsü gibi bekleyen bir işe yaramaz moloz yığını iğrenç yorumcular ortaya çıkmadı. Kimse kaleciye küfretmedi. Kimse onu ifşa etmeye çalışmadı. Bu yenilginin sorumlusu kim demedi, üstelik ortada bariz bir suçlu varken üzerine gidilmedi. Ne yaptı Fransızlar biliyor musunuz. Adamın daha önce yaptığı kurtarışları gösteren videolar yayınladılar. Fransa’nın daha önceki maçlarında yaptığı kurtarışları gösterdiler. Kalecinin çevirdiği maçları yayınladılar. Yani demek istiyorlardı ki sen üzülme. Sen zamanında görevini yaptın bugün bu hata oldu. Sen moralini yüksek tut. Sen sağlam ol. Sen sağlam ol ki bir daha ki maçlarda sağlam durasın, oynayasın.

İşte Fransa’nın bilinç düzeyi, işte bizim medyanın sefil zihniyeti. Hükümete saldıracağım, politikalarını eleştireceğim diye kaş yaparken göz çıkarır. Hükümetin spor politikası yanlış. Hatta böyle bir politika yok hepsi hamaset. Ancak burada unutulmaması gereken şey var. Sporun kendi. Spor ne demek. Spor sporcular demek. Sporcular ne demek. Halkın spor yapanlarının en başarılıları en iyileri demek. Zaten halk spor yapamıyor, böyle bir politika yok. Bu konuları konuşmak lazım iken koskoca basınımız işin en kolay yolunu buluyor. Bu düşüncesizliğin resmidir. Türkiye’de düşüncenin sefaletidir. Zira bir gazetecinin sıradan düşünmesi beklenmez. Ufuk açması, düşünebilmesi gerekir. Bu sporcular bizim diyebilmeli. Sorunun kökenine inebilmeli.

Olimpiyatları sporcuları gösteri olsun diye taşıyan hükümetin nicelikten çok niteliğe yönelebilmesi için ona yol gösterecek kaynak kişiler kimlerdir. İlim sahipleri, gazeteciler, spor insanları. Ancak bakın çevrenize. Böyle insanlar nerede. İlim adamları yok. Ya da medya bunlara mikrofon uzatmıyor. Yine medya gazete olarak eleştiri yapıyor ancak olaya çok yanlış noktalardan giriyor. Genel bir cehalet hakim. Kahvelerde olduğu varsayılan ancak o seviyeden bile aşağıda bir seviye ile olaya yaklaşılıyor. Adeta sporcuların bir daha başarı elde etmemesi için teşhirle moralleri kırılmaya çalışılıyor. Çocuğu sınavda başarısız olup gerekeni yapmayan velinin davranışı bu. Çocuğunu tanımayan ne yapacağını bilmeyen ona imkan sunmayan yol göstermeyen cahil bir veli tavrı ile sen niye başarısız oldun diyen bir medya var karşımızda. Böyle bir gazetecilik olur mu ?

Yine aynı şekilde spor adamı dediğimiz kişiler neredeler. Bu işin eğitim boyutu niye tartışılmaz. Niye sınavdan sınava sürülen çocukların nasıl spor yapabilecekleri sorgulanmaz. eğitim sisteminin çarpıklığına bakılmaz. Yeteneklerin niye keşfedilip, işlenemediği niye sorgulanmaz. Niye 3 milyon Türkün olduğu Almanya’dan Türk yıldızlar fışkırırken 70 milyon ülkenin iki buçuk yıldız  çıkarması sorgulanmaz. Niye günde 10-15 saat çalışmak zorunda bırakılan Türk insanının nefes almaktan gayrı derdi kalmamış olduğu, düşünemez bir hale getirildiği sorgulanmaz. Niye Türklerin yaşama kültürü incelenmez. Türklerin parayı ve zamanı harcamayı bilmedikleri çünkü düşünemez hale getirildikleri incelenmez. Trilyonları olan adamların hala trilyonlar peşinde koşmaları, betonu medeniyet sanmaları, estetik ve yaşam duygusundan bi haber olmaları incelenmez. Ailelerin yani zengin olmayan ailelerin de aynı şekilde bu estetik duygularını ve değerlerini kaybetmeleri incelenmez. Neden çocuklarını sınavlara sürdükleri, yaşam hakkında en ufak fikri olmayan yavrucaklara tek hedef olarak belirsiz bir sınav dünyasına ittikleri anlatılmaz.

