Kelimelerin Gücü (1)


Dünyanın nasıl yönetildiğini biliyor musunuz ?

Muhtemelen, duydunuz ama üstünde düşünmediniz. Belki ilk kez duyacaksınız ama üzerinde düşünmeyeceksiniz.

Dünya, “Kelimelerle” yönetilir.

İnsan dünyaya kelimelerle hükmeder.

Bunun için Allah O’na önce “OKU” emri ile hitap eder.

İnsanoğlunun halifeliğinin kaynağı kelimelerdir.

Meleklere secde edin emri geldiğinde onlar insanın mahiyetini görünce ve anlayınca, Allah’a ( c.c.) “yeryüzünde kan dökecek bir canlı mı yaratıyorsun” diye itiraz ettiler. Daha sonra Allah ( c.c.) Hz. Adem’i çağırdı ve O’na herşeyin ismini sordu. O ise hepsine cevap verebildi. Meleklerin bilmediklerini de açıkladı. Böylece onlardan üstün oldu. Yani Hz. Adem, kainattaki şeylerin bilgisine isim isim sahipti. Birşeyin adını bilme gücü, onun ismini çağırabilmesi, onu diğerleri üstünde güç sahibi yapıyordu. Bilgi güç idi. Kelimelerle işler oluyordu.*  Böylece Halife oldu ve  tüm canlılara hükmeden oldu.

Bu uzun girizgahı niye yaptım.

Modern çağda tanımların, kelimelerin kudretini bilen milletler, devletler, güçler, insanlar dünyaya hükmetmektedirler.

Modern bilim de, Yunan ilmi de, Aristo mantığı da temelde şeylerin yani dünya da ki nesnelerin, kavramların doğru tanımlanması üzerine kuruludur. Mesela Matematikte ilk öğrendiğimiz konu olan kümeler, aslında şeylerin isimlerinin mantık ilmi ile sınıflandırılmasından ibarettir. Daha sonra Descartes, Matematiği pratik bir araca indirgeyip, değerini düşürdüğünde bu konu mantık ilmi ve edebiyat ilmiyle olan bağını kaybetmiştir. Oysa en önemli ders kümeler dersidir.*

İşte Batılıların Yunan Yunan dedikleri budur. Halihazırda bilim bunun üstüne ilerler. Her sene sadece İngiltere’de yüzlerce tanım yapılır, yeni bilgi kelimeleri bulunur ve sözlüklere dahil edilir. Bizim gibi 5. Dünya ülkelerinde ise kelimeler Arapça’dan geldi, Farsçadan geldi, yok İngilizce’den geldi, çok Türk değil, çok Gavur değil diye katledilir. Bu ayrı bir mevzu.

Özetle kelime herşeyin başıdır. Bir şey tam tanımlanmış ise, tam olarak hakikatle bir bağ kurabiliyorsa, yani kelime ile kastedilen şey hakikatte olanın özellikleri ile mümkün olduğu kadar uyumluysa o kelime sizi güçlü kılar. Çünkü o kelimeyi andığınız anda tanımlanan nesnenin özellikleri beyninize gelir, aklınıza gelir. Siz birşey kasdettiğiniz de karşıdaki kişi de bunu doğru anlar ve buna göre hareket eder. Meramınız ve düşüncenin doğru aktarılırsa şayet bir işi başarmanız o oranda mümkün olur. Aksi halde hiçbir muradınız yerine gelmez.

Birbirini anlamayan iki yabancı, biri İngiliz biri Japon, bir araya gelse sadece konuşarak anlaşmaya çalışsa saatlerce, günlerce süren bir anlaşma çabası içine girerler. En önemli öncelikleri birbirlerini anlamak olur. Günlerce bu halde kalsalar bir süre sonra birbirlerini anlamak için belli kelimelerle işe başlarlar. İsim ne onu öğrenirler. Ben, sen gibi kelimelerle önce aralarında bir anlam birliği kurmaya uğraşırlar. Nihayet anlama sürece 1 yıl 10 yıl sonra tamamlanınca ortak bir düşünce kurabilirler. Ancak o zaman birşeyler yapmaya ve ortak güç olup birşeyler başarmaya fırsat bulurlar. Dil ikisinin de birbirlerine yaptırmak istedikleri, düşündürmek istedikleri, aktarmak istediklerini iletebilme aracıdır. Bu yoksa düşünme, aktarma, yaptırma, hayal kurdurma, yönlendirme, yönelme, harekete geçirme, hareket etme, ortak eylem, işbirliği mümkün değildir. Hatta düşmanlık bile kısıtlı kalır. Eylemlerin düşmanlığı mümkündür, ancak düşüncenin düşmanlığı mümkün değildir zira dil yoksa anlaşma yoksa düşünce çatışması da mümkün değildir. Çatışma eylemlerin kesişiminde olur, hayallerde ve kavramlarda değil.

Özetlersek dil hüküm kapısıdır, hükmün anahtarı, ortaklığın temeli, toplumun direğidir.

İngilizler kelime yaratmayı çok sever. Bu kavramlarla oynamaya bayılır. özellikle İngilizce konuşulan ülkelerde üniversiteler, enstitüler, düşünce kuruluşları ve idareciler bir şeyi yönlendirmenin en kolay yolunu bilirler. Propagandanın, etkilemenin ve caf cafın temelinin kelimeler olduğuna emindirler. Ve onu kullanırlar.

İngiliz kökenli idareciler dünyayı kelimelerle yönetir. Bu gelenek içinde olan devletere Batılı denilir. Fransızlar, kısmen Almanlar bu işte mahirdir. Bu açıdan Japonlar gerilerde kalır, çünkü dilleriyle ancak kendi kendilerini idare ederler. Gerçi bu da az  buz birşey değildir. Biz kelimelerle kendimizi kandırırız, onlar da kendilerini kandırır gerçi ancak bunu teknolojik bir mahiyette yaparlar. Japonlar bu açıdan incelenmelidir, özellikle neye hizmet ettikleri konusunda bakılırsa anlaşılır.

İşte tanımlarla dünyayı edenler, bilirler ki insanlar belli bir politikaya yönlendirilmek isteniyorsa önce o konudaki fikirleri ve düşünceleri değiştirmek gerekir.

Bu ise tanımlarla oynamakla, yeni tanımlar kurmakla manipülasyonlar yapmakla mümkün olur. Peki buna bir örnek verebilir misin ?

Hay hay….

Bakınız:

KELIMELERIN GÜCÜ (2) DOĞAL GIDALARA, ORGANIK GIDA DENILEREK NE AMAÇLANIYOR!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s