Pazarlık Etmek Neden Önemli…


“Pazarlık Etmek” Yüce Peygamberimizin bir sünnetidir.

Bunun bir hikmeti var. Peki bu nedir ve üzerinde hiç düşündük mü. Bu davranışı tekrar etmenin getirdiği olumlu değerler ve kıymetler manzumesi var. Bu davranışın icrası neticesi taşınan bir takım nimetler var. Bunlar üzerinde düşünelim.

Bir defa ekonomi insanın davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır, daha doğru ifadeyle bir disiplindir. Ekonomi insanların ürettiklerinin belli maddi değerler karşılığı girdikleri ilişkiler neticesi kaynakları nasıl paylaştıklarını ve ilişkinin kanunlarını inceler. En nihayetinde ekonomi insanlar arası alışverişi inceleyen bir bilim dalıdır. Ekonomi de incelenen esasında tüzel veya gerçek olsun kişilerin davranışlarının incelenmesidir. İki taraflı ilişki iki taraflı aktörlerin davranışları neticesi şekillenir.

Öyle ise ekonomik bir birim olan insanların davranışları ekonominin biricik konusudur. Öyleyse insan davranışları ekonominin ana inceleme konusudur.

Peki davranışları ne belirler?

Tutumlarımız.

Tutumları Ne Belirler?

Tutumlarımızı ise düşüncelerimiz ve inançlarımız belirler.

Öyle ise ekonomi inançtan, kültürden, düşünceden bağımsız değildir. İnsanlar nasıl değerlere, düşüncelere sahip ise ekonomik tutumlarını bunlar belirler. Bu tutumlara bağlı davranışlar icra ederler ve nihayetinde ekonomik yapıyı insanların bu davranışları belirler.

İşte “pazarlık yapmak konusunda” olumlu bir tutum sahibi olmamızı isteyen kim.

Yüce Peygamber.

Ne İstiyor ?

Ticari hayat içerisinde bir mal alırken bu malı inceleyip, pazarlık yapmamızı istiyor. Malı, kalite ve fiyat yönünden inceleyip araştırmamızı ve malı almak için fiyat ve kalite konusunda pazarlık yapmamızı, alıcıyla konuşmamızı istiyor.

Pazarlık nedir ?

Pazarlık, malların kalitesi, fiyatı hakkında ve de pazar hakkında bilgi sahibi olmaktır. Yani malı alacak olan satın alanın, tüketicinin bu mal konusunda pazar hakkında bilgilenmesini gerektiren bir faaliyettir.

Pazarlık yapabilmek için :

1. Pazarda satılan malların fiyatı hakkında bilgi sahibi olunması gerekir.

2. Bu malı elde edebilecek diğer pazarların varlığı hakkında bilgi sahibi olunması gerekir.

3. Bu malı almış olanlarla iletişime geçip, memnuniyet bilgisi alınması gerekir.

4. Malın özellikleri, kalitesi konusunda bilgi sahibi olunması gerekir.

5. Satıcılardan fiyat alınması ve onlarla müzakere edilmesi gerekir.

6. Fiyat konusunda müzakere ederek elde bilgilerinizle, daha iyi bir fiyat elde edilmesi gerekir.

7. Yine alınan malın memnuniyeti, garantisi, işletilmesi, kullanılması konusunda görüşülmesi, satış sonrası da hakların korunması gerekir.

8. Alınan malla ilgili memnuniyetin, bilginin diğer satın alanlarca paylaşılması gerekir.

Özetle bir mal alırken pazarlık yapan insan bu mal alımı ile ilgili temel bilgilere ulaşmak durumunda kalır.

Bir malı gözü kapalı almamaktır, pazarlık.

Kişi pazarda malı her yönü ile incelemelidir.

Bu zengin olsun, fakir olsun herkesin görevidir. Öyleyse “pazarlık sünneti”nin sadece sizi koruyan bir yönü yoktur. Yani zengin bir kişi niye pazarlık etmek göreviyle yükümlü olsun.

Demekki pazarlık sünnetinin bir de topluma bakan yönü var. Bunlar nelerdir?

Yukarıdaki bilgiler ışığında gözlemleyelim.

Ticaretin Mahiyeti Nedir ?  Satıcıya Üstünlük Sağlayan Nedir ? Satıcının Yükümlülüğü Nedir ?