Bu olimpiyatlardaki başarısızlığımız basit bir konu değildir efendiler. En temel meselemizin en temel sorunlarımızın cevaplarını içinde taşır. Bu sorunu çözen Türkiye, ancak ve ancak işte o zaman bir dünya devi olur. 2023 hikayesinin gerçeği budur. Aksi halde daha çok seyrederiz alemi yalanı gerçek sanarak.

Peki bu mesele nasıl çözülecek. Nasıl başarılı olacağız. Efendiler cevaplar basittir. Her basit cevap satışa muhtaçtır. Zira basit çözümler karşısında kimse çözüme inanmak istemez. Herşeyin başı eğitim sisteminin düzeltilmesinden geçer. Ancak bu zihniyet değişikliği ile olur. milleti eğitmeye azmetmek gerekir. Ancak önce doğruyu düşünüp bulmak gerekir. Gazetenin yaptığı gibi bodoslama, öküz gibi sporculara dalmakla olmaz. Nezaketle, akılla ve bilgelikle sorunlara yaklaşılmalı ve sorunlar üzerine düşünülmeli. Unutmamak gerekir ki Türkiye Avrupa Birliği idealine niye sarıldı. Çünkü hazır cevapların zaten düşünülerek bulunduğuna inandığı için. Yani madem biz düşünemiyoruz, daha doğrusu menfaatlerimiz buna engel oluyor, çatışıyoruz, elin oğlu düşünmüş çözümü bulmuş biz de uygulayalım kurtulalım dedik.

Ama kazın ayağı öyle olmadı. Düşünülmüş çözümler bize uymadı. Bir de uygulamaları getirmek isteyenlerin sadece kendi menfaatlerine uyan şeyleri ülkeye taşımaları sonucu Avrupa Birliği Düşüncesinin aktarımı iflas etti. Zira zihinler düşünmeyi bilmiyordu.

Biz bu spor meselesini kendimiz çözmeliğiz. Düşünerek akıl yürüterek olacak bu. Başka bir yolu yok arkadaş. Eğitim sistemini bu sınav pisliğinden kurtarın. Bunun yolu sınavsızlık değil. Bunun yolu müteahitlere özel üniversite açtırıp var olan sistemi yok etmek değil. Bir sistemi yıkarken yerine koyacak alternatifiniz olsun. Bunu oluşturmadan yıkarsanız ortaya rezalet çıkar. Bir gün gelecek her yer ben diploma sahibi üniversiteliyim diyenlerle dolacak. Yetenekleri bulunmamış, bir spora meyili varsa habersiz, ne yapacağını bilmeyen yığınlar sürüler oluşacak. Rusların da diploması vardı. Hepsinin diplomaları vardı ve ülkemize maalesef düştüler. Bizim de halimiz parlak değil efendiler. Zira bir şeyin niceliğini arttırarak niteliği düşürmek kime ne yarar sağlar. Tüm liseleri Anadolu lisesi yapmak, her yerin üniversite doldurmak sadece nicelik arttırır. Tıpkı olimpiyatlara nicelik olarak katıldığımız gibi. Ortada nitelikli bir başarı olmaz. Zaten olamaz tabiatına aykırı. Sınırlı kaynaklarını dağıtırsan, konsantrasyonunu bozarsan, yapman gerekenleri yapmayın, yığınlardan zafer beklersen, tıpkı İskender’in ordusunun üç katı Pers ordusunu yenmesi gibi yaya kalırsın. Bizim bu doğu zihniyetinden acil kurtulmamız lazım. Zira Çin bile bu işi çözdü, Hindistan bile yığınlardan niteliklere kaydı, biz dünyanın tersine yürümeye çalışıyoruz, heyhat.

