Bilginin Saklanması İktidarı, Bilginin Manipülasyonu ve Kutsal Kitap


Bilgi bilindiği üzere bir güçtür. Bilginin değerini ve mahiyetini bilmeyenler bunun ne manaya geldiğini de bilmezler. Üstelik bizim gibi okumayanı, okumuş ve okumamış cahili çok olan bir ülke de bu mevzunun kıymetinin anlaşılması zordur. Toplumumuzun temel değeri güç ve menfaat haline geldiği son yüz yıllık dejenerasyon süreci sonucu tanımlar kaybolmuştur. İşte bu ortamda bilginin ne olduğu ve bilgi teorisi konusunda söylenenleri anlayabilecek zihinlerin miktarı bir elin parmaklarını geçmez. Üstelik bu ortamda yanlış anlatmak ve yanlış anlaşılmak ihtimali aksinden yüksektir. Zira bilgi değince ne anlaşıldığının belirsizliği neticesi sözlerimiz havada kalmaktadır. Bilginin ne olduğunu bilmeyen her toplum, onun gücünün kurduğu iktidarın farkında olmayanlar her türlü yönlendirmeye ve manipülasyona açık hale gelirler.

Bilgi, haddi zatında değer gördüğü yerde kişilere bir güç verir. Sahibine ait bir bilgi bu bilgiye sahip olmayanlara karşı asimetrik bir güç ve kudret sağlar. Bilginin güç verilmediğinin sanıldığı ortamlarda ise işler perdeli yürür. Yani aslında herkesin eşit bilgiye sahip olunduğu sanıldığı ortamlarda, bilginin değersiz görüldüğünün düşünüldüğü ortamlarda, aslında gizli bir bilgililer kaynağı bu bilgiyi bilmeyenlere karşı bir silah olarak kullanır. Her halükarda bilenler bilmeyenlere göre bir iktidar farkı ile üste geçerler.

Kimi zamanda bilgiyi bilenlerin ön plana çıktığı toplumlarda bu bilgiyi paylaşmak, yaymak ve dönüştürmek yetkisine sahip olanların bir iktidar odağı oldukları görülür. Bu kişiler bu bilginin verdiği imtiyazlarla bir güç merkezi olurlar. Bu noktada kendilerine verilmiş bulunan bilgiyi dönüştürme gücü bir yandan da bilgiyi saklama ve manipüle edebilme yetkilerini de içinde taşır.

Kur’an ı Kerim’de bu duruma örnek olarak Tevrat hakkında bilgi sahibi olan ve kendi toplumlarında güç sahibi olan Yahudi din adamları, Rabbilerden bahsedilmektedir. Bunların bilgiyi sakladıkları ve yeri geldiği zaman sırf iktidarlarını kaybetmemek adına gerçekleri değiştirip aktardıkları belirtilmektedir. Bu kişilere lanet edilmektedir. Mesela bu bilgi tekelini elde eden Rabbiler Kudüs’te bulunan kutsal mekanları bir tefecilik merkezini çevirdiklerinde Tevrat’ta ifade edilen faiz yasağını saklamışlardı. Hz. İsa bu gerçeği ifade ederek peygamberliğini ilan ettiğinde en nihayetinde O nu bir şekilde ortadan kaldırmanın yolunu buldular.

Yukarıdaki örnek sadece Yahudilere özgü olsun diye aktarılmamaktadır. Nitekim bu durum toplumun her kesiminde, her tabakasında görülen günlük bir gerçekliktir. Tıpkı öfkenin, kıskançlığın nasıl insanlarda görüldüğü bir gerçek ise, asimetrik bilgiye dayalı eşitliklerin olduğu yani bilgi ile iktidar kuranların olduğu dönemler her zaman olmuştur. Bilgiyi saklayanlar ve manipüle edenlerle gerçeği ifade edenlerin mücadelesi geçmişte ve gelecekte devam etmektedir.

Nitekim Yahudiler, ülkelerinden sürüldükten sonra Batı eğitim sistemleri içinde bilgi paylaşımı olan noktalara geldiklerinde büyük başarılar elde etmişlerdir. Şimdiki ülkelerinde bilgi paylaşımı yaptıkça güçlenmektedirler. Ancak ne zaman bilgiyi saklamaya başlarlarsa başlarına gelecek akibet bir örnek vesikası olarak tarihte görülmektedir. Nitekim yine batıda bilgi paylaşımına dayalı eğitim sistemi ile birlikte büyük bir atılım görülmektedir. Yine Ortaçağda bir bilim ortamı yakalamış ve bilgiyi paylaşan ve tartışan İslam bilginleri geniş bir coğrafyada büyük bir gelişim yakalamışlardır.

