Avrupa’da Var Türkiye’de İyiki Yok!


Avrupa’da olup Türkiye’de olmayan iyi şeyler üzerinden düşündük. Bazı şeyler de varki Türkiye’de iyiki yok diyoruz. Bunları değerlendirip de yaşadığımız çevreyi daha iyi anlayabiliriz.

1. Sokaklarda evsizler ve bunlara karşı ilgisizlik.

Çünkü devlet bunlara bakıyor derler. Herşeyi paraya indirgerler. Bu insanlara ilgiyi bir tebessümü bir sohbeti çok görürler. Bunları ihtiyaçtan saymazlar.

İnsanlık dedikleri paradır bildikleri,

Düşenin dostu olmaz,

bilmezler gülmeyi,

dersin gül cinsine,

sorar kaça niye …

2. Aşırı hijyen ve büyük korku.

Hatta o kadar ileri gitmişlerdir ki bu konuda derelerinde kurbağaların sesi duyulmaz. Bilirsiniz kurbağa prensi ve benzerlerini, bunlar Avrupa hikayeleridir. Oysa şimdi Avrupa’nın kimi yerlerinde kurbağa sesi duyulmaz. Niye ? Neden ? Çünkü korkularından mıdır, zamanında veba salgınından etkilendiklerinden midir, köklerini kurutmuşlar. Derelerde bir kurbağa göremezsiniz.

Peki bunu neyle yapmışlardır sizce ?

Tabiki kimyasallarla. Bu yüzden kısırlıkla ve binbir türlü dertten muzdariptirler.

Doğadan alabildiğine korkan Batılı tip, doğayı kendine ram edebilmek için elinden geleni yapar. Her türlü kimyasalı kullanır. Doğadan korktukça keşif peşinde koşar. Bu doğa korkusu öyle bir safhaya varır ki kimisi doğaya tapar mason vs. gibi türevden şeyler icat eder. Avrupalı her an kafasına bir kuyruklu yıldız düşecekmiş gibi yaşar. Güven ve huzur duygusuna hasrettir. Büyük bir korku içindedir. Ölüm ve kıyamet korkusu onu öyle sarsar ki herşeyi kurala kitaba bağlama ihtiyacındadır. Doğayı düşman görür ve onu yenebileceğine inanır.

Doğu’da ise herşeyin Allah’tan olduğu inancı vardır. Ecelde Allah’tandır. Hiçbir felaket, hiçbir ölüm Allah’ın izni olmadan gerçekleşmez. Bu yüzden doğulu bunlardan korkmaz. Batılı kadar korkmaz diyelim daha doğru bir ifade olsun. Bu korku Avrupalının düşüncesinin merkezini oluştururken, doğulu için sadece bir gerçeklik ve bir ihtimaldir.

3. Şeytandan daha menfaatçi tipler.

Avrupalıların büyük kısmı ahlak ve değer olarak kimi yerden müslümanların bir kısmından daha hakkaniyetli tavırlar gösterebilmektedirler. Ancak Avrupa’da aklınıza hayalinize gelmeyecek tiplerde vardır. Bunlar şeytana pabucunu ters giydiren tiplerdir. Romanlardaki tefeci tipler işte Avrupa’da vardır. En ufak menfaati için size yapamıyacağı yoktur. Seri katiller, menfaat canavarları Avrupa’da vardır. Ve asla size acımazlar asla. Bu zihniyetin nüveleri ufak ufak herkeste vardır. Ancak bu düşüncelerin bir veya birkaç kişide toplanması Avrupa’ya hastır. Bu kişiler Doğu’daki gibi bir anda sinirlenip canileşen tiplerden farklıdır. Sistematik derecede vahşidirler, akıllıdırlar ve rasyonel kararlar verebilirler. Duygularının belli kısmını kullanırlar. Vicdanları körelmiştir. Doğu’da bu tipler tek tük iken, Avrupa’nın binde bir oranındaki nüfusu bu tiplerden oluşur. Bu kişilerin genel üzerinde de gizliden gizliye bir etkisi vardır.

