Dünya Kanunları ve İnsan


* Güçlünün Zayıfı Ezmesi Doğa’nın Kanunudur.

Gelgelelim 

* İnsan doğa değildir.

Doğanın bu kanunu o tabi değildir..

İnsanlar,  vardır, kendini bu dünyaya ait hissetmez. Bu düzene boyun eğmez. Bakar ahvali hale, bir karanlık, bir zulüm görür. Ben bu dünyaya ait değilim der. Bu vahşete, bu düzene, bu gerçekliğe ait değilim. Ben buraya ait değilim, ben uzaydan mı geldim, ben nereden geldim, ben kimim der. Adeta bir çığlıktır bu içinden içine atılan. Kimi vakit bir patlama olur, kimi vakit bir eser olur, kimi vakit bir maraz olur kalır yüreğinde. Kimi vakit işlere dalar insan bunları unutur. Kimi bu yükün altında ezilir. Kimi intihar eder, zayıftır, yanlış yapar.

Aslında bu dünyaya ait olmadığı konusunda herkes haklıdır. Çünkü bu insan buraya ait değildir. Mekanı burası değildir. Durağı burası değildir. Yaşayacağı, yerleşik hayata geçeceği yer nasıl burası olsun ki. En uzun ömürlünün 110 yıl 120 yıl yaşadığı bu mekanda yaptığımızı binalardan bile daha çok kalamıyorsak, yani kendi ellerimizle kurduğumuz aletlerden bile, araçlardan, hanelerden bile kısa ömürlüysek nasıl burası bizim mekanımız olabilir. Nasıl gencecik insanlar ölürken, bebekler geçip giderken, dünya da bir nefes alıp göçerken sevdiklerimiz, sevmediklerimizle alem hergün çürürken bu dehşedengiz kainatta nasıl insan huzur bulabilir.

Bir insanın zaten aklı varsa, vicdanı varsa bu hengameye duyarsız kalamaz, bir çığlık atmadan duramaz. Ama içimizde, ama avaz avaz bağırarak her saniye ve her dakika bağırsak derdimizi ancak ifade ederiz ama bu derde bir çare bulamayız.

İşte doğanın acımasız kanunlarını sırf akılla da olsa gören insanlar bakar ve anlar ki bu kurallar akıl, ruh ve vicdan taşıyan bizler için hiç de adil değildir.

Elbette zahiren adil değildir. Zira insan vicdan taşır. İnsan doğa değildir. İnsan vicdanıyla aklıyla, ruhuyla, duygularıyla, ölümü tartabilmesiyle, her akibeti bilmesiyle, herşeyin ismine, cismine vakıf olmasıyla doğadan ayrılır.

İnsan doğaya hükmeder. Çünkü bilir, ister tartar. Çünkü o vicdan sahibidir. O araştırır ve manaları bulur.

Ve insan bu vicdanı ile aklı ile bu kör karanlıklar içinde bir mana olması gerektiğini kendine sorar. Adeta yalvarır çığlık atar. Hayır der hayır bir cevap olmalı.

Allah der, Rab der, Yaradan der. Eski çağlardaki karanlıklarda bir insansa yüzünü başını çizer. Kendine bir tanrı arar mana arar. Kimisi bu çırpıntı içinde yokluk der herşey manasız der, bir mana yok der. Herşey kendiliğinden bir düzendedir der. Ama cevap arar. Herkes cevap arar.

Cevap için atılan bu çığlık mahşeri bir duadır. Çünkü bu gaddar ahvalın bir cevabı, bu ölüm kapısının bir çıkışı, her ayrılığın, her acının, her mecnunluğun bir kavuşması olmalıdır. Bir kurtuluş ışığı, bir müjde, bu karanlığı aydınlatacak bir renk olmalıdır.

Vicdan ah vicdan.

Ne gaddar bir kelime.

İnsanı insan yapan.

Ah ve manasız mana.

O manalı manasızlık.

Hayin bakışlarla çepeçevre sarılmış duygularımız. Sana ne diyen insanların şuursuz iniltileri, hor görmeleri. Herkesin cevabı biliyormuşçasına bilgiçliği ve bilmişliği. Heyhat ne çabuk unuttunuz siz de attığınız çığlıklara. NE çabuk unuttunuz çocukken sorduğunuz muhteşem soruları. ÇAbucak büyüyüpte size cevaplar mı indi. Size bilinmeyen kitaplar mı ulaştıda bu kadar rahatsınız. Bu kadar duyarsız mısınız ölüme, hayata. Ölümü bilen hayatı bilir. Siz ki ölümü unutmuş hayatta olduğunu sanan canlı bedbahtlar.