Olimpiyatlardaki başarımız Türkiye’nin hakiki gücünü ortaya koyar koyacaktır. Bugünden tezi yok aklı yetenlerle bu iş üzerine düşünün. Bu iş bu işe kafa yoranlarındır. At binenin kılıç kuşananın. Tabiki nitelikli düşünenlerin işi. İşin üstünde düşünüyorum diye saçmalayanların değil. İşi ehline teslim edin diyor Yüce Peygamber. Ehline teslim edeceksin, bir yandan da kendini ve insanlarını yetiştireceksin. Peygamber Kabe’nin anahtarını bu işe ehil diye müslüman olmayan birilerine teslim etmiştir. Osmanlı da ne zaman yetkinlik işi tavsamış iş milliyetçiliğe, paşa çocuklarının yükselmesine dönmüş çöküş o zaman başlamıştır. Memleketimizin de sıkıntısı budur. “Paşa çocukları” sorunumuz her yerdedir. Burada sadece askerleri kastetmiyorum. Birilerinin çocuğu olan eşi tanıdığı olanların her yeri istila etmesinin sonucudur bu. Medyadan tutunda, serbest olduğunu düşündüğümüz sahte özel sektörümüze, devlet kurumlarımızdan, eğitim kurumlarımıza. Her yerde ama her yerde “Paşa Çocukları” sorunu mevcuttur. Liyakat ulaşmıyor mevzilerine. Yeteneklerin bu yüzden keşfedilmiyor. Kimse yetenek nedir bilmiyor ağzına bile almak istemiyor. Zira koltuğuna yeteneği ile değil, ihsanla kavuşmuş. Almaya almaya almaya alışmış.

Bugün bu sorunlarımıza cevap verecek kişiler arıyoruz. Gözlerinin içine baktığımız kişiler “Paşa Çocuklarıdır”. Aralarında tek tük yetenekliler çıkıyorda Allah’tan gemi yürüyor. Yoksa Osmanlı’yı yıkan Cumhuriyet’i de yıktı. Vel hasılı kelam halihazırda ortada kurulmamış olan yeni devlette bu dertten muzdarip. Derdi dertle yumazlar. Aynı sorunlara aynı çözümlerle yaklaşım aynı sonucu bekleme ahmaklığı bir bize özgü.

Bu yazdıklarımı her yerde göremezsiniz. Bunu dillendirecek medya ne gezer. Gezemez zira onlarda “Paşa Çocuğu”. Gelgelim bu konular konuşulmadıkça milletimiz hak hukuk nedir, yetenek liyakat nedir bilmedikçe bu işler düzelmez. Kendi kibrini kırıp kendisinden yetenekli olanları önünü açmadıkça en azından bunun düşüncesini taşımadıkça bu iş böyle sürer gider. Sorunlarımızı doğru teşhis edelim, düşünelim. İşte o zaman başarı gelecek. O zaman olimpiyatlara nitelikle katılacağız. Başarılarımız bize olimpiyatı taşıyacak. Halkın spor yaptığı, toplumun spor yaptığı bir yerde elbet başarıda gelir. Olimpiyatları bir müteahitlik, bir tanıtım platformu olarak görmekten ziyade sporun parladığı nokta, zevk noktası, mutluluk merkezi, bir ortak paylaşım olarak anladığımız zaman zafer gelir.

Zafer çok da uzak olabilir yakın da. Zira bu iş zihniyet meselesidir. Arada Avrupa ile aramızda 150-200 yıllık fark var diyorlar. Öyle bir fark yok. Fark belki de kapanmayacak düzeyde. Yani sonsuz bir uçurum var. Ancak o uçurum çok çok derin ancak mesafe sadece bir-iki metre. Bu derin uçurumun üzerinden ancak koşarak atlarsanız aynı yere gelirsiniz. Bu uçurum işte zihniyet farkıdır. Mesafe kısa. Bir anda atlanabilir. Ancak gelgelim çok kolay değil. Cesaret ve kararlılık gerektiriyor. Birazda şans ve yetenek. Ancak bir kere azmedilip atlandığı zaman ise, işte o atlama olduğu zaman fark kapanıyor. 100-200 sene beklemeye gerek yok. Değişim anında mümkün. Ancak atlayışın farkında mıyız. O cesareti gösterebilecek miyiz. Sorun burada.

Dua edelim de bu mümkün olsun. Ne yaptığını bilen insanlara ihtiyacımız var. Ne yaptığını bilen idarecilere, gazetecilere, sporculara, düşünürlere, eğitimcilere, doktorlara, mühendislere, temizlik işçilerine her meslekten her insana. Olimpiyat budur. Olimpiyat kaldırımlarında insanların güvenle yürüyebildiği, insanların kurallara, trafik kurallarına uyduğu, herkesin spor yapabilmek için bilinci, zamanı ve parası olduğu ortamda mümkündür.

Dua edelim de birgün bu mümkün olsun. Duanın en kudretlisi ise düşünmek ve eyleme geçmektir. Allah’ım bize düşünecek sağlıklı bir akıl, kararlarımızı verebilecek bir yürek, duygularımızı doğru tartan bir kalp, hakkı hak bilen bir vicdan, asil bir ruh ve harekete geçirecek bir irade ve iradeye ram olmuş bir beden ver.

Amin.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s