4. Aşırı kuralcılık.

Tabi bunun hepsi kötü değil. Bazen kuraldan taviz vermek bizi ülkemizin bu durumuna getirir. Ancak Avrupa’da insanlar insiyatif kullanmayacak derece de kuralcıdır. Sizi çarkların bir dişlisi haline getirir. Ancak böyle olmasaydı Avrupa sistemi bugünkü gibi tıkır tıkır işlermiydi o da ayrı konu. Son zamanlarda Avrupalılar koydukları kurallara uymadıkları için krizlere girmektedir. Kendi kendilerini kandırma rolüne bürünmüşlerdir. Bu yüzden bu maddenin Türkiye’de olmaması iyi mi kötü mü orası ayrı bir tartışma konusu. Ancak Avrupa’lıların bu özelliği Türkiye’de uygulanmış olsa Türkiye bambaşka bir ülke olurdu. İnsanları da bambaşka olurdu. Gerçi insanları böyle kuralcı olsa idi bu iş olurdu. Ancak biz de kural istisna, istisna ise kural olduğundan memleketin hali de ortada. Yine de yazmış bulundum bu maddeyi çıkarmıyorum. Üzerinde çok düşünmemiz gereken bir konu.

5. Dış güzelliğe aşırı merak.

Avrupalı dış estetik hastasıdır. İç estetiğe önem vermektedirler. Ancak dış kadar değil. Burada yanlış bir yorumda yapıyor olabilirim. Ancak Avrupalı bir olayın maddi yönlerine ve işin nasılına çok önem vermektedir. Bu onun hem olumsuz hem olumlu yönüdür. Buradaki olumsuzluk kendisi için vardır. Yani olayların mana tarafına tam nüfus edememektedir. Ancak Avrupalının bu olumsuzluğu bizim için bir gerekliliktir. Biz de ise nasıla fazla kafa yormayan ancak neticelere bakan tipler türedi. Üstelik bunlar Doğu’nun bilgeliğini de taşımıyorlar. Yani mana uğruna nasıldan vazgeçen tipler değiller. Olayın manasını boşvermiş hem de sonuca bakan acayip tipler. Oysa madem manadan vazgeçiyorsun Avrupalı gibi sen de nasıla bak. Ancak nasılda da sınıfta kalan sadece elde edeceği sonuca ve menfaate odaklanan bu tipler ülkemizi içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklüyorlar. Kaldırımlarımız çöküp insanlar içine düşüyor, sınav sistemlerinin adı değiştiriliyor. Eğitim sisteminin manası sorgulanmıyor. Nasılı da es geçiliyor. İş görüntü de kalan sonuçlarla geçiştiriliyor. Yani bir sonuca hiçbir nasıl araştırması yapılmadan varılıyor. Bir mana da taşımıyor. Bir amaç olmadan birşey yapılıyor ve bu çözümdür deniyor. Oysa Doğulular nasılsız çözümlere mana ile ulaşırlar idi. Bir şeyi yapıyorlarsa nasılı açıklayamasalar bile yaptıkları iş bir mana taşır idi. Avrupalının işi ise nasıllardan oluşurdu. Manası işin işlevselliği ile ölçülür. Doğulunun işinin manası ise sonuçlarıyla. Şimdi Avrupalılar manayı azalttılar. İşlerinin daha çok nasılı ile uğraşıyorlar. Doğulular ise Manayı kaybettiler ve sadece ellerinde sonuçlar var. Üstelik batılılar gibi işlevsellik sonucu nasıllara verilen cevaplar sonucu ulaşılan sonuçlar gibi değil. Alalade ve bomboş.

6. Aşırı Uzmanlaşma, Aşırı Duyarsızlık

Türkiye’de ki bir insanın dünyanın geneline ilişkin doğru ya da yanlış bir görüşü vardır. Avrupalı ise seçimli bir cahillik içindedir. Yani kendini ilgilendirmeyen konularla ilgilenmez. Bu ona konusunda uzman olma imkanını ve zamanını sağlar. Böylece kısıtlı kaynaklarını zamanını ve parasını doğru bir konuda tek merkezde birleştirip uygulama imkanı verir. Ancak bunun dezavantajı ise bir süre sonra tüm dünya ile ilişkilerde kopukluk getirmesidir. Yani genelden uzaklaşır. Geneli tam göremez. Çoğu konuda cehalet sahibidir. Ancak bu yüzden diğer konularla bağlantıları kolay kuramaz. Bu yüzden Avrupalıların pek fazla komplo teorileri yoktur. Doğuda ise insanlar geneli bilir ancak belli bir konuda kolay kolay uzmanlaşamaz. Herşey hakkında herşeyi bilmeye çalışır. Uzman olamaz ama olaylar hakkında bağlantılar kurabilir. Bu yüzden komplo teorileri ve siyasi görüşlerde çeşitlilik doğuda daha fazladır.