Ticaret, bilindiği gibi dinimizce en övülmüş mesleklerden birisidir. Rızkın 10’da dokuzu ticarettedir. Namuslu tüccar şehitlerle bir tutulmuştur.

Yine Kur’an ı Kerim’de, ölçü ve tartıda sahtekarlık yapanlar lanetlenmiştir. Böyle yapan bir kavmin sonun Yüce Kitap’ta açıkça beyan edilmiştir.

Bunlar neyi göstermektedir.

Mal satan, kişi malı konusunda satın alandan daha fazla bilgiye sahiptir.

Yani asimetrik bir bilgi farkı vardır.

Bir malı satanın o malla olan ilgisi ve bilgisi, bu konuda uzman olmayan müşteriye, tüketiciye göre daha fazladır.

Satan malını tüm kusurları, avantaj ve dezavantajlarıyla daha iyi bilir.

Bu yüzden o malını satmak isterken bunları saklayabilir, örtebilir, malının avantajlı kısımlarını ön plana çıkarabilir.

Yine satıcı malının değerini çoğu durumda satın alandan daha iyi bilir. Özellikle benzer malların satıldığı bir pazarda, malın ortalama değeri, yani malın ederi yine satıcı tarafından daha iyi bilinir.

İşte bu durumlarda satıcı, her zaman alıcıdan bilgi olarak avantajlı bir konumdadır.

Satıcının ağzı laf yapıyorsa, değeri alıcı tarafından tam takdir edilemeyen bir malı daha fazla bir fiyata satabilir.

İşte bu durumlarla karşılaşılması işin doğasıdır.

Asimetrik bilgi, yani bilginin dengesizliği olayı, yani satıcıyla alıcı arasındaki bu bilgi farkı, satıcıya avantaj sağlayan bu durum bir istisna değildir. Bir kuraldır. Daha doğru bir ifadeyle “Bir Dünya Gerçeğidir.” “Ticaretin Doğal Kanunudur.”

Bu bilgi dengesizliği, her zaman bir pazardaki malın fiyatını yukarıya çekme eğilimindedir. Zira bu bilgi farklılığı nedeni ile malın kıymetini takdir edemeyen alıcı ile satıcı arasındaki ilişki de alıcı malını mümkün olan en üst perdeden satma eğilimindedir. Fiyat sürekli olduğunun, hak edilen miktarın üzerine çıkar.

Eğer ki bir pazarda, bir alışveriş olsa. Bir satıcı ve bir alıcı olsa. Alıcı bilgisiz ve ihtiyaç sahibi ise satıcı da doğal olarak malı hakkında bilgili ve satmak derdinde ise, bu malın fiyatı takdir edilenin üzerinde bir miktarda belirlenir. Yani pazar olsaydı var olacak fiyatın üzerinde oluşur. Zira pazar olmadığı için satıcı da ortalama fiyatı bilemez. Satıcı zaten malını olanın üstünde satma eğilimindedir. Bir de fiyat belirsizliği olduğu için elindekini gerçeğinden daha kıymetli görür. Zira insanın yapısında elindeki malı herkesin malından kıymetli görme eğilimi de vardır. Alcı pazar olmadığı için bilgisiz olduğu gibi, bir de o mala ihtiyaç duymaktadır, ihtiyaç sahibidir. Bu durumda malı almak için tek bir tane alışveriş şansı olduğu için daha yüksek bir fiyat vermek zorundadır. Bu durumda fiyat gerçekte olması gerekenin üstünde belirlenecektir.

İşte tüccarları bu noktada gerçek fiyata taşıyan üç şey vardır.

1. Pazarın Varlığı ( Yüce Peygamber’imiz malların pazardan alınmasını önermiştir ve benzer malların satıldığı pazarı övmüştür. Özellikle halk pazarlarından alışverişi tavsiye etmiştir)

2. Alıcının bilgili olması. Yani Pazarlık Bilgisi. Eğer satın alan bir mal hakkında bilgi sahibi ise o malın fiyatı olması gerekene daha çok yaklaşır. Diğer satıcılar hakkında bilgi sahibi olan, mal hakkında bilgi sahibi olan satıcı daha düşük fiyat isteyebilir. İhtiyaç sahibi görevlidir.