Bilgi ne zaman bilgi sahiplerince, saklanmaya ve bir iktidar oluşturmaya başlarsa ve bu iktidarda varlığını korumak için sahip olduğu bilgiyi paylaşıp, geliştirip, yenilemek yerine bunu dönüştürüp, değiştirip kendi çıkarlarına hizmet eder bir hale sokar hale getirilirse bir süre sonra bilgi sahiplerine zarar verir hale gelmektedir. Zira iktidar olmak demek diğer iktidarların gadrine uğramak demektir. Üstelik mahiyeti bozulmuş bir bilgiye dayalı çürük bir iktidarda bozulup, yok olup, dağılmaya mahkumdur.

Yine Hristiyanlar aleminde papalar ve papazlar sisteminde ne zaman bu tür bilgi saklanmasına yönelik faaliyetler olmuş ise büyük çatışmalar ve katliamlar yaşanmıştır. İncil’in okunmasının bile yasaklanmış olduğu yani sadece Latince aslının mevcut olduğu Avrupa’da bir süre sonra bu duruma karşı çıkanlar ortaya çıkmıştır. Bunun nedeni bu Latince İncil’i okumaya ve saklamaya yetkili bir bilgi sahipleri zümresinin oluşmasıdır. Bu zümre bu bilgi ile bir güç odağı olarak ortaya çıkmış ve bundan rahatsız başka güç ve iktidar odaklarının düşmanlığını kazanmıştır. Bu süreçte Katolik olan bilgi sahiplerinin karşısına, Protestanlar çıkmış ve bu iki güç uzun bir süre çatışmıştır. En nihayetinde yenişemeyip bir barışa varmışlardır. Bu bilginin iktidar savaşında diğer iktidar odakları da kendilerini yetkili görmüş ve bu savaşa dahil olmuşlardır. Zira krallar, prensler, para sahibi tüccarlar kuvvetleri ile bu çatışmada kendilerine yer bulmuşlardır. Özü itibari ile bilgiye dayalı olan çatışmanın nedeni bu bilginin bir zümreye hak etmediği yetkiler ve kuvvetler veriyor oluşudur.

İşte Kur’an ı Kerim, bilginin saklanmasına izin vermemesi yönü ile bir mucizedir. Yani onun varlığı açıktır. Saf bir Arapça’dır. İstediği herşey ortadadır. Peygamberin hayatı ortadadır. Kur’an – Kerim’in hükümleri herkese malum ve açıktır. O’nun mucize olmasının sebebi budur. Zira O tüm dünyaya meydan okumakta gücünüz yetiyorsa beni değiştirin, gücünüz yetiyorsa bana benzer bir sure getirin diye ortada durmaktadır. İşte Kur’an ı Kerim’in bu yönü sayesinde O’nu tekeline alabilecek bir din sınıfı, bilgi sahipleri zümresi oluşamamaktadır. Bilgiyi tekeline almak ve üstelik bunu dönüştürmek imkansızdır. Rabbilerin yaptığı gibi işine geldiği zaman Faiz hükümlerini kaldırmanın imkanı yoktur. Zira bu mahiyeti itibari ile imkansızdır. İşte Kuranın mucizesi tarihte her zaman görülen ve hala görülen bir gerçeğe izin vermemesindendir. Yani bilgiyi tekeline alıp manipüle edebilecek din bilginleri zümresinin olmamasıdır.

Bu nasıl mümkün olmaktadır. Çünkü Kur’an ı Kerim, Allah’ın sözüdür. Onun koruması altındadır ve Allah bunu garanti etmektedir.  Zira diğer Kitaplarda Allah’ın emri ile inmiştir. Ancak bu kitaplar için Allah’ın bir sözü ve koruması yoktur. Böyle bir söz duyulmamıştır. Oysa Kitabımızda bu bir gerçektir. O gerçeğin ta kendisidir.

Eğer böyle olmasa idi, zaten çoktan Yüce Kitabımızda diğer kitapların akibetine uğrardı. Milyarlarca kişiye hitap eden kitabımızı tekeline almak isteyen kendi bilgilerini O’nun bilgisi gibi göstermek isteyenler elbet ortaya çıkacaktı. Ancak buna teşebbüs edenlerin çabaları akim kalmakta, buna güç yedirememektedir.