7. Hayatı yaşama miti. Ailesiz bir düzen kuralabileceği inancı. 

Hayatı yaşamak bir fetiş olduğu için Avrupalı geç evlenir. Geç evlenemiyorsa bile evliliği kendi menfaatine uyduracak çözümler arar. Gençleri küçük yaşta kendinden uzaklaştırır. Evlilik dışı ama evlilik benzeri yöntemler sunar. Bu hayatı yaşama fetişizmi öyle bir noktaya varır ki fedakarlık lafı lügatlarda kalır. Bizdeki ana babaları görünce Avrupalılara ne denileceği şaşırılır. Ana Babaların elleri öpülmelidir. Tabiki bizdeki aşırı ilgi ve alaka ayrı bir mevzu. Bu çocukları sorumluluk almaktan alı koymaktadır. Cesaretli olmalarını, sorumluluk sahibi olmalarını engellemektedir. Ancak Doğu toplumunun çocukları ile olan ilişkisi Avrupalıdan büsbütün farklıdır.

Avrupalı gibi olmadığı için ailelerimiz olduğu için ne kadar şükretsek az. Tabiki bizde kimi zaman kıskançlıklar, çatışmalar iç içe giriyor. Bu ise cehaletten kaynaklanıyor. Aile kurumunun kötü olmasından değil. Aşırı iç içelik, had bilmeme sadece ve sadece bir cehalet göstergesi olabilir.

Bu noktada Avrupa’lının aile fikri ve Türkiye’linin ki incelenmelidir. İnsan doğumdan ölüme ilgiye alakaya sevgiye muhtaçtır. Bu ise ancak aile ve aile çevresiyle mümkündür. İnsan hiçbir zaman tek yaşayamaz. Evet insan birey olabilir ancak toplum dışı olamaz. Toplum içinde ise aile en güzel bir sığınaktır. İnsanlar aileleri ile ancak huzuru bulabilir. Elbet çatışmalar olur ancak aile insanın en büyük mutluluğudur. Zira birey hem yalnız olmak ister hem birileri ile. Sizi bu halinizle sadece aileniz kabul eder. Avrupalı çok güzel bir birey olur. Ancak geri dönüp toplumsallaşmak istediğinde ailesini bulamaz. Tek sığınağı publardır, huzur evleridir.

Biz de son gaz buraya gidiyoruz. Aileden güzel birşey olmadığını ne vakit idrak edeceğiz merak konusu.

8. Kilise

Avrupa’da din büyük bir baskı altındadır. Bunun kaynağı ne laiklerdir ne devlet ne aristokrasi ne burjuvasi ne komünist partiler ne de diğerleri. Bunun tek sorumlusu kilisedir. Kilise öyle bir baskı aracıdır ki sizle Tanrı arasına girerek sizin cennete girip girmeyeceğinize karar verme salahiyetine sahiptir. Kimse sen kimsin necisin diyemez. O hüküm verir. Sizi koyun gibi sevk eder. Yani kiliseyi tanırsanız yandınız. Sizi istediği yöne sevk etmeyi kendine mezun görür. O kendine bir hiyerarşi atar. Makamının kuvveti dünya güçleri ile girdiği anlaşmadan doğar. Yani Makamının yüksekliği Allah’ın tayin etmesinden gelmez. Onlar Allah’a yakın oldukları için Kilise olmazlar, onlar dünyadaki iktidar sahipleri ile girdikleri ilişkiler neticesi kilise olurlar.

Çok şükür doğuda böyle bir ruhban sınıfı yoktur. Şimdi diyanet bu role sürülmüştür. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar Kur’an ı Kerim var oldukça onlar bir otorite konumuna giremezler. Zira Allah tüm müslümanlara birer halife olma görevi vermiştir. Yani dinin sorumluluğu bize aittir. Yine makamların niteliğini takva belirler. Devletle olan ilişkiler değil. Bir kişi Allah’a yakınlığı derecesinde kıymetli olabilir. Birisine sen hoca oldun bunların önderi oldun denmez. Hocanın kusurları vardır. Hoca Allah’ın dediklerini yapmazsa onun arkasında namaz kılmamak her müslümanın görevidir. Kaldıki istediği kadar doğru bir hoca olsun. Hocanın yaptığı tüm vazifeleri inanana ve konusunda bilgili her hangi bir müslüman yapabilir. Yani dinin konuları tekel olarak kimsede veya bir zümrede değildir. Bir müslüman bilgili ve becerikli ise, kaldıki böyle olması üzerine farzdır, bir hocanın yaptığı herşeyi yapabilir. İstisna yoktur. Hocalık, rahiplik, hahamlık kurumu gibi bir kişiye hiçbir ekstra özellik yüklemez. Çok şükür bizim böyle bir kurumumuz yoktur.

Böyle bir otorite kişileri sevk etme gücüne sahip olur. Dünya gücü olur. Dünyadaki güçlerle ilişkiye girdiği için ahirete ait hükümleri kendi menfaati doğrultusunda çarpıtabilir.