3.  Tüccarın vicdanı. Ahlaklı bir tüccar, sattığı malın maliyetini, kıymetini, değerini daha iyi bilir. Onun yükümlülüğü makul bir fiyattan malını satmasıdır. Bu yüzde 10 civarı olarak belirlenmiştir. Ancak modern zamanda faiz var şu var bu var diye sulandırılmaktadır. Ancak gerçek budur. Faizi öne atacağına onlarıda maliyetten say ondan sonra yüzde 10 de denildiği zaman, aynı yalancı yine bir bahane bulabilir. Ticarette namussuz haddinden fazladır. Maalesef eğitim sistemimiz zekileri ticaret hayatından çekmek üstüne kurulu olduğu için ortalık çakallara kalmaktadır. Bu yüzden işini namus bilen tüccarları bulmak zordur. Zaten bunlar “Şehitlerle Haşrolunacaktır.” Şehitlerin sayısı da ortada. Öyleyse böyle nadir tüccarların varlığını beklemek ve karşımızdakilerde bu davranışları aramak bizim yükümlülüğümüz değil. Tabiki şansımız varsa namuslu tüccardan alışveriş etmek bizim yükümlülüğümüzdür. Ancak şayet yoksa veyahut henüz ilk alışverişi yapıyor ve tüccarın kişiliğini ve iş yapış tarzını bilmiyorsak, üzerimize düşeni yapacağız. Alıcı isek bize düşen 2. Maddede ki gibi mal hakkında bilgi sahibi olmak ve pazarı incelemek. Bu bizim işimiz. Tüccarlardan evliyalık beklemek değil. Zaten tüketici görevini hallederse onlar mecburen bu pazarın eder fiyatına geleceklerdir.

Özetle bir malın gerçek fiyatına, hak eden değerine getiren üç şey:

1. Alıcıların ve Satıcıların Benzer Malların Alışverişini Yaptığı Pazarın Varlığı.

2. Alıcının Pazarlık Bilgisi. Mal hakkında fiyat ve kalite yönünden bilgili olması, bilinçli olması ve araştırmacı yönü. Israrcı olması.

3. Tüccarın Erdemi.

Peki biz Pazarlık Yapınca Ne oluyor ?

Zengin olsun fakir olsun bir alıcı mal hakkında araştırma yapıp bilgi sahibi olunca ne mi oluyor ?

Satıcı ile alıcı arasında ki bilgi farkı azalıyor. Asimetrik bilgi zinciri kırılıyor. Böylece alıcı satıcının kölesi olmaktan kurtuluyor. Bağımsızlaşıyor. Bir özgürler ilişkisi oluşuyor.

Bilgi sahibi alıcı, bir malın fiyatının düşmesine aracılık etmiş oluyor.

Yani piyasada ki malların fiyatı düşüyor.

Bunun önemi nedir ?

Eğer aptal zenginler gibi bir malı eder değerinin üstünde almaya başlarsanız, bir süre sonra bu malların fiyatı artar. Azalmaz.

Bu durumda bu malı alacak olanların sayısı azalır.

Yine pazarın yapısı bozulur.

Zira satıcılar malları için daha yüksek fiyat veren bir aptal zenginler kitlesinin varlığını görünce, daha uygun fiyata mal yapmak yerine bu tür mallara para verenleri hedef belirlerler.

Yani 10 mal satmak yerine, 4 malı daha pahalıya satmayı daha uygun bulur. Bu yüzden ürettikleri malların sayısını düşürdükleri gibi fiyatını da arttırırlar.

Üstelik malların yapısıda değişir. Zira lüzumundan fazla ve ihtiyaç dışı özellikler ekleyebilirler. Zira mala gözü kapalı fiyat veren aptal zenginler kitlesinin varlığı ortadadır. Öyle ise bu kitleye hitap eden satıcılar çoğalır. Bu durumda bu kitleye yapılan satışlarda farklılık sağlayabilmek için satıcılar farklı üretim biçimlerine ve satış yöntemlerine başvururlar.

Yani malın fiyatı ve kalitesi bir pazarın temelini oluşturmaktadır. Oysa fiyata değer vermeyen zenginlerin olduğu bir pazarda, kalitenin yanında, göz boyama yani satış teknikleri ön plana çıkar.

Bu pazar fiyat ve kaliteden, —> Satış pazarlama ve kaliteye doğru dönüşür.

Bu noktada ihtiyaç dışı üretimde artar.

Böylelik pazar ikiye bölünür. Eski pazar ve yeni pazar.

