Kuyuya Düşmeden Mısır’a Sultan Olunmaz…


Dün gece Deliyürek filminde Kuşçu’nun başroldeki Yusuf’a söylediği söz. Diyorki Yusuf kuyuya düştü. Düştükten sonra Mısır’a Sultan oldu. Düşmeden sultan olsa idi adaletle hükmedemezdi diyor. Güzel bir çıkarma. Hz. Yusuf’un kıssasını bilirsiniz. Kur’an ı Kerim’de anlatılan hikaye ne güzeldir. Ancak bu hikaye bize bir derstir. İbrettir.

Üzerinde düşünmedikten sonra bunlar herkes için eskilerin hikayeleridir. Oysa bunlar masal olsun diye değil, kendimiz için hayata dair ibretler alınsın, dersler çıkarılsın diye anlatılıyor. İşte Kuşçu’da kendine düşen hisseyi Yusuf’la paylaşıyor.

Filmdeki bu sahneyi izlerken bir arkadaşımın sorusu aklıma geldi. Arkadaşım hayattan sıkıldığı bir anda, hayatın haksızlıkları üstüne üstüne geldiği bir günde, dostundan düşmanından hak etmediği muamelelerle karşılaştığından dert yanarak sıkıntısını darlığını ifade etmişti. Kendisi Yaradan’ın insana bu aklı, şehveti, nefsi verdiğini insanın bunlarla nasıl başa çıkması gerektiğinden dert yandı, sitem etti. Arkadaşım gerçekten de daralmış idi. Hepimizin olduğu gibi. Hepimiz hayat içinde bu anlarda daralmıyor muyuz. Dünyanın kahrı, haksızlıklar, zalim karşısında güçsüzlüğümüzü, gücümüzün varlığı ama bir işe yaramaması, arzularımız ve hayatın gerçekleri bütün bunlar zaman zaman bizi boğuyor. Yer yer isyan noktasına geliyor insan. Bu durumda sabrı tavsiye ediyoruz. Eşimize dostumuza sabrı tavsiye ediyoruz. Ve işte Yusuf’un kıssasını örnek vermek istiyoruz. Hz. Yusuf’un kıssası bize bu dünyadaki darlığın neticesini gösteriyor.

Bizler birer fani olarak bu dünya denenen kuyuya atılmış mahluklarız. Eşimizden dostumuzdan uzakta, bir parça suya muhtaç, bu kuru daracık kuyuda çıkmak için çırpındıkça çırpınıyoruz. Bir vakit artık bu umutlarda tükeniyor. Biz bu kuyuya neden atıldık. Neden sevdiklerimizden uzağa düştük. Neden güzelliklere hasret kaldık. Bize verilmiş olan göz, akıl, nefis, arzu, kudret nimetleri varken bu cendere bu darlık niye. Bu imkansızlıklar niye. Niye Allah’ım bu karanlıklar. İnsanı boğan bu zulüm niye.

Gelgelelim her zorlukta bir ferahlık vardır. Bize bir ip uzatılıyor. Bu ip Kur’an ı Kerim’in ipidir. İpin ucunda Hz. Muhammed  (s.a.v.) bizi yukarıya çekiyor. Gel diyor. Gel Mısır’a sultan olmayacaksın, daha büyüyüğünü olacaksın. Yeni bir alemde yeni bir ışıkla bu darlıkların sonunda Cennet gibi bir diyarda Sultanların en büyüğü olacaksın diyor. Sevdiklerine kavuşacaksın. Hz. Yakub’un kokusu, Allah (c.c.)’unun varlığına yaklaşacaksın. Dostlarına kavuşacaksın. Senin geçmişinde kalmış dostların, akrabaların, annen, baban, kardeşlerin, deden, eşin, çocukların, sevdiklerin, hasret kaldıkların bir sofranın etrafında buluşacaklar. Yetecek bu darlık. Bu kuyu boşa değil. Bu ferahlık uzak değil.

Eğer bu kuyuya düşmeseydin ey insan oğlu Hz. Adem’le Hz Havva’nın akimetine uğrardın. Bu kuyu seni terbiye etmek için var. Bu kuyu yokluk kuyusu değil. Bu kuyu menzil kuyusu. Bu kuyu bir dinlenmelik yer. Bu kuyu Yusuf’un medresesi. Hem kuyudan sonra bir de mapus var. Bu mapusta mezardır. Bu yolculuk uzun safhalar çeşitli. Ancak sonunda Mısır’a Sultan olmak gibi Cennette bağcı olmak var. Sonunda Hz. Yakub’a ve kardeşlerine kavuşmak gibi Allah’a ve tüm sevdiklerine kavuşmak var. Hatta seni incitmiş, sana kötülüğü dokunmuş akrabalarınla, dostlarınla, tanışlarınla helalleşmek var. Barışmak var. Bir masada bir sofrada buluşmak var.

Biz bu dünya kuyusuna boşuna düşmedik sonunda ümit var. Bu darlığın sonunda bir ışık var. Kuyuyu genişletmek, kuyuyu şenlendirmek vakit geçirmekten başka nedir. Bunu da yap. Ama biz kuyuyu genişletmeye gelmedik, biz kuyuyu şenlendirmeye gelmedik, biz bu kuyuda eşten dosttan uzakta kurduğumuz sofradan ne zevk alabiliriz. Elbet Hz. Yusuf’a kuyuda cennet gibidir. Her hal öyledir. Ama hasret Hz. Yusuf’ta olsa gerçektir. Hasret. Her birimiz binbir meşgale ile hayat kuyusunun içinde, bu dünya dehlizinde, bu dünya kuyusunda dostlara hasret değil miyiz. Bizim vaktimiz var onların yok, bizim paramız var zamanımız yok, zaman var dostlar uçmuş gitmiş, dostlar var kapışma var kavga var. Velhasılı kelam dirlik yok düzenlik yok. Bu dar kuyuda da olmaz bu olmaz. Kuyudan çıkmaktan başka yol yok. Gerisi ham hayal. Sükütu hayal.

Ey yolcu düşmüşsün bir kuyuya darlanma. Duvarlar gelir üstüne unutma. Çünkü bu kuyu. Bu karanlık. Demeki neden adalet etmezsin sen ey nemli pis kuyu. Bu çiyanlar bu akrepler bu darlık niye deme. Çünkü o kuyudur kendi görevini yerine getirir. Sense mahlukların üstünüsün. Sen insansın. Sana yakışanı yap. Başını yukarı kaldır. Gökten inen ipe sarılmaya bak. Sen dostlarını unutma. Hasretini unutma. Sabırla ve duanla kal. Çünkü hiçbir kuyunun dibi sonsuza kadar sana mesken değildir. Her hasret elbet biter. Her mutluluk bir hasretin sonudur.

Dostlarla o büyük Halil İbrahim sofrasında, gerçek vatanımızda, en güzel sohbetlerle, selam selam diyerek buluşmak dileklerimle….

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s