Siz şimdi bu dünyaya uyum mu sağladığınızı sanıyorsunuz. Oysa ne kadar uyum sağlarsan sağla, en fazla 120. Daha değil.

Kimse bu sorulara bigane kalamaz.  Kimse.

Ve ben ey yolcu bunca kelime yığını bunca bağrış çağrış, bunca sorgu suale rağmen hala kendimle başbaşa ve yalnız. Hala avazı çıktığı kadar sessiz bir çığlıkla bağırıyorum, kendimi duymuyorum:

Ben bu dünyaya ait değilim evet.

Dünyanın kanunlara içimdeki aleme uymuyor. Sonsuzu istiyorum, içimde bir sonsuz aşkı var. Hayallerim sonsuz. Krallığım sonsuz. İsteklerim arzularım sonsuz. Kardeşlerimi istiyorum yanımda. Annemi baba mı. Gidenleri kalanları. Herşeyi ama herşeyi ama hiçbirşeyi şimdi ve tam bu anda istiyorum. Yüce bir Adalet istiyorum. Yüce bir insanlık. İnsanlık ülküsü, insanlık sevgisi, dostluk kardeşlik, uhuvvet. Yoksulluğun bitmesi. HErkesin huzurunu istiyorum. Düşünmek bilmek, çalışmak, okumak, yazmak, üretmek, yapmak, başarılı olmak, başarısız olmak ama yine mutlu olmak, ayakta iri, hay ve daim, birlikte ve ayrı olmak istiyorum. Adalet istiyorum, iyilik istiyorum. Zulüm istemiyorum. Dualar, dualar, dualar, sohbet, muhabbet, uhuvvet istiyorum. Yarenlik istiyorum, hazır cevaplar, neşeler, güzel meclisler istiyorum. Herşeyi istiyor daim istiyor, yanımda istiyorum.

Gelgelim bulamıyorum.

Benim düşüncemin d’sinin yanından geçmiyorsun Dünya.

Senin hangi kanunun bana uyuyor. Kime verdiğin hak, kimden aldığın hak. Senin manan nedir dünya. Ey dünya. Ey Aradığım şey sen bu dünya da değilsin ama ondan da uzak değilsin. Zira burada olmanın bir manası var. Muhakkak bir sırrı var yaşamanın. Muhakkak bizi  buraya atanın Bir bildiği var. Bir Hikmet Var.

Zira içimizdeki bu binbir hisle biz sahipsiz olamayız. Başıboş olamayız. Bizi bu binbir istekle, arzuyla dolu yaratan, bizi bu bilinmedik zalim görünen beldeye atan hesapsız, kitapsız ve manasız atmamıştır. Atmış olamaz.

Zira insan alalede değil. İnsan güçsüz, zayıf ama vicdansız, duygusuz akılsız değil.

İnsan istemekten aciz değil. İnsan sorgulamaktan aciz değil. İnsan koyun değil.

İnsan O’nu buraya gönderene soracak, isteyecek, sorgulayacak. SAbırlı olacak. Küfretmeden, zulmetmeden, isyan etmeden sorgulayacak ve düşünecek.

Ve emin olup bilecek ki insan buraya ait değil.

Zaten her hadise bunu gösteriyor, her hadise her vakit bunu ona başına vura vura öğretiyor.

Dünya sevilecek bir yer değil. Ama dünya manası bilinmeden çekilip gidilecek bir virane de değil.

Sabırla baka baka gidecek insan oğlu. Manayı sırrı anlayacak.

Ey insan sen Doğa değilsin. Senin kumaşın ayrı, senin amacın ayrı, senin varlığın ayrı. SEnin duruşun farklı.

Hiç altın düşmekle çamura değerinden kaybeder mi.

Biz ki düştüysek bu haneye vardır elbet bunda da saklı bir hikaye.

Sırrı bulmak lazım her dem, aramak lazım her an.

Cevap yazılı bir yerlerde amma akıl insana büyük sermaye.