Ancak eski pazar sürekli yeni pazara doğru dönüşür ve bozulur.

Maalesef bu durumdan en çok fakirler etkilenir.

Zira kalite ve fiyat yönüyle üretim yapan pazardaki üreticiler her zaman imkan buldukça kendilerini eski pazardan, fiyatın önemli olmadığı yeni pazara atmak için yollar ararlar.

Sermayesini eski pazarda biriktirenler, hemen kendini yeni pazara atmaya çalışır. Bu yüzden eski pazarda fiyat ve kalite olayı işlerken, bir türlü kalite artmaz. Zira kaliteyi arttıraca sermaye birikimi ve tüccar yapısı, yeni pazarda fiyata bağlı olmadan ürünlerini satabileceği mecralara arar ve oraya akar.

Yine eski pazardan, yine bu aptal zengin zümrede alışverişini sürdürür. Yani mutlak bir ayrılık yoktur. İçiçe geçmiş iki pazar mevcuttur. Böyle bir pazar içerisinde fiyatlar kolay kolay düşmez. Zira bu mallara o fiyatı verebilecek bir sınıf hala mevcuttur. Bunlar aynı kalite mala daha yüksek fiyatı veren bu bilgisiz sınıftır. Bunlar yüzünden malların fiyatı düşmez sürekli artar.

İşte insanların bu pazarlık yapmamaları ve aptallığının neticesi enflasyon ahir zamanda sürekli artar. Tabiki bunda nüfusun, faiz sisteminin, kağıt para sisteminin etkisi vardır. Yani emisyon fazlası paranın bazılmasının etkisi vardır. Ancak yine de malın fiyatının gerçek değerine yaklaşması hadisesi piyasanın içinde belirlenir.

Bu mal fiyatını belirleyen de tüketicinin talebi ve alım gücüdür.

Bu yüzden bir insan ister zengin olsun, ister fakir, bir malın eder değerini araştırıp bulmalı ve mümkün olduğunca o malı düşük fiyattan almalıdır.

Bu toplumsal bir görevdir.

Yüce Peygamberimiz 1400 yıl evvelinden bugünün dünyasının sorunlarına çözüm sunan davranış kalıplarını göstermiştir. Onun örnek alınması bir noktada değil binler noktadadır.

Bunlar üzerinde düşünmemiz gerekir. Yoksa motomot uygulamalar sınırlı ve yetersiz kalacaktır. Modern piyasanın dayattığı dünya algısının aldatıcılığına bakmazsan, pazarın gerçek mahiyetini bilmezsek, onun bozulmuşluğunu görmezsek kaybeden biz oluruz. Bugünün meselelerinin çözümü ise düşünmekle olur. Bu yüzden dinimiz tefekküre büyük önem atfeder. Yüce Kitabımzda her zaman Hiç Düşünmez misiniz, Hiç Akletmez misiniz der. Bazı saflar 1400 seneki hükümlerle mi cevap arıyorsunuz diyor. Bunlar insana önerilen davranışlardır ve bunlar üzerinde bugünün aklıyla düşünmek gerekir. Kur’an ı Kerim’de ben ne dersem onu yap, beni taklit et yazmıyor, ey saf kişi. O n da “hiç üzerinde düşünmez misiniz” diyor, hiç “Akletmez misiniz ” diyor. Bu kadar açık bir şekilde akla ve düşünmeye çağrı olan bir Din yok efendiler. Siz neyden bahsedip, neyin üstünü örtüyorsunuz ey saf kişiler. “Oku” diyor kitabımız önce oku. “Yap” diye başlamıyor. “Uy” diye başlamıyor. “Emrediyorum” diye girmiyor kitabımız. Birinci tekil şahıstan muhattaba bir emir ifadesi değil, edilgen bir istek ifadesi değil. Aksine ” Birinci Tekil” şahıstan, karşısındaki muhattaba etkin olmasının isteği var. Yani muhattaptan “Oku” ifadesiyle akla dönük, düşünmeye dönük bir talep var. İnsan olmanın en Yüce değerine bir atıf var. İnsan olmanın değeriyle yapılabilinecek bir görevle yükümlüyüz. Okumak, yer yüzündeki isimleri okumak, düşünmek, insanı üstün kılan özelliği. “Hiç düşünmez misiniz ?” Öyleyse beraber düşünelim, belki birimiz daha iyi anlarız da doğru yola ulaşırız.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s