Türkiye’de Diyanetin bir tek hutbe tekeli vardır. Bu ise mutlak değildir. Ancak bu hutbeleri tekelleştirme kuvveti bile ona bir dünyalık güç olma misyonu verir. Yani dünya güçleri onu kullanmak isteyebilir. Ancak yine Kur’an ın bize gösterdiği üzere bu mutlak değildir. Ve yeterli sayıda müslüman nitelikli ise kendi hutbesini okuyabilir. İşte bu halde bile doğuda ve Türkiye’de bir ruhban sınıfı yoktur.

Yine her konuda Diyanetin görüş bildirmesi kendini bağlar. Uyan uyar. Uymayan ise uymadığı için suçlanamaz. Tabi ki maksat ikilik ve aykırılık çıkarmak olmasın. Çok şükür dinimizin hükümleri açıktır. Zira bu mucize olan Kur’an ı Kerim’in elimize tahrif edilmeden ulaşması neticesidir. Bundan sonra da bu böyle olacaktır. Allah kerimdir.

9. Cinsiyet Korkusu ve Kardeşlik düşüncesi yokluğu

Avrupalılar bireysel bir yaşama alışmışlardır. Bu yüzden arkadaşlık ve kardeşlik kavramları çok gelişmiş değildir. Kankalık işbirliği gibi kavramları menfaat çerçevesinde düşünürler. Duygu bağını, aynı yönde hareketi pek kavrayamazlar. Üstüne üstlük bir de cinsel mevzulardan çok korkarlar. Bunda Kilise’nin cinselliği öcü göstermesinin etkisi vardır.

Doğu’da cinselliğin bastırıldığı söylendir. Oysa bu çok yanlış bir kanaattir. Avrupalılar kilise baskısı ile öyle bir tehdit altında idiler ki bu konulardan bahsetmek zul sayılırdı. Avrupalı cinsellikten utanır. Doğal bir mevzu olarak kabul edemez. Bu yüzden son 400 yıldır kilisenin baskısından kurtulunca yasak olan birşeyden kurtulmanın etkisinden olsa gerek cinsi konulara bir açlıkla atlamışlardır. Herşeyi cinsellikle anlatmaya çalışmışlar, cinsi serbestliğin üzerine aşırı bir ilgi ile atılmışlardır. Bunda bin yılların garip ve bastırılmış duygularının etkisi vardır.

Oysa her ne kadar doğuda da cinsellik konuları pek konuşulmuyor olsa da doğuda evlilik bir gerçekliktir. Çocukların doğumu, evlilik ve cinsellik konuları aile içinde konuşulabilinir. Yine bir şekilde en azından erkekler bu konularda bilgi sahibidirler. Cinsi mevzular günah olarak adlandırılıp üstü örtülmez. Hatta denilebilir ki Türk toplumunda cinselliğin ayıp ve günah sayılması son 300-400 yılın mevzusudur. Zira cehalet arttıkça konular kavramlar karışmaktadır. Türklerin ve doğu toplumlarının çoğalmaktan, aile olmaktan korkmadıkları kitaplarında mevcuttur. Bu mevzular Kur’an ı Kerim’de bile yer bulur. Nasıl abdest alınacağı, kadınların hayız hali, cima gibi konular çocukların önünde konuşulmaz. Ancak asla ayıp ve günah diyerek üstü örtülmez. Avrupalı bir kadın ortaçağda bu konuları kadınlarla bile konuşmaya çekinirken, cinsellikten zevk almayı yok sayarken Doğulular farklı bir çağı yaşıyordu. Şu an batıda ortaya çıkan bu cinsellik patlamasına karşı doğuluların bir kısmının ağır başlı durabilmelerinin sebebi böyle bir baskı altında kendilerini hissetmiyor oluşlarıdır. Zira doğulu bilir ki zaten ölecektir. Zaten evlenecektir. Meşru zevkler olarak gördüğü ruhsatlarını kullanır. Oysa batılılar için bu konuların varlığının konuşulması bile ancak son 200 yılda mümkün olabilmiştir. Aşırı baskı ve kuralcılık altında ezilen bu yığınlar şimdi özgürlük dalgası ile ne yapacağını şaşırmış vaziyettedir. Çok şükür son senelerde bu dalganın saçmalığını yavaş yavaş idrak etmeye başlıyorlar. Ailenin önemini anlamaya başlıyorlar. Ailenin batıda kötü bir imaja sahip olmasında bu geçmiş kötü hatıraların da etkisi vardır. Zira aileyi çocuk yapmak üstüne kurulmuş bir kurum olarak görüyorlar. Yani onun meşru zevklerini haklarını yok sayıyorlardı. Daha doğrusu toplum öyle empoze ediyordu. Yine aileyi öyle bir hapishaneye çevirmişlerdi ki boşanmayı yasaklamışlardı. Oysa bu kötü bir evlilik var ise şayet ölmeden ölmek demekti. Oysa müslümanlar çok doğru bulmasa da boşanmayı serbest bırakmışlardı. Müslümanlar hangi çağdaydı, Avrupalılar hangi çağda siz idrak edin. Yine Avrupa’nın bugün içinde bulunduğu bu aileden kaçma ve cinsellik furyasını anlamak istiyorsanız bu gerçekleri bilin. Yine protestanlık katoliklerin bu zorlama uygulamalarına karşı doğmuştu. Yani rahipleri evlenebiliyorlardı. Tıpkı bizim hocalarımız gibi. Yine boşanma haklarını protestanlar elde ettiler. Bugün Avrupalıyı anlamak isteyen onun tarihine ve onun aile yaşamına baksın. Onun cinsellikle olan bu sorunlu ilişkisi neticesi bugünkü durumlar ortaya çıkmıştır.