Bilgi ve bilgi teorisine, asimetrik bilgi teorisine bu yönleri ile bakmanın yararı olduğu kanaatindeyim. Unutulmamalıdır ki hiç bilenle bilmeyen bir olmaz. Bilmek üzerimize vazifedir. Ancak bilgi bir emanettir. Buna hiyanet edilmemelidir. Yani bilginin yorumu mümkündür. Ancak O’nun özünün kendi çıkarlarımız adına manipüle edilmesi, dönüştürülmesi lanetleri üzerimize çekecek bir davranıştır. Bu noktada bu bilginin nasıl bir bilgi olduğu, bilginin ne olduğu sorusu ortaya çıkar. Bu ise bilgi teorisini bilmeyi gerektirir. Yani bilgi nedir, mahiyeti nedir, çeşidi nedir. Hangi bilgi dönüştürülür. Vahiy mi gözlem mi. Bu bilgilerin dönüştürülmemesi gereken özünün ismine hakikat ismi verilmeli. Yani pür gerçek asla dönüştürülmemeli. Bu ise bir hakikatin var olduğu gerçeğine inancı gerektirir. Zira bilim ve bilgi elde edilmesi, gözlemin mümkün olduğuna dair bir inancı ortaya koyar. Tabi görüş ayrılığı bu noktada doğar. Zira tek bir hakikat mi vardır yoksa var olan hakikate gölgelerle mi ulaşıyoruz sorusu binlerce yıllık bir düşünce tartışmasıdır. Bunu felsefe deyip geçiştirmek aslında bilgisizliği övmektir. Ve en büyük günahtır. Zira insana bilgi emanet edilmiştir. Onu nasıl kullandığının hesabı sorulacaktır. Öyle ise kendisine emanet edilen hakkında bilgi sahibi olması, yani bilginin ne olduğu bilgisini incelemesi üzerine düşen bir vazifedir. Bilimin doğması işte bu hakikate duyalan aşktan, kendisine verilen emaneti iyi muhafaza edebilmesi için ortaya çıkan bir ihtiyaçtan meydana gelir.

Bilim saf anlamı ile bir hakikat aşkıdır. Bilimin ideolojisi, yolumu ise bizi  alim olmaya, ilim sahibi olmaya götürür. Bilim bilginin ve gözlemin metodlu bir şekilde elde edilmesi iken, ilim ise bu hakikatin mahiyeti hakkında kafa yorum yorumlar yapmayı gerektirir. Bu bilginin yorumu, bilgi, yani hakikatle bu tozlu gözlemle kişi arasındaki ilişkiden çıkan gerçektir. Bu şehadetin yorumlanması ilim faaliyetidir. Bilgi hiçbir vakit doğrudan elde edilmez. İşte bilginin bu gölgeli hali, bu ham hali, onun mahiyeti sorunu bütün bilgi ve bilim tartışmalarının temelidir.

Yukarıda ifade ettiğimiz sebeplerden dolayı bilgiye dönük her türlü tartışmada müslümanım diyen, müslüman olmasa bile hakikate aşık her insan bir şekilde yer almalıdır. Zira bilgi insana verilmiş en büyük emanettir. Bu onun hakikatle kuracağı ilişkide kendi tasarrufu için verilmiş bir araçtır. Bilgiyi nasıl kullandığı onunla kurduğu ilişki onun akibetini belirleyecektir. Yani insan bilgi üzerinde kurduğu iktidarla, dünya üzerinde de iktidar kurar. Bilginin tasarrufu, taşınması, dönüştürülmesi, kullanılması onun sorumluluğundadır. Bu bilgi ile yaptıkları ise onun ne olduğunu ortaya koyar. Yani kişinin kimliğini sahip olduğu bilginin kullanımı ile ortaya çıkardığı davranışları ortaya koyar. Kişi bu bilgi ile yaptıkları ile kim olduğunu ortaya koyar. Bir kişinin, elmas mı yoksa kömür mü yoksa adinin adisi bir varlık mı olduğu böyle anlarız. Özetle kişi sahibi olduğu bilgilerle yaptığı iş neticesi bir kişi olur. Başka türlü bu kişinin varlığından ve şahsiyetinden söz edilemez. Kişinin bilgi ile yaptıkları kişiyi var eder, onu ortaya koyar.

Allah bize emanetine sahip olan, bu emanetle hayırlı işler yapan ve böylece şahsiyet olan insanlar olmayı nasip etsin. Zari olmak bilgiyle davranış ortaya koymaktır. Görelim bakalım biz kim mişiz. Hayırlı işler yapmayı bize nasip et, Yüce Yaradan. En büyük bilgiyi, en güzel sözü, Kur’an ı Kerim’i bize emanet eden, bilgisini veren Allah, bizi O’nun bilgisini anlayan, dönüştürmeden doğru anladığı ile eylem ortaya koyanlardan eyle. Amin.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s