Ey oğul, ey evlat, ey kızan, ey kızım, sen bu dünyanın çilesine bak, sen bu dünyanın manasız yüzüne bak ve O na deki.

Ben Senden değilim. Sen de Benden Değilsin.

Senin Zulmün sana yaraşır, Benim kisi Bana.

Ben Sonsuza MEftunum, Sen sona,

Senin Vaktin Var, Benimse bir Sevenim Var.

Sen Kayıtla hiçliksin, Ben kayıtla yeniden doğmayım.

Bil ki ey gafil dünya, ey kanunlu doğa, Ben sonsuza diktim gözümü,

Aklımda fikrimde o sonsuz belde, geniş vaha.

YEmyeşil bir aydınlığa koşuyorum.

Ben Sahipsiz Değilim.

Emin Ol Bir gün senin Viranene bakacağım,

Ve suratına Tüküreceğim.

İşte diyeceğim hor gördüğün kala.

Şimdi ben nimetlerle donandım,

Çözdüm Dört manayı Hakka dolandım.

Hay adıyla bugün sonsuz olan benim,

Sen ki ebedi bir ezilmişliğe itildin,

Ve Dünya dile gelecek:

Ey geçmiş günlerin yadigarı,

Suçlu ben değildim, suçlu bakışındı,

Kör ben değil sendin

Ben bir vaadde bulunmadım, sen bana dolandın,

Ahu vahu ebedi sandın,

Her kanunumu hak belledin,

Oysa bunlar senin evhamındı,

Üstelik hadsiz düşmanlara kandın,

En büyük düşmanında kendindi,

Heyhat şükret ki manaya vardın,

Ve bu manaya ben de çiledeyken vardın,

Ey talih güneşi kendine gülmüş kişi,

Şükret öyleyse bu hengameye,

Çünkü yolunda eylediğim cefa sana yaradı,

Kalk bak ki şimdi bu nimetlerin

Geçmişin tarlası olan beldenin eseri,

Bana kader topuzu bu yazıyı yazdı,

Ben bana layık olanı yaptım,

Sense Bedbaht olmadın,

Bak şu ilerki beldeye ki ne düşükler vardır,

Onlar ki benle aldanır,

Kimini benden korkuttum,

Kimi hemen küsüp manasız kaçtı gitti,

Kimi herşeyi dünya belledi,

Kimi kanunlarıma taptı, kimi kanun yaptı ben sandı,

Kimi sonsuz sandı bendeki geçimliği,

Şükret sen aldanmadın

Ve gün kararmadı

Tez uyandın bana ait olmadığından

Tez uyandın vicdanın olduğuna,

Tez uyandın insanların bir ve kardeş olduğuna,

Tez uyandın manaya,

Tez uyandın her insanın neyi kanıp kanmadığına,

Tez uyandın düşünmeye,

Tez uyandın ve Tez doğru yola düzüldün,

Tez uyandın, tez inandın, bir yol olduğuna,

Bu dağdağalı mevsimlerimden çıkacak bir patikaya,

Sapmadın, sapıtmadın,

Talih kuşu mu, Yaradan mı yanındaydı,

Bırak artık beni ve şükret şükret ki nimetin her vakit artsın.

Amin.

İşte böyle sürdü dünyayla, sonsuz beldelerin yolcusunun konuşması. Bizi de uyandır, bizi de. Biz de biliyoruz ait olmadığımızı bu beldeye. Biz de biliyoruz hiçbir kanun, hiç bir sınır, hiç bir pranga düşüncelerimize, hayallerimize yuva değil, gem değil. Lakin mapusta sabırdayız, Mapusta, bu hanede ziyaretimizi bekleriz. Terhisi bekleriz. Manayı ararız. Her seste, her ışıkta, her güzel sözde gerçeği güzeli ararız. Ve biliriz ki manayı bilirsek, neden bu hanede olduğumuzu bilirsek bir teselli buluruz, hanemize ışık dolar, aydınlık doğar. Huzur sarar. Bu beldenin hanenin sakinleri huzurla dolar, kardeşlikle kaynaşır.

Yardım Lazım Bize, Bizim Düşüncemizin sahibi, Bu oyunun sahibi, Bu Mananın Sahibi bize yardım et. Çünkü biz buraya ait değiliz.

Amin.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s