Yine Avrupalının cinsellikle problemleri olduğu için iki erkek arkadaş olamaz. Yani onlar dostluğa, kardeşliğe inanmaz. Bu da yine geçmişin mirasıdır. Homo olmaktan ve görünmekten korkar. Oysa bu konularda aşırı korkuları bir sapkınlıktan başkasına savrulup gitmektedir. Normal cinsi münasebetin adını anmayanlar bu serbest olunca özgürlükten ne yapacaklarını şaşırır hale gelmişlerdir. Bu ise homoları doğurmuş, bu kez de iki erkeğin dost ve arkadaşlığı fikrini algılayamaz olmuşlardır. Halbuki erkeklerde düşünce ve duygu birliği yeni fikirlerin ve işbirliğinin temellerini oluşturur. Erkekler doğru düşünürse toplumda ilişki kurabilirse politika, fikir ve düşünce olur. Oysa heyhat Avrupalı bir erkek başka bir erkekle yanyana yürümekten korkmaktadır. Elele tutuşmaktan korkar, gözünün içine bakmaktan korkar. Böyle konular olmuyor mu oluyor. Ancak geneli böyle özel konuların boyunduruğuna sokmak ancak ve ancak Avrupalı aşırılığın bir neticesidir. Bu yüzden Avrupalı ekseri yalnız ve dostsuzdur.

10. Avrupalı içmeden neşelenemez, Türkler içmeden sarhoştur.

Maalesef Avrupalıların tabiatı gereği mizaçlarında bir donukluk vardır. Yılışık tip olmalarından ise bu iyi birşeydir tabi. Ancak bu mizaç neticesi Avrupalı içmeden neşelenemez bir yapıya bürünmüştür. Avrupalı içmeyince neşeli hale geçemez, sohbet edemez. Onun için her Allah’ın günü puba giderler. Çok içmezler çünkü bu içki onlarda bir ihtiyaç olmuştur.

Türkler ise Allah tarafından içmeden sarhoştur. Neşelidir. Keyfi yerindedir. Aklı bir karış havadadır. Olsun. Gülmek için içmeye ihtiyaç duymaz. Sohbet için içmeye gerek görmez. İşte bu coşkun ruh halinde olan genel Türk tipi, içince daha da çoşar. Kimisi tabiki sakinleşir ancak çoğunluk içince sapıtır. Bu yüzden Türkler fazla içmez. İçince de az içmelidir. Zira milletimizin Avrupalılar gibi keyiflenmek için içkiye ihtiyacı yoktur.

Bizimkiler dertten içtiğini söylüyor. Ancak bizim dertlenmemiz de Avrupalıya benzemez. Yine bizim kızarak dertleniriz. Ya hükümete, ya patrona, ya ona ya buna. Biz içince bu kızgınlık coşkunluğundan başka bir coşkunluğa geçmeyi umarız. Yani Avrupalı gibi bir coşkunluk yakalamak için değil coşkunluğun niteliğini değiştirmek için.

Onun için Türk vatandaşları arasında pub olayı yaygın değildir. Kahvelerde çay da zaten sarhoş olan milleti keyiflendirmeye yetmektedir. Türk vatandaşı içecekse kendini bilsin ona göre içsin, içiyorsa da aşırıya gitmesin. Zaten günah olduğunu söylemeye gerek yok. Ancak memleketimizin bu gerçeğine de değinmemek olmaz idi.

Özetle içki doğulu için bir gereklilik